Ana içeriğe atla

Nuran Aksoy Tunç Başaran Aşkı

BİRAZ DA EL ELE
Geçtiğimiz hafta bir akşam üstü Dolmabahçe Parkının sahil tarafında el ele tutuşup yürüyen bir kadınla, genç bir erkeği görenler başlarmı çevirip çevirip bakıyorlardı Kadın hiç de yabancıları değildi bakanların. Yıllardan beri beyaz perdede görüp alkışladıkları, ba- zan da kızdıkları ünlü bir sinema artisti, Fatma Girik'ti. Yanındakini pek tanımıyorlardı. Ama o da sinemanın ünlü sanatçılarından biriydi. Alkışladıkları, ya da kızdıkları filmlerin bir çoğunda, yönetici olarak imzası bulunan bir adamdı. Adı Halit Refiğ'di. Belki Halit Refiğ'i şahsan tanımıyorlardı ama, adını son eşi Nilüfer Aydan'ın yarattığı skandallar dolayısiyle gazete sütunlarında çok işitmişlerdi...
Fatma Girik'le Halit Refiğ, yeni çevirdikleri bir film setinden dönüyorlardı. Yorgun argın, belki dinlenmekiçin sahili seçmişlerdi. Üstelikyalnız da değillerdi. Yanlarında Zeki Ökten. Erol Batıbek gibi arkadaşları vardı. Bunda şüphelenecek, kuşkulanacak ne vardı sanki. Ama Halit Refiğ'in henüz başkasiyle evliyken de Nilüfer Aydan'la böyle el ele ıssız yerlerde dolaştığını ve dolaşmanın, onunla hayatını birleştirene kadar uzayıp gittiğini hatırlıyanlar "Acaba, diye sordular kendi kendilerine. Fatma Girik, Nilüfer Aydan'ın tahtına mı oturacak?"
NİSPET OLSUN DİYE
Neriman Köksal'ın yıldırım aşkı ve yıldırım nikahlısı Feridun Kete, daha eşiyle boşanma davasının sonuçlanmasmı beklemeden, Yaşar Güvenir'in baldızı ile nişanlanıverdi. Tören aile arasında Kurtuluş'ta bir evde yapıldı...
Çok dedikodulu bir evlenme yapan Feridun Kete'nin, Neriman Köksal'dan yaşça küçük olması ve eşinin uçarılığı dolayısiyle bu evliliğin uzun sürmiyeceği yolunda kehanette bulunanları zaman yanıltmamıştı... Evlilik gerçekten bir yılı bile doldurmadan sona ererken, Neriman Koksal, kendine evli prodüktörler arasından yeni bir flört seçivermişti...
Feridun Kete’nin de anlaşılan henüz boşanmamış eski eşine nispet yaptığı anlaşılıyor.
GÖZDEN IRAK AMA
Nuran Aksoy’un eski sevgilisi rejisör Tunç Başaran'la araları yine düzelmiş olacak ki biri Erzurum'da, öbürü İstanbul'da her gün şehirler arası telefon hatlarını dakikalarca işgal edip, birbirlerine karşılıklı aşk melodileri fısıldıyorlar. Nuran Aksoy, "Kıratlı Efe" ve "Karacaoğlan", "Kanunsuz Dağlar" filmlerinde oynamak için Erzurum'a gitmişti. Epeyce uzun ve yorucu bir çalışmaydı bu. Yorgunluğunu ancak, Tunç Başaran'ın telefon konuşmalarıyla giderebiliyordu... Böylece Erzurum seyahati,küllendi sanılan bir aşkı yeniden ortaya çıkarması bakımından önejfcıli oldu. Gözden ırak olan, gönülden de ırak olmamıştı bu sefer... Kimbilir, belki de Nuran Aksoy, İstanbul'dan uzaklaşmasaydı, gözünün önünde kalsaydı, genç rejisörün kalbinde bu derece köklü bir taht kuramıyacaktı...
SALINCAĞA BİNİNCE
Perdeden sahneye geçmiş yıldızlardan Nebile Teker, son zamanlarda Ankara Gazinolarında dansözlük yapıyordu. Birkaç gün önce kontrat süresi bittiği için İstanbul’a dönen sanatçı, Ankara'daki son gecesini Emniyet Müdürlüğünde geçirmiş ve çok sevdiği Ankara’dan buruk bir hatıra ile ayrılmıştır...
Gecenin geç saatlerinde seansını bitirdikten sonra bir arkadaşıyla birlikte gazinodan, ayrılan Nebile Teker, çocukluk günlerini hatırlamış olacak ki, yolunun üstündeki Gençlik Parkında, çocuklara mahsus kısma girip, oradaki salıncaklardan birine oturmuş,başlamış sallanmağa. Derken karşısına bir polisle iki bekçi dikilivermiş... "Burada sallanmak yasak. Şimdi ceza keseceğiz. Ver bakalım 10 lira" demişler.
10 lira vermek bir şey değil ama, bu muamele .Nebile Teker'in canını sıkmış... "Haksız yere ceza vermem. Bir çocuk parkında salıncakta sallanmanın cezası olacağmı da sanmıyorum" demiş. Polisle bekçiler hemen dansözü aldıkları gibi Emniyete götürmüşler. Nebile Teker, buna da çok içerlemiş, ama elinden başka bir şey gelmediği için boyun eğmiş.
Başkomser olayı dinleyince gülmüş. "Her halde siz düşer de bir yerinizi incitirsiniz diye düşünmüş olacak arkadaşlar. Yoksa salıncakta sallanmanın bir cezası yoktur" deyip işi tatlıya bağlamış... Bağlamış ama, sanatçının gecesi de haram olmuş...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...