1960'LARIN
peşine hep 3 rakamının geldiği günler... Takvimlerde iri iri
rakamlarla hep «1963» yazıyor. Kuzguncuk'taki bir genç kızın
hayatını renklendiren önemli olay sona ermiş. Büyük ümitlerle
gittiği Konservatuvar'dan ayrılıp İstanbul’a gelmiş...
Denizler yosunlu, günler gri, mevsim yağmurludur Hülya için...
Aradan
7 yıl geçmiştir. Hülya. «Kuzguncuklu Hülya» değildir artık.
Bu 7 yılı büyük başarılarla doldurmuş, gazetelerin magazin
sayfaları, mecmua ciltleri bu başarılarına tanık olmuştur. Oysa
1963 yılından önce Hülya'nın ismine gazetelerde, dergilerde
rastlanmazdı. Resmi ise bazan, «Çocuk yıldızlarımızdan Nilüfer
Koçyiğit ablasıyla görülüyor.» resimaltıyla geçiştirilirdi...
Ya bugün? Hülya ile ilgili başlıklar başlık olmaktan çıkmış,
anı klişesi gibi çakılıp kalmıştır okur hafızasında:
«Hülya
Koçyiğit evliliğin eşiğinde.»
«Hülya
Koçyiğit'in beyaz atlı prensi belli oldu: Selim Soydan!»
«Gülşah
doğdu.»
Gariptir!
Bir zamanlar, «Hülya Koçyiğit mi? Haa, şu yeni artist,»
diyenler bile bugün «Gülşah» dendi mi hemen hatırlıyorlar:
-
«Eveeet, tanıyorum. Hülya Koçyiğit’in kızı!»
Kuzguncuklu
Hülya’dan, milyonlarca hayranı olan Hülya Koçyiğit'e uzanan
köprünün adı «SES Mecmuası 1963 Sinema Artisti Yarışması»dır
ve bu köprünün tam orta yerinde sinemamızın en büyük
olaylarından biri durmaktadır: «Susuz Yaz».
BİR
YILDIZ DOĞUYOR
«Aşık
Nehri» filminin (ki bu filim bir Cinderella Uyarlamasıdır) setinde
ışıkların yapılması için ara verilmiş. Bu «aradan»
faydalanarak Hülya Koçyiğit ile konuşuyoruz. Yanımızda Cevat
Kurtuluş. Suna Pekuysal, Ayşin Atav ve rejisör Orhan Aksoy var.
Aksoy'un yanımızda bulunması ikimiz için de şans!.. Çünkü
Orhan Aksoy Hülya'nın seçildiği yarışmanın jürisinde
bulunmuş, yarışmayı başından sonuna kadar izlemiştir. Bu
bakımdan arada hatırlatıcı şeyler söylüyor bize, yardımcı
oluyor...
YARIŞMA
ÖNCESİ
Bir
yarışmaya girenlerin çoğu kazanınca daima bir «tereddütten
bahsederler. «Yarışmanın ilanım okuyunca, önce bir süre
düşündüm. Gireyim mi, girmiyeyim mi dedim kendi kendime, sonra
girdim,» derler... Hülya'nın sinema hayatında «Bir Tereddüdün
Romanı» yoktur. O zaten sinemaya girmek, artist olmak istemektedir.
Bu emelle Konservatuvara girmiş, bu emelle filimcilikle uzaktan
yakından ilişkisi olan dostlarına başvurmuştur. Bu bakımdan
SES'in «Sinema Artisti Yarışması» yaptığını duyunca hemen
bir fotoğrafhaneye koşar; biri önden, biri yandan, biri de boy
olmak üzere 3 fotoğrafını çektirip babasıyla birlikte (o
günlerde Sedat Koçyiğit Bey henüz Hakkın rahmetine
kavuşmamıştır) idarehanemize getirip, «Özel Kutu»ya atar.
Hülya
«resmini» kutuya atadursun, burada bir parantez açıp mangalda kül
bırakmıyacak gibi kuru sıkı atanlara bir «olay» cevap versin.
Bir yanlışı düzeltsin, bir konuda yeni yarışmalara
katılacaklara şevk versin... Nedir yarışma öncesi. Hülya’nın
durumu? Şudur: İşin başında Hülya çok şanslıdır. Belli bir
eğitim gölmüş, Konservatuvar'da okumuştur. Kardeşi Nilüfer
Koçyiğit birkaç filimde oynamış küçük bir tiyatro
sanatçısıdır. Bu bakımdan sanat çevrelerinde epey dostları,
arkadaşları vardır Koçyiğit ailesinin. O bir yana, Hülya
sevimli, sempatik bir genç kızdır ve «birinci» seçilmek için
bütün özelliklere sahiptir. Bu özeliklere dost, ahbap gayretleri
de eklenince «aday» hemencecik birinci oluverir değil mi? Bu
sorunun cevabını olaylar vermiştir. Ajda Pekkan’ın birinci
seçildiği yıl binlerce yarışmacı arasında finale kalan
Hülya'nın sıfatı «ikincilik» tir. Bunu tek bir şekilde
yorumlayabilirsiniz: SES'in yarışmalarında yan etkiler (hadi şunun
daha açığını söyleyelim: torpil) yoktur.
Bugün
nedir Hülya Koçyiğit’in Türk sinemasındaki durumu nedir:
Bunun
cevabı da tektir, bankodur: Hülya Koçyiğit bugün Türk
sinemasının ikinci kadın yıldızıdır. Yarışmada ikinci olan,
genç kız yarışmanın kendine verdiği bütün avantajları iyi
kullanmış ve Türk sinemasına kendini kabul ettirmiştir. Bunu da
yorumlayalım isterseniz: SES Sinema Artisti Yarışması’nda
derece almak önemlidir tabii, ama işin asıl zor tarafı derece
alana bağlıdır. Eğer o şansını iyi kullanırsa yarışmadaki
derecesi ne olursa olsun, sinemada bir yere gelebilir.
SÖZ,
HÜLYA KOÇYİĞİT’TE
-
«Yarışma devam ederken ilk filim teklifimi de aldım... Metin
Erksan daha önce Nilüfer'i oynatmıştı. Beni oradan tanıyordu.
Susuz Yaz filmi için bana teklif yaptı. Bu arada yarışmanın
canlı elemesi de bitmiş, biz finale kalmıştık. Bayramoğlu’nda
tecrübe filimlerimiz çekildi.»
-
«Tecrübe filminden kalmış bir anı var mı?»
-
«Olmaz olur mu? Anı değil anılar var... Ama ne zaman düşünsem
yarışma anılarımı bir heyecan perdeler. Çok heyecanlanmıştım.
Bakın işte bir tanesi: Saçlarım iyice kısaydı. Biraz
zayıftım... Sahilde filmimiz çekilirken bir ara Murat Köseoğlu
yanıma geldi:
«—
'Bayan Hülya,' dedi. 'Biraz kilo alın, saçlarınızı da azıcık
uzatın. Size filimlerde oğlan çocuğu rolü vermiyeceğiz, başrol
oynatacağız!'
«Saçlarım
uzadı... Zayıflığım gitti. Sonra da başroller oynamaya
başladım.»
Bu
arada Hülya bir sigara yakıyor. Bu boşluğu Orhan Aksoy anıları
ile dolduruyor:
-
«Yarışmanın başından sonuna kadar Ajda’yla Hülya birincilik
için çekişmişlerdi. Yanlış hatırlamıyorsam Ajda 1-2 oy
farkıyla birinci olmuştu o yıl. Bayramoğlu’nda alem vardı. 4
kamera, 6 rejisör çalışıyor, neticenin olumlu olması için
hepimiz uğraşıyorduk.»
Sonra
sözü yine Hülya alıyor:
-
«İlk filmimi, «Susuz Yaz» ı Bademler Köyü'nde çektik. Filim
Berlin’de «birinci» olunca hepimiz çok sevindik. Sonra filimler
peş peşe geldi işte.»
Hülya
Koçyiğit gerçekten şanslı yıldızdır. «SES Sinema Artisti
Yarışması» nda ikinci olması, «Susuz Yaz» gibi «bütün
zamanların en iyi filimlerinden» biriyle ve Metin Erksan gibi
«işinin ehli, oyuncu yönetiminde usta» bir rejisörle çalışması
da bir şantır. Ama «Yiğidi öldür, hakkını yeme,» derler. O
da bu şansını, kullanılabilecek en iyi şekilde kullanmış,
bugünkü yerine bileğinin hakkı ile gelmiştir.
HÜLYA
KOÇYİĞİTTEN 1970 YARIŞMACILARINA TAVSİYELER
Röportajımızın
sonunda Hülya’ya, «Bu yıl SES yeni bir yarışma düzenliyor. Bu
yarışmaya katılmak isteyenlere neler tavsiye edersiniz?» diyoruz.
Hülya kendi kendine sönen sigarasını tablaya bıraktıktan sonra
başlıyor:
-
«Heyecan, yarışmada en önemli rolü oynayan faktördür. SES'in
Sinema Artisti Yarışması'na girecek arkadaşlara ilk tavsiyem şu
olacaktır: Heyecanlarını imkan nisbetinde yenmeye çalışsınlar.
Öyle ya, SES’in yarışmaları bir sportif müsabaka gibidir.
Yarışmaya girmek bile başlıbaşına bir şereftir ve yarışmada
derece alıp almamak ikinci planda kalır. Sonra birinci olamayanlar
da pek fazla üzülmesinler. «Birinci» olmak sadece ilk günler
için önemlidir. Finalist olmak bile başlıbaşına bir başarıdır,
bir şanstır. Finalist olanlar şanslarını iyi kullanmaya gayret
etsinler. Şu anda bu konuda başka bir şey aklıma gelmiyor, ama
ben yarışmaya gireceklere değil de, sinema yıldızı olmak
isteyenlere bir şey tavsiye edeyim: Sinema artisti olmak
istiyorsanız muhakkak «SES’in Sinema Artisti Yarışması» na
katılın. Bizler, SES'in yarışmalarıyla Türk sinemasına
girenler, «Sinema yıldızlığına giden en garantili yol SES’in
yarışmalarından geçer» sloganının canlı birer örneği değil
miyiz?»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder