Ana içeriğe atla

Füsun Erbulak'ın Gocuntusu


Tiyatro sanatçısı Ahmet Uğurlu ile yaptığımız yazı dizimiz büyük yankı uyandırdı... Fakat bu yazı dizimizden nedense alınanlar da vardı. Bunların başında da Füsun Erbulak geliyordu... Kendisiyle ilgisi olmadığı halde Erbulak, yayının durdurulması ile ilgili olarak bize dehşetli bir protesto çekti...
Bu hafta ''ikinci bölümünü" sunduğumuz "Ahmet de Yazdı" adlı yazı dizimiz sanat çevrelerinde "olay" olarak nitelendirildi. Ayrıca büyük bir halk kesimi de gazetemize ettikleri telefonlarla bu diziyi çok cesur bulduklarını söyleyerek bizi kutladılar. Ehh... Yaptığımız işin beğenildiğini, ilgiyle izlendiğini gördükçe, biz de haklı olarak gururlandık...
Çünkü Ahmet Uğurlu, Burcu ile yaşadığı aşkından dolayı gündemde idi... Hiç kimse onu bu aşkla ilgili konuşmaya razı edememişti... Ama Uğurlu kalemini eline aldığı zaman bu yazı dizimiz karşılıklı güven içinde oluştu... Bununla birlikte dizi, bazı çevrelerde panik yarattığı gibi, olaylarla ilgili kişiler, kendi isimlerinin veya olaylarının yazılmaması için gerek bize, gerekse Ahmet Uğurlu’ya rica üstüne rica yağdırdılar, araya hatırlı dostlar koydular...
Bu tedirgin ve son derece huzursuz olan kişilerin başında alakasız birisi daha vardı... Ve bu kişi de Füsun Erbulak’ın takendisiydi... Bizim bildiğimiz kadarıyla Füsun Erbulak "60 Günlük Bir Şey" adlı bir kitap yazmış ve iş mahkeme safhasına dönüşünce "yazdığım kitabın kahramanları hayalidir" deyip beraat etmişti.
Ve aynı kişi yani Füsun Erbulak, kendisi ile bir bağlantı yaratarak "hayalle" fazla uğraştığından olsa gerek yazı dizimizin, durdurulması için bir protesto gönderiyor ve tedirginliğini apaçık belli ediyordu. Evet, Erbulak, bu yayının durdurulması ile ilgili noter kanalıyla gazetemize bir protesto
gönderdi ve muhatap kıldığı yerlerden biri de Ahmet Uğurlu idi. Füsun Erbulak protestosunda beraat ettiğini tekrarlıyor ve Ahmet Uğurlu’nun da kitabın kahramanı olduğunu kabul ettirmeye çalıştığını belirtiyor ve dizinin anonsundaki "61. gün ve 190. sayfadan devam ediyorum" ibaresi ile de telif haklarına tecavüz ettiğimizi ve yazı durdurulmazsa gerek cezai, gerekse hukuki takibata geçileceğini bildiriyordu.
Bunları siz sevgili okuyucularımıza anlattık. Şimdi sözümüz protesto sahibi Füsun Erbulak’a: "İlahi Füsun Erbulak... Türkiye özgür bir ülkedir. Herkes yasalara karşı olmamak kaydıyla kitap da yazabilir, roman da, anılarını da... Sen kalktın feminist hareketler adına bir kitap yazdın... Maşallah iyi de sattı... Bu güzel de, tiyatrocu Ahmet Uğurlu, sevgilisi Burcu’yla yaşadığı aşkı anlatan anılarını yazdığı zaman suç mu? İkincisi: Sen ne diye üzerine alınıyorsun... Yoksa kitabında anlattığın şeyler, mahkemede söylediğin gibi hayal ürünü olmayıp gerçek mi? Mahkemeden paçanı kurtarmak için mi hayal ürünü olarak niteleyip yüce Türk adaletini yanılttın? Biz ya da Ahmet Uğurlu, daha "leb” demeden, sen hemen ''leblebi" gibi ortaya düştün?
Gelelim "61. gün ve 190. sayfadan devam" şeklinin senin telif haklarına tecavüzüne... Bunun cevabını, yazı dizimizin içinde bütün kamuoyu görecektir. Ve tabii sen de... Ama gocunduğun yarana merhemi bulman için biraz daha beklemen lazım...
İşto böyle sevgili okurlarımız... Ahmet Uğurlu sevgilisi Burcu ile geçirdiği aşkın anılarını yasaların çizdiği koşullar çerçevesinde yazma ve anlatma özgürlüğüne sahip bir Türk vatandaşı... Rahatsız olan Füsun Erbulak da aynı T.C damgasına sahip... Savları ise kitabında tiksindirdiği kişileri bu defa güldürecek kadar komik...(diğer haberler için aşağıdaki linke tklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Ahu Tuğba'nın Erkeği Kenan Kalav Olacak

Yazın son günlerini yaşadığımız Eylül ayının en büyük sansasyon yaratacak filmini çekmeye hazırlanıyor Ahu Tuğba . Türk - İran ortak yapımı olarak gerçekleşilecek bu filmde Tuğba’nın erkeği Kenan Kalav olacak... Gün artık büyük söz söyleme günü değil... Yoksa ademoğluna öyle yuttururlar ki zamanı ve yeri gelince... Nasıl mı? Alın size en canlı en güzel örneği. Daha bir hafta öncesine kadar Kenan Kalav’la film çevirmeyeceğini, hiç bir şekilde görüşmediğini önüne gelene söyleyen Ahu Tuğba üç gün önce Türk - İran yapımı bir filmde genç aktörle oynamayı kabul etti. Peki söylediği o kadar lafı nasıl yuttu dersiniz? Nasıl olacak 8 milyon Türk Lirası’na. Evet bugün Türk sinemasının zirvedeki yıldızları Türkan Şoray ’ın, Hülya Koçyigit ’in, Müjde Ar ’ın alamadığı ücreti bir film başına alarak yine ol vay kadın oluverdi Ahu Tuğba. Geçtiğimiz haftabaşı yaptığı anlaşmadan sonra nakit 8 milyon lira aldığının çabası, bir de hakaret ettiği, hor gördüğü Kenan Kalav’la kamera karşısına geçmeyi...

Meral Zeren Savaşa Böyle Girecek

14 yıldır sinema dünyasında şöhret kavgası veren Meral Zeren iki yıllık aradan sonra yeniden kamera karşısına döndü. Başrolünü oynadığı “Çiçek” filminde bile yarıçıplak sevişmeyi, öpüşmeyi kabul etmeyen yıldız ilk kez yeni şöhret politikasını ŞEY’e anlattı ve yine 14 yıldır gizlediği seksapelini ŞEY objektifine sergiledi. Ve sonunda 14 yıldır süren bir namus davası daha bitti. Ama bu dava iki kişi arasında değil bir kişinin ruhundaki iki ayrı kişiliğiyle sürdürdüğü anamus davasıydı ve bu kişi de sinemanın güzel yıldızı gazino sahnelerinin aranılan şarkıcısı Meral Zeren’di. Evet, şimdi bir hafta öncesine göre ruhen büyük değişime uğramış bir Meral Zeren var artık. İki yıllık aradan sonra tekrar Yeşilçam'a dönen ve başrolünü oynadığı “Çiçek” adlı filmde bile yarıçıplak yatağa girip sevişme sahnesine “Hayır” diyen Meral Zeren yok artık. Günün şartlarına, günün sinema anlayışına göre sanat kumarını kurallarıyla oynamayı kabul eden bir Meral Zeren var. Ve bu Meral Zeren eski Mera...

Önder Somer'in Şansı Açıldı

İstanbul'un Caddebostan, Suadiye ve Bostancı semtlerinin bu mevsimde sesiz, yalnız bir havası vardır. İnsana huzur, biraz da hüzün veren bir havadır bu... Hele hava yağmurluysa, hele yapraklar rüzgarın tesiriyle oradan oraya uçuşuyorsa... Biz de şubat ortasında, böyle bir akşam üstü, Caddebostan Plajyolu Mehtap Sokağında 33 numaralı evde oturan Önder Somer 'in evini arıyoruz. Etraf tenha. On dakikadır yürüdüğümüz halde yolda ya iki insan gördük, ya da üç... Sert lodos rüzgarı kulaklarımızı sağır edercesine uğulduyor... Kapıda bizi Önder Somer karşıladı. İki yaşındaki oğlu Öner de sırtında. Tıpkı babasına benziyor. Hani derler ya: «Hık demiş, burnundan düşmüş!» diye, öyle işte. - «Buralarda ne işin var?» dedik. «İki saattir yoldayız!» Bir süre yüzümüze bakarak güldü: - «Hele bir oturun bakalım,» dedi. «Bir yorgunluk kahvesi içelim, sonra konuşuruz.» Oturduk, kahvelerimizi içtik... Önder Somer anlatmaya başladı: - «İstanbul tarafını hiç sevmem. İnsan...