AYŞE trenin
penceresinden dışarı baktı. Tek tük ağaçların göründüğü
büyük ve sessiz bozkır önünde uzanıyor, tan uzaklarda bir iki
yıkık evin görüldüğü fakir köy göze çarpıyordu.
Büyük bir hızla tüm
görüntüleri geride bırakan tren, yeni ve değişik olana doğru
koşuyor, her şey sanki bir film seyreder gibi önünden geçip
gidiyordu.
«Ne kadar tekdüze bir
görürdü» diye aklından geçirdi. Yoksa kendi iç dünyası şu
anda çelişkilerle doluydu da bu yüzden mi her şey böylesine
monoton geliyordu ona?
Başını çevirdi.
Yanında oturan hiç tanımadığı sarışın, gözlüklü, toplu
kadına baktı. Kendine bakıldığın hisseden kadın sevinçle
döndü, ona gülümsedi. Konuşkan olduğu her halinden belliydi.
Yanında bu hiç sesini çıkarmadan oturan, yüzünü dönüp ona
bir kez olsun bakmayan komşusundan bıkmaya başladığı belliydi.
Ayşe, onun tüm ümitlerin yıkan bir bakışla baktı yüzüne.
Sonra başını tekrar cama döndürdü. Bir an, içinde sevinç
hissetti. Kadının şaşkın ve hayal kırıklığına uğramış
halini görmese dahi sezinlemişti. İstese şu anda onunla konuşur,
uzun uzun sohbet ederdi. Emindi ki o da, ona çocuklarından, eşinden
hatta hatta pişirdiği yemeklerin lezzetinden söz edecekti. Sonra
ona nerede oturduğunu, ailesini ve buna benzer pek çok soruyu
yöneltecekti. Böyle bir konuşma şu anda Ayşe'yi
ilgilendirmiyordu. Başka bir zaman olsa hoşuna giderdi herhalde.
Çünkü insanları severdi genelde ve onları tanımak, yaşantıları
hakkında bir şeyler öğrenmek son derece hoşlandığı bir
olaydı. Ama şimdi tek bir sese dahi tahammül edemezdi.
.................................
Tren hızla bir tünele
girdi. İçeride sadece lambaların ışığı hüküm sürdü birkaç
dakika. Sonra yine gün ışığı tüm gücüyle ortaya çıktı ve
karanlıklar aydınlığa boğuldu... Bu kez üzerleri çalılarla
kaplı tepelerin arasından geçiyordu tren. Başını kaldırdı
gökyüzüne baktı. Mevsimin griliği içindeydi gökyüzü.
«Biran önce varsam»
diye düşündü.
Biran önce varsaydı
gideceği yere. Varsaydı da bu sıkıntılı bekleyiş bir an önce
bitseydi. Ne olacak merakı bitseydi bir an önce.
«Ne olacağı mı var?
Ben de ne kadar kuruntuluyum. Vardığım saatte mutlaka evde olması
gerekir. İşinden uzun süre önce dönmüştür herhalde.
Televizyonun karşısında oturuyordun Şaşırır mı beni görünce?
Şaşırır tabii. Sevinir mi? Tabii sevinir. Ondan ayrıldığımda
ne kadar da üzülmüştü.»
Ayşe üç yıl önce
evlenmişti Can'la. Ailesi uygun görmüştü. O da kabul etmişti.
Sevmek ya da sevmemek diye bir düşünceye kapılmamıştı.
Bilmiyordu... Duygularını hiç tahlil etmemişti. Can, onun hep
üstüne düşerdi. Ne istese alır, bir dediğini iki etmezdi. Ama
bütün bunlar Ayşe'ye son derece doğal geliyordu. Tahsilliydi Ayşe
eşinden. Ve güzeldi de. Yolda yürürken herkes dönüp bakardı.
Bilirdi güzel olduğunu, gururluydu, kendinden emindi. Doğal değil
miydi eşinin onun üzerine bu denli düşmesi?
Ancak yaşam Ayşe'ye
öylesine tekdüze gelmeye başlamıştı ki... Hiç yoktan tartışma
çıkarır olmuştu. Ama olsun, nasıl olsa eşi hep alttan almıyor
muydu? Bir gün yine hiç olmayacak şeyden bir tartışma çıktı.
Ve Ayşe bavulunu topladı, «Ben gidiyorum» dedi. Başka şehirde
oturan ailesinin yanına gitti. İlk birkaç gün iyiydi. Sanki
tatile gelmişti. Nasıl olsa Can onu aramayacak mıydı? Bekledi...
Hayır, arayan olmadı. Kızdı bu kez. Ve kızgınlıkla bekledi.
Yine kimse yoktu.
...............................
«Aradan tam altı ay
geçti» diye düşündü Ayşe trenin penceresinden bakarak.
«Kendini naza mı çekiyor acaba? Pekala ailemin yanına gittiğimi
biliyor.»
Böyle düşünüyordu
Ayşe. Şimdi gidecekti, kapıyı çalacaktı... Ve Car, açıp ondan
özür dileyecekti.
Yine de kendinin geri
dönmesinden pek hoşlanmadı. Onun gelmesi daha iyi olurdu, daha
hoşuna giderdi Ayşe'nin...
................................
Aşağıda adını dahi
bilmediği bir ırmak akıyordu, etrafına canlılık kata kata...
Sırayla dizilmiş kavaklar mevsim gereği yapraklarını
dökmüşlerdi. Aslında hüzünlüydü manzara bu kış ortasında.
«Bugünlerde duygusal
mı oldum acaba?» dedi kendi kend'ne. Ve birden aklına yanındaki
kadın geldi. Onun gönlünü almanın zamanıydı. Zaten sıkılmıştı
kara kara düşünmekten. Döndü; «Merhaba» dedi. «İyi
yolculuklar.»
Kadın sevindi,
gözlerinin içi güldü.
«İyi yolculuklar»
dedi ve sonra bilinen soru geldi; «Nereye gidiyorsunuz?»
Konuşma devam etti,
uzadı, uzadı... Taa ki istasyona varıncaya dek. Ayşe tüm
sevimliliğiyle, tüm cana yakınlığıyla, tüm konuşkanlığıyla
önceki soğuk duruşunu çoktan unutturmuştu. Ayrılırlarken çok
eski birer dost gibiydiler.
................................
Hava kararmıştı.
Tuttuğu taksi evinin önünde durduğunda oturdukları kata baktı
Ayşe. Evet, ışık yanıyordu.
«Evde» diye düşündü.
«Beni görünce ne yapacak acaba? Sevinecek tabii. Acaba içeri
girince önce bir kavga etsem mi? Yo, hayır, bu seferlik gerek yok
buna.»
Ve zili çalmaya
başladı. Bir an kendisi de şaşırdı. Kalbi öylesine hızlı
çarpıyor, içinde nedenini kendisinin de bilmediği öylesine büyük
bir heyecan, sevinç karmaşası vardı ki...
«Kendine gel Ayşe»
dedi. «Ne oluyor sana böyle?»
Zili bir kez daha
çaldı. Ve kapı açıldı.
«Buyrun» dedi bir
ses.
Bu kimdi? Baktı
Ayşe... Hiç tanımadığı bir kadın... O anda aklından binbir
soru geçiverdi... Yoksa başka bir. yere mi taşınmıştı?
«Kim geldi?»
Can arkada duruyordu.
Bir an şaşırdı Ayşe. Bekti... Gerçeği kavraması an meselesi
oldu. Konuşmadı, konuşamadı...
Merdivenleri hızla
indi. Şoför bagajdan bavulunu çıkarmaya çalışıyordu.
«Koy onu yerine»
dedi. «Gidiyoruz».
..................................
Elindeki mutluluğu
kaçrrmış mıydı? Acaba hata kendinde miydi? Seviyor muydu? Yoksa
nefret miydi şu andaki duygulan...
Yüzlerce soru içinde
yapayalnızdı Ayşe. Üzgündü, mutsuzdu. Geriye dönmek
istiyordu...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder