Ana içeriğe atla

Yüksel Uzel Altın Devrini Yaşıyor

Şu sıralar, televizyoncuların en çok ilgi gösterdiği Türk müziği sanatçısı Yüksel Uzel. Gazinocuların da boş bıraktığı yok. Ama o, “Artık yoruldum, dinleneceğim” diyor.
Kısa bir süre öncesine değin mutsuzdu Yüksel Uzel... Yorgundu, huzursuzdu... Festivaller döneminde çevresinde dolaşan dedikodulardan, festivallerdeki skandallara adının karışmasından rahatsızdı... Üstelik 1984 Kasım’ından bu yana aralıksız süren çalışmalar sinirlerini çok yıpratmıştı... Sonunda bir konser sırasında yere yığılıp, kalıverdi... Birçok kişi sanatçının artık aynı tempoyu sürdüremeyeceğini söylüyordu... Doktoru da aynı düşüncedeydi... “Bu tempoya hiç bir bünye dayanamaz. Mutlaka dinlenmelisiniz” diyordu... Ancak Yüksel Uzel “Tamam” demedi... Ve çalışmalarını sürdürdü... “Cumartesi Gecesi”nde de izlediniz; turp gibi şimdi... Üstelik hastalandığı günlerden çok daha yoğun bir çalışma temposunda olmasına karşın... Şu günlerde bir gazinoda sahneye çıkan Yüksel Uzel hayatından çok hoşnut... Yakında dolduracağı bir uzunçaların hazırlıklarını sürdüren assolist, ekrana çıkma konusunda da hayli şanslı... İstanbul Televizyonu’nun solo konser önerisini prensip olarak kabul ettiğini söyleyen Yüksel Uzel, bu hafta da “Hanımlar Sizin İçin” programında yine ekrana gelecek... Yani iki hafta içinde, iki kez televizyona çıkmış olacak...
Gerek televizyon konusunda, gerek sahne, gerek plak konusunda altın devrini yaşayan Yüksel Uzel, bu konuda şunları söylüyor:
Zor günler çok şükür geride kaldı... Kendimi çok iyi hissediyorum... Her şeyden önce moralim çok iyi... Gazinoların birçoğu sinek avlarken, benim programımda bütün masalar doluyor... Bir yıldır aralıksız çalışıyorum... Gazino programları, festivaller, tekrar gazino programları derken çok uzun bir süredir hiç dinlenmeden çalıştığımı farkettim. Bu yüzden Aralık ayından sonra gazino programı yapmayacağım. Yakında bir uzunçalar dolduracağım... Yaklaşık üç yıldır hiç plak doldurmamıştım. Bu uzunçalarda Baki Duyarlar, İrfan Özbakır ve Selahattin Altınbaş’ın eserlerine yer vereceğim”...
Yüksel Uzel, televizyondaki solo konser konusunda da “Bir solo konser önerisi aldım. Ve prensip olarak kabul ettim. Ancak bu programın gerçekleşmesi için gazino programımın bitmesi gerekli. Ses telleri gazino programı sırasında çok yoruluyor ve yıpranıyor... O yüzden şu dönemde bir televizyon konserine hazır değilim” diyor...
TURP GİBİYİM”...
Son zamanlarda çalışmalarının karşılığım aldığım belirten Yüksel Uzel tamamen iyileştiğini söyleyerek “Moralim çok iyi... Bir insanın sağlıklı olabilmesi için de her şeyden önce moral gerekli... Turp gibiyim” diyor...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Ayhan Işık'ın Gözüyle Avrupa

AYHAN IŞIK Avrupa'dan döndü. Uzun süren bu seyahatinde «Kral»ın görüp gezmediği yer hemen hemen kalmamış. Danimarka. İsveç, Almanya. Hollanda. Avusturya, İngiltere... Her gittiği yerden bir iz kalmış. Kimi daha dün gürmüşçesine net; kimi flu fotoğraflar gibi sisli anılar... Beğenip hayran kaldıkları, şaşıp akıl erdiremedikleri, Türk mantığıyle Batılı düşünce tarzına vurduğunda farklı sonuçlara ulaşan olaylar... Bizim mutfağımızdan uzak yemekler, bizim lezzetimizden farklı içkiler, bize ters düşünceler, duygular... Hepsi, ama hepsi kendine yer bulmuş Ayhan Işık'ın anıları arasında; ama az ama çok! «BİR AN MEMLEKET BOŞALDI ZANNETTİM» Ayhan Işık bu seyahatinde bir şeye çok üzülmüş, önce kendini duygulandıran, sevindiren bir ilgi, sonra onu düşünceye sevk etmiş. - «Avrupa'da bu defa en çok dikkatimi çeken şey, orada rastladığım Türklerin çokluğu aldu,» diyor. «Kopenhag'da yemek yerken. Berlin'de kitap, gazete alırken, Münih'te bira içerken, İsveç'te ...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

DÜNYANIN birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik ’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam ’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İsta...

Maximilian Schell Muamması

O evde olduğu zamanlar, herkes koridorlarda ayaklarının ucuna basarak dolaşır. Telefonlar arka odalara kaldırılır. Misafirlerin sayısı azalır. Kısacası evin içine bir korku havası hakim olur. Bazı günler Maximilian Schell'in odasından tatlı piyano sesleri gelir. Bazan da piyanonun sesi değişir, bir dangırtı halini alır. Bazan da odada bir erkek gür sesiyle dünya edebiyatının şaheser şiirlerini okur... Maximilian Schell'in birbirine hiç uymayan garip davranışları, ailesinin fertlerini olduğu kadar yakın dostlarını da şaşırtıyor. Sinema dünyasının bir numaralı aktörlerinden biri olmasına rağmen teklif edilen rolleri kabul etmemek için şirket sahiplerine bin dereden su getiriyor. İyi bir piyanist olduğu halde konser turnelerine çıkmaktan kaçınıyor. Aşağı yukarı bir seneden fazla bir süredir yazdığı piyesin üzerinde uğraşıyor. Piyesi tamamladığı halde oynama hakkını satın almak isteyenlere de «Ben tüccar değilim» cevabını veriyor. Maximilian Schell, iki üniversite, bir konser...