Ana içeriğe atla

Telif Haklarını Korumak İçin; “BESKO” Yasaları


Yılların kanayan yarası telif haklarını korumak için kurulan “BESKO” yasaların yapamadığını getirdiği sistemle etkin bir şekilde gerçekleştirecek. BESKO gerektiğinde kanuni mercilere de başvuracak...
Türkiye'de 1850 yılında bu yana "Telif Hakları Yasası''na ilişkin tam 9 kez düzenleme getirilmiş olmasına karşın uygulamada bir türlü yürütülememiş, eser sahipleri yurt içinde ve dışında tamamen korumasız kalmışlardı. İşte geçtiğimiz günlerde müzikten doğan telif haklarının kabul ettirilebilmesi, hak sahiplerini bir çatı altında toplamak, kesin sonuca varabilmek ve hakların kanunlar şemsiyesi altında takip edilebilmesini sağlamak için Beste Koruma TAŞ (BESKO) adı altında yeni bir şirket kuruldu. ART., avukat Doğan Fikret Aykan, Atilla Özdemiroğlu, Engin Tunaşar, Dr. Alaeddin Yavaşça ve A. Cahit Barış’ın kurucusu oldukları BESKO kendilerine başvuran tüm bestekar, söz yazarı, adaptör, aranjör ve editörlerin haklarını gerektiğinde kanuni mercilere de başvurarak koruyacak. Şu anda bünyesinde üye olarak Atilla Atasoy, Selahattin İçli, Zülfü Livaneli, Atilla Özdemiroğlu, Ali Kocatepe, Buğra Uğur ve Tuğrul Dağcı’nın bulunduğu BESKO’nun kurucularından Cahit Barış amaçlarını da şöyle açıkladı...
- ''Yurt içinde ve Evren’de korumasız kalmış olan Türk müziği eser sahiplerinin mali ve manevi haklarını korumak; yabancı eser sahiplerinin haklarını da karşılıklı anlaşmalarla korumak; kaliteli eser üretimini teşvik etmek; eser kullanıcılarda gerekli fikri oluşumu ve olumlu davranışı sağlamak; hakların kullanılması, koruma bilincinin gelişmesi ve yerleşmesi için her türlü çalışmayı yapmak, müzik sanatının ve yaratıcılannın gözetilmesi için yurt içinde ve dışında faaliyet gösteren kuruluşlarla işbirliği yapmak; müzik ürünlerinin gelişmesi ve türlerinin korunması için gerekli her türlü girişimde bulunmak ve eser sahiplerinin sosyal güvenliğinin temini açısından resmi ve gayriresmi kuruluşlarla devamlı ilişkide bulunmak."
Eser sahiplerinin kanayan yarası telif hakları konusunda geçirilen her günü kayıp olarak gören, dünyada uygulanan ücret reçeteleri ve hak sahipleri arasındaki bölüşüm oranlarını benimseyen, sistemin süratli ve sağlıklı çalışması için bilgisayar ile donatılan BESKO plak, bant, radyo, TV, video, sinema, gazino, diskotek de dahil olmak üzere müzik kullanan her türlü işletmede eser sahiplerinin haklarını arayacak ve eserin kaç defa kullanıldığı bildiriminden sonra elde edeceği telif hakkı ücretini de eser sahiplerine dağıtacak... (diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...