Ana içeriğe atla

Arzu Okay İş Kadını Oldu

Ak kağıt kara kalem... Biri, beyaz mı beyaz; yeni doğmuş çocuğun yüzü gibi, tertemiz, yalçın tepelerdeki ayak basılmamış karlar kadar beyaz... Öteki kara... Zifir geceler gibi, kötülerin iç dünyaları kadar kara kapkara, o kadar kara...
Birbirine bu kadar zıt, iki ayrı dünyayı hatırlatan bu iki insan, elbette bir bedende, bir vücutta yanyana bir arada yaşayamazlardı.
Bir tek bedende iki ayrı Arzu Okay...
İki ayrı kutuptan, iki ayrı yaşamdan, iki ayrı Arzu Okay; ikisi bir bedende bir arada, aynı zamanda yaşayamazlardı ve yaşayamadılar da...
Uzun süre aradık bir tek röportaj için Arzu Okay'ı... Her şeyden kaçıyordu; eski çevresinden, sinemadan, sahneden, objektiflerden ve 6 yıl peşini bir an olsun bırakmayan seks filmleri oyuncusu eski Arzu Okay'dan...
1970 yılında bir gazetenin açmış olduğu «Sinema Güzeli» yarışmasını kazanarak sinemaya geçmişti. Aynı yıl İtalya'ya gitmiş ve orada yapılan Avrupa Sinema Güzeli yarışmasında da dördüncü olmuştu, ilk filmi «Ölünceye Kadar» da başrolü Ayhan Işık'la paylaşmıştı. Sonra filmler filmleri izledi. Melodram, avantür, kovboy, köy filmleri... Artık sinemanın aranılan masum genç kızlarından biri olmuştu. Ve işte bu arada sinemada seks filmleri furyası başladı. Yıl 1974'dü. O da ister istemez kendini bu furyanın içinde bulmuştu...
«İlk önce oynamak istemedim... Fakat başka bir seçeneğim yoktu.. Günkü onbeş yaşımda sinemaya girmiştim. Sinema oyunculuğundan başka mesleğim yoktu. O zamana kadar birikmiş bir param da yoktu; çünkü o zamana kadar kazandığım para ile ancak geçinebilmiştim. Ekonomik nedenlerle bu işe girdim. Önce mayo ile, bikini ile başladım. Fakat hiçbir zaman porno türü bir film yapmadım. İşte tam bu sırada sahneden teklif geldi. Çünkü bu seks filmleri sayesinde birdenbire flaş isim olmuştum. Ve 1976'da ilk kez sahneye çıktım. Bir yıl sonra sahneden de nefret ettim. Günkü gazino kulislerinde dönen ayak oyunlarına ben ayak uyduramamıştım. Ve bu kez adeta kaçarcasına Londra'ya lisan öğrenmeye gittim. Orada dört buçuk ay içinde kendimi buldum. Amacım lisan öğrenmenin yanında çevreden kopup kurtulmaktı. Günkü herkes beni seks artisti Arzu Okay olarak görüyordu. Arzu iyi kızmış, iyi yemek pişirirmiş, karakteri şuymuş, buymuş kimse bunları düşünmüyordu bile, herkes benim sadece fiziğim ile ilgileniyordu. Ve film artisti Arzu Okay'a karşı, önce bende bir nefret, sonra da iğrenme ile karışık bir duygu belirdi. Ve Londra'da kendimi buldum. Orada, tam bir talebe havasında, yaşayamadığım en güzel günlerimi yaşadım. Kimse beni tanımıyordu.»
Londra'dan Arzu Okay bambaşka duygular içinde döner. O, artist Arzu Okay'ı tam anlamıyla yok edebilmek için kendi kendiyle, çevresi ile büyük bir mücadeleye girer. Ve daha önceden yaptığı bir anlaşma gereği altmış günlük bir Anadolu turnesine çıkar. Bu turne artist Arzu Okay'ın sanat hayatını noktalayan son çalışması olur. Ve turne dönüşü her şeyden elini ayağını çeker. Artık «Artist Arzu Okay» ölmüştür.

«Son üç yıl içinde bir adam girdi hayatıma, şimdi çok şeylerimi ona borçluyum. Benim, yani yeni Arzu Okay’ın doğuşu biraz da onun sayesinde oldu. Evde oturarak, ev işi yaparak, evimle ilgilenerek, dünyada bir kadına yaraşır en güzeı şeyin, ev kadınlığı olduğunu öğrendim. Bir kadının, evinin kadını olması kadar güzel bir şey düşünemiyorum. Şimdi iş hayatına da atıldım. Güzel bir işim, iyi bir çevrem var. istediğim gibi huzurlu ve güzel bir düzen kurdum kendime. Eskisi gibi, sahnedeki ve sinemadaki kadar kazanmıyorsam bile, şu andaki mutluluğum ve huzurum yüzbin kat daha iyi. Bu mutluluğu milyonlara değişmem.»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...