Ana içeriğe atla

Filiz Akın İlker İnanoğlu ile Keyifte

«Sinema yıldızı» deyimi dünyanın her yeri için ortak birçok özellikler taşır. Halka en yakın sanat olan sinemanın en popüler kişisi «yıldız» dır. Hayatı, özellikleri en küçük teferruata varıncaya kadar bilinir. Kazancı, her memleketin kendi indeksleri içinde yüksektir. Daha doğrusu «sinema yıldızı» demek, «emeği en pahalı olan» kişi demektir. Hayatını hiç bir zaman sadece kendisi için yaşamaz. Yaşantısı iyice kısıtlıdır. Buna mukabil rahat bir ömür sürer. Arabası altında, televizyonu evinde, yüzme havuzu bahçesindedir.
Türk sinemasının yıldızları da genel çizgileriyle bu ortak özelliklerin birçoğunu paylaşırlar. Örneğin hemen hepsinin arabası vardır, hayatları en küçük teferruatına kadar hayranları tarafından bilinir. Kimin neyi sevip sevmediği, hangi renkten hoşlanıp hoşlanmadığı sinema seyircileri tarafından malumdur. Televizyon deneme yayınları başlar başlamaz, yıldızların oturduğu evlerin damlarında çatallı antenler boy göstermiştir. Buna mukabil bizim yıldızların hiç birinin yüzme havuzu yoktur. Denizsiz Hollywood'da havuzsuz yıldız evine rastlanmayışı belki bir zorunluluktur, ama bizim yıldızların evinde havuz olmayışını böyle bir zorunluluğa pek bağlayamazsınız...
Pardon!... Yukarıda yanlış söyledik. Bizim yıldızların hiç birinin evinde yüzme havuzu bu yaza gelinceye kadar yoktu. Oysa şimdi Filiz Akın’ın Kanlıca’daki yazlığının bahçesinde genişçe bir yüzme havuzu var. Havuzun boyu 8, eni 4 metre. İçi ve kenarları mavi mozayiklerle bezenmiş. Duvara yakın kısmına dört basamaklı bir merdiven yapılmış. Bir motor devamlı olarak denizden aldığı suyu havuza veriyor, böylece havuzda devamlı olarak «taze deniz suyu» bulunuyor.
Kanlıca'da, denize bitişik bir yalıda oturan Filiz Akın, bahçedeki bu havuzun «yapılış sebebini» (Çünkü havuzla deniz arasında çok çok 5 metre mesafe var) şöyle açıklıyor:
- «Türker bu havuzu yaptırırken önce İlker'le, Berker'in (Rejisör Türker İnanoğlu’nun kardeşi, prodüktör Berker Inanoğlu) çocuklarını düşündü. «Aklımız her dakika denizde olacağına burada emniyetle yüzerler,» dedi. Ama şimdi bu havuzdan çocuklar kadar biz de faydalanıyoruz. Boğaz malum... Çoğu zaman deniz dalgalı oluyor... Bazan gemiler mazot bırakıp suyu pisletiyor. Öyle durumlarda ben de havuzda 'denize' giriyorum.»

Havuzda iki dev balıkla, bir de kanatlı kuş var. Tabii bunlar plastik, havayla şişen cinsten oyuncaklar. İlker en çok «kanatlı kuş» unu seviyor. Bir prens edasıyla «kuşuna» binip havuz içinde devamlı turlar atıyor...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...