Ana içeriğe atla

Charlton Heston "Tarzan" Oldu

İnsanlar artık feza elbiselerini giyip feza gemilerine atladılar mı, komşu kapılarını dolaşır gibi fezadaki gezegenleri dolaşıyorlar. Bugün için artık Ay'a, Venüs gezegenine gitmek çocuk oyuncağı gibi bir şey oldu... İnsanlar, fezada başka dünyalar kurmak istiyorlar.
Gün geçmiyor ki, dünyanın çeşitli feza alanlarından çeşitli gezegenlere feza gemileri kalkmasın. Gözüpek delikanlılar, genç kızlar feza gemilerinde çalışmak için sıraya giriyorlar.
İşte bu gözüpek feza pilotlarından biri de Amerikan sinemasının yirmi yıllık aktörü Charlton Heston... İnsan rüyasında Charlton Heston'u feza pilotu kılığında görse inanası gelmez... Yıllar yılı birbirinden ünlü kişileri beyazperdede başarıyla canlandıran Charlton Heston bile feza kıyafetini giyindikten sonra aynada hayalini seyredince gözlerine inanamamıştır ya neyse...
Evet, Charlton Heston, gıcır gıcır feza elbiselerini giyinmiş, gemisinin yanında hazır bekliyor. Adamları da uzun sürecek bir yolculuğun son hazırlıklarını yapıyorlar. Biraz sonra geminin mürettebatı içeri girecek ve bundan sonra aylarca sürecek bir feza yolculuğu başlayacak. Charton Heston’un başkanlığındaki feza heyeti gökyüzündeki sayısız gezegenlerden birine gidip orada bilimsel araştırmalar yapacak.
Fakat insanlık hali bu. Bilgini de, cahili de elbet bir gün bir hesap hatası yapabilir. Netekim Charlton Heston'un gezegen yolculuğunu tertipleyen bilginlerden birinin de küçük bir hatası ekibinin fezada başka bir gezegene inmelerine sebep olunca durum karışır... Charlton Heston ve arkadaşları yabancı gezegende kendilerine yardım edecek birilerini aramak isterlerken karşılarına kimler çıksa beğenirsiniz? İnsan kılığına girmiş bir sürü maymun!... Hepsinin de kılığı kıyafeti yerinde!...
İnsanın gelişmiş bir maymun olduğu iddiasını düşününce içiniz rahatlıyor, değil mi? «Hah» diyorsunuz, «Kahramanımız Charlton Heston fezanın en ücra köşesinde de insanlara dost olan yaratıklarla karşılaştı, bundan sonra işi iştir...» Halbuki ne gezer... Asıl felaket, Charlton Heston, maymunlarla karşılaştıktan sonra başlıyor... Zira gezegendeki maymunlar, insanların baş düşmanlarıdır. Nasıl bir zamanlar insanlar maymunları tecrübe hayvanı olarak kullanmışlarsa, bu defa da bilgili maymunlar insanlardan aynı şekilde faydalanmak istemektedir. Bu maymunların maşallah hepsi de marifetli... Topu birer allâme!... Bilmedikleri, anlamadıkları yek gibi bir şey. Ama kahraman Chariton Heston, fezada da olsa bir avuç düşmanla başa çıkamaz mı, elbette çıkar. Yalnız bu işi halledinceye kadar iki saatlik bir sürenin geçmesi gerekir.
Beyazperdenin Ben - Hur'u «Planet of the Apes» (Maymunlar Gezegeni) isimii filimde feza çağının bir çeşit tarzanı olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanlarla hayvanlar arasındaki ilişkilerden ilham alınarak hazırlanan bu filmin hikayesi, «Kwai Köprüsü» yazarı Pierre Boulle'nin aynı isimdeki romanından alınmış.
Başrollerde Chariton Heston ile Linda Harrison adında genç ve güzel bir yıldız adayı oynuyor. Filmin kahramanlarının çoğunluğunu maymunlar teşkil ettiğine göre, bu kadar çok maymun hangi ormandan toplandı diye merak etmeyin. Onlar da Hollywood'un tanınmış kişileri... Sadece maymun kılığına girmişler, o kadar. Maymun kıyafetlerinin hazırlanması aylarca sürmüş. Artistler, bir kere maymun kıyafetine girdiler mi, günlük çalışmalar bitinceye kadar da üstlerini değiştiremiyorlar. Çünkü giyinmeleri üç saat sürüyor. Bu yüzden de filmin çevrildiği Fox Stüdyolarının lokantasında öğle saatlerinde bir alay maymunun masalara oturup gülüşe, oynaşa yemek yediklerini görüyorsunuz.
Maymun kıyafetli garip yaratıklar, ilk günlerde stüdyoda şaşkınlık yarattılar. Birçokları iki yüz makyaj uzmanının yarattığı bu kıyafetlerin sırrını çözmek için, bir hayli uğraştılar.
«Maymular Gezegeni» nin son yıllarda çevrilen macera filimierinin en masraflılarından biri olacağı muhakkak. Filimciler, bir maymun kıyafetinin, her tarafı elmaslarla süslü en pahalı cinsten kadın tuvaletine bedel olduğunu belirtiyorlar.

Feza tarzanının maymun arkadaşları Kim Hunter, Roddy McDowall ve Maurice Evans. Rejisör Franklin Schaffner'in yönetiminde çevrilen bu filmin son yılların en ilgi çekici kurdelelerinden biri olacağına hiç şüphe yok...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Nükhet Duru'nun Çıplaklığı Başına Dert Oldu

ARTIK Nükhet Duru gecede 3-4 yerde sahneye çıkan bir uvertürdür. Repertuvarına daha bir dikkat eder; saçına, giyimine, hareketlerine daha bir özen göstermeye gayret eder. Bu arada Yeşilçam'dan da film teklifleri gelmektedir. Ve yıl 1970'tir. Ayhan Işık, Bahar Erdeniz ve Yusuf Sezgin 'in başrolleri paylaşacakları bir filmin hazırlıkları yapılmakta ve bu filme bir kadın oyuncu aranmaktadır. Ve Nükhet Duru adında karar verir yapımcılar. O günleri de şöyle anlatır Duru: «Bir gün çalıştığım gazinonun kulisine bir prodüksiyon amiri geldi. 'Nükhet Hanım hikaye tam size göre, Ayhan Işık'la oynayacaksınız' dedi. «Ben 'Oynayamam, imkanı yok' dedim. Adam 'Neden?' diye sordu. «'Zaten gecede üç dört yerde sahneye çıkıyorum. Gündüzleri de uyuyorum filmi ne zaman çekeceğiz. Film çekmeye zamanım mı var?' dedim. «'Biz çekim saatlerini sizin boş saatlerinize göre ayarlarız' dedi adam. «Sonra çekimler başladı. Ben ne filmin adını b...

Meral Zeren Savaşa Böyle Girecek

14 yıldır sinema dünyasında şöhret kavgası veren Meral Zeren iki yıllık aradan sonra yeniden kamera karşısına döndü. Başrolünü oynadığı “Çiçek” filminde bile yarıçıplak sevişmeyi, öpüşmeyi kabul etmeyen yıldız ilk kez yeni şöhret politikasını ŞEY’e anlattı ve yine 14 yıldır gizlediği seksapelini ŞEY objektifine sergiledi. Ve sonunda 14 yıldır süren bir namus davası daha bitti. Ama bu dava iki kişi arasında değil bir kişinin ruhundaki iki ayrı kişiliğiyle sürdürdüğü anamus davasıydı ve bu kişi de sinemanın güzel yıldızı gazino sahnelerinin aranılan şarkıcısı Meral Zeren’di. Evet, şimdi bir hafta öncesine göre ruhen büyük değişime uğramış bir Meral Zeren var artık. İki yıllık aradan sonra tekrar Yeşilçam'a dönen ve başrolünü oynadığı “Çiçek” adlı filmde bile yarıçıplak yatağa girip sevişme sahnesine “Hayır” diyen Meral Zeren yok artık. Günün şartlarına, günün sinema anlayışına göre sanat kumarını kurallarıyla oynamayı kabul eden bir Meral Zeren var. Ve bu Meral Zeren eski Mera...

Sekse Düşkün Mine Soley Ramazanda Oruç Tuttu

Türk sinemasının en çok soyunan kadını Mine Soley , bu günlerde sahneyle, set arasında mekik dokuyordu. Bir aylık mecburi Ramazan istirahatından sonra tekrar ortaya çıkmış, kendini jet hızıyla sahneye ve film setine atmıştı. Mine Soley'i "Ölüm Emri" adlı filmin setinde bulduk. "Ölüm Emri"ni Yücel Uçanoğlu-Metin Film-Işık Toraman adına yönetiyordu. Filmin başrollerini Murat Soydan ve Esen Püsküllü oynuyordu. Ve Mine Soley'İn yanısıra oynıyan öteki oyuncular da Behçet Nacar, Ali Poyrazoğlu , Erden Alkan'dı. Son ikisi tiyatro oyuncularıydı. Mine Soley kamera karşısına çıkmak için sırasını bekliyor bu arada da makiyajını yapıyordu. Sahneyle film setleri arasında mekik dokuyan genç kadın: - ''Bir bilseniz ses alanında neler dönüyor. Bazı ses sanatçıları, sahneye geçen sinema oyuncularım nedense çekemiyorlar. Hanımefendiler bütün yeni şarkıları amborgoya almışlar,bize okutmak istemiyorlar, Eskimiş unutulmuş şarkılar da bize kalıyor. Ama ne ...

Önder Somer'in Şansı Açıldı

İstanbul'un Caddebostan, Suadiye ve Bostancı semtlerinin bu mevsimde sesiz, yalnız bir havası vardır. İnsana huzur, biraz da hüzün veren bir havadır bu... Hele hava yağmurluysa, hele yapraklar rüzgarın tesiriyle oradan oraya uçuşuyorsa... Biz de şubat ortasında, böyle bir akşam üstü, Caddebostan Plajyolu Mehtap Sokağında 33 numaralı evde oturan Önder Somer 'in evini arıyoruz. Etraf tenha. On dakikadır yürüdüğümüz halde yolda ya iki insan gördük, ya da üç... Sert lodos rüzgarı kulaklarımızı sağır edercesine uğulduyor... Kapıda bizi Önder Somer karşıladı. İki yaşındaki oğlu Öner de sırtında. Tıpkı babasına benziyor. Hani derler ya: «Hık demiş, burnundan düşmüş!» diye, öyle işte. - «Buralarda ne işin var?» dedik. «İki saattir yoldayız!» Bir süre yüzümüze bakarak güldü: - «Hele bir oturun bakalım,» dedi. «Bir yorgunluk kahvesi içelim, sonra konuşuruz.» Oturduk, kahvelerimizi içtik... Önder Somer anlatmaya başladı: - «İstanbul tarafını hiç sevmem. İnsan...