Ana içeriğe atla

Cüneyt Arkın'ın Bekar Evi

Eşi Betül Işıl’dan ayrılıp üçüncü bekârlığını yaşayan Cüneyt Arkın’a “Bekârlık
sultanlık mıymış?” diye sorduğumuz zaman, ünlü yıldızdan şu cevabı aldık: “Halime bakın, kararı siz verin...”
Ne güzel şeydir şüpheci olmak. Öyle her şeye hemencecik inanıvermemek, kanmamak, aldanmamak. Atasözleri için bile geçerlidir bu. İnsan «atasözüdür» diye her duyduğunu gerçek ve doğru bellememeli! «Tevekkülün gemisi batmaz,» lâfına inandınız mı, hayatınız akılcılıktan, çalışkanlıktan uzak geçer. «Kişi kendini bilmek irfandır» şüphesiz, ama işi burada keserse, kendini tanımanın dışında bir şeycikler bilmezse, ne yaparsınız öyle irfanı? «Bekârlık» konusunda da bu böyle. Kimi vardır «Bekârlık sultanlıktır!» der; kimi vardır «Bekâr vezir yaşar, rezil gibi ölür!» fikrindedir. İşin aslına bakarsanız bu sözlerin hangisinin geçerli olduğu da insanına göre değişir. 3.Levent’teki evinde Cüneyt Arkın’la konuşurken aklımıza geldi bütün bunlar. «Malkoçoğlu» filimlerinde kılıç tutan, salon filmlerinde genç kadınlara çiçek veren ellerinde, bu defa neler yoktu ki? Elleri tabak kuruluyor, elleri süpürgeyi halıya bastırıyor, elleri ütü yapıyor, elleri yemek, kahve pişiriyor. Ve sonunda içki kadehini almış, evinin işlerini bitirmiş olarak karşımıza geliyor Cüneyt Arkın. Önce işi müsbet tarafından alıp;
- «Güzel şey evlilik» diyor. «İnsanın bir kadınla bir evin içinde olması, dertlerini, sevinçlerini, ekmeğini, tuzunu, hayatını paylaşması güzel şey... Yemek pişirmek ütü yapmak, ortalığa çeki düzen vermek gibi problemleri de yok üstelik evli erkeğin»
Bir an duruyor, alnı düşüncelerle karışıyor. Bu defa madalyona ters tarafından bakıyor anlaşılan. Geçirdiği tecrübeler, anılar aklına geliyor bir bir. Yine konuşmaya başlıyor;
- «Ama evlilik dikensiz gül bahçesi değildir elbette. Evli olan insanların kişilikleri, bu kişiliklerin diğer eşle bağdaşıp bağdaşmaması, bazı konularda hayatları ortak insanların farklı düşüncede olmaları birer dikendir. Bütün bunlar bazen birer heykel gibi dikiliverir insanın karşısına.»
Biz şunu anlıyamadık: Cüneyt Arkın’a göre bekârlık sultanlık mıdır, değil midir? Hoş, bu meseleyi evliler takımında da, bekârlar takımında da tam olarak çözümleyebilmiş kimse var mıdır dersiniz? Cevabınız «evet» ise siz mutlu bir kişisiniz. O zaman kendi deneylerinizin ışığında bu sorunun cevabını da verebilirsiniz demektir; Cüneyt Arkın için bekârlık sultanlık mıdır, değil midir?
İKİ SAAT HARİÇ, BEKARLIK SULTANLIKTIR — «Eşimden ayrılınca kendi kendime bir süre eve kimse almıyayım, bütün işlerimi kendim göreyim dedim. Şimdi öyle yapıyorum... Eğer ev işleri hallettiğiniz iki saati saymazsanız bekârlık güzel şeydir. Yorgunken içilen bir duble içkinin bile tadı başka oluyor bekarken. İç dünyamız boşmuş. Olsun... Karışık, huzursuz olmaktansa boş olması daha iyi değil midir?»
ORTALIK TEMİZLİĞİ — Cüneyt Arkın elektrikli süpürgeyi alıp sabah temizliğine halılardan başlıyor. Sonra oturup belirli bir süre hayranlarından gelen mektupların bir kısmını okuyor. Şimdilik halinden çok memnun olduğu söylenemezse, pek şikayet ettiği de iddia edilemez.
«Ev işinden bıkarsam bir yardımcı tutarım. Şimdilik bu işler bana iyi bir vakit geçirme aracı görevi yapıyorlar» diyor.
«BEN, BÖYLE DİNLENİYORUM» — «Çok insan başka bir iş yaparak dinlenir. Benimki de o hesap işte... Evimle ilgilenirken, evimin işlerini yaparken setlerdeki yorgunluğu atıyorum üstümden.
Son zamanlarda edindiğim fotoğraf merakı beni dış dünyadan çekip koparıyor. Kendi resimlerimi kendim basıyorum artık. Eh, bugünlük bu kadar hamaratlık yeter! Şimdi oturup klasik müzik dinlemek ve elde içki, düşünmek zamanıdır.»

MUTFAKTA VE GARDIROP ÖNÜNDE — Bekar adamın ne bulaşığı olur? Cüneyt tabakları kurularken «O tatlı öğrencilik günlerimi, ilk eşimden. Çocuğumun annesinden ayrıldığım günleri tekrarnyaşar gibinoluyorum» diyor. Bir sinema artistinin gardırobu elbette çok önemlidir. Erkekler kadınlar, kadınlar erkekler için giyinirler; oyss sinema yıldızları seyirciler için giyinmek zorundadırlar...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zavallı Oya Hep Yatakta

Oya Aydoğan 'ın sinemadaki çizgisi bellidir... Çevirdiği her filmde mutlaka dişiliğini şöyle ya da böyle gösterir ya da göstertirler... İşte, Berhan Şimşek’le birlikte oynadığı son filmi olan “Zavallılar”da da, Oya Aydoğan bir türlü yataktan çıkamadı. Çeşil çeşit zavallılık vardır... İnsan, açlıktan zavallıdır, çaresizlikten zavallıdır, işsizlikten, parasızlıktan, kimsesizlikten zavallıdır... Fakat bizim bilmediğimiz bir başka zavallılık türü daha varmış... Aşk zavallısı... Bunu nerede mi teşhis ettik? Hemen söyleyelim, Oya Aydoğan'ın son çevirdiği filmin setinde... Yapımcı Kemal Dilbaz adına, yönetmen Ümit Efekan tarafından çekilen ve “Zavallılar” ismini taşıyan filmde, Oya Aydoğan, köyden şehre gelip, büyük kentin çarkları arasında kaybolan ve kaderin acımasızlığına karşı koyamayıp, hayalleri yok olan ve sonunda da onun bunun elinde oyuncak olan bir genç kızı canlandırıyor. Bu filmde Oya Aydoğan, yukarıda söylediğimiz gibi tam bir aşk zavallısı... Mekanı ise çoğu ...

Ajda Pekkan'ın Gönlünde Yatan Aslan

1962 yılında Ajda Pekkan hiç kimsenin tanımadığı meçhul bir şantözdür. Moda Deniz Kulübünde beş para almadan, belki ilerde şöhret olabilirim ümidiyle, şarkı söylemekte, zirveye doğru yükselebilmek için açık bir kapı aramaktadır. Aradan bir yıl geçmiştir. Sıcak bir haziran gecesinde Ajda Pekkan üçü kız, ikisi erkek beş arkadaşıyle Suadiye'de bir gazinoda oturmaktadır. Konu şarkıcılık üzerinedir, ama konuşmaların içinde sık sık «şöhret» kelimesi geçmektedir. Sohbetin heyecanlı bir anında üç kızdan sarışın olanı Ajda Pekkan'a, orada bulunan herkesin tasdik ettiği, fakat Ajda’nın hiç, ama hiç düşünmediği cazip bir teklifte bulunur: «Ajda SES Mecmuası'nın Sinema Artisti Yarışması'na niye girmezsin? Gençsin, güzelsin, kültürlüsün, muhakkak birinci olursun!» Ajda Pekkan güler bu sözlere. Ve arkadaşlarına üç ay önce başından geçen bir olayı anlatır: «Çocuklar görüşlerinizde belki haklısınız, ama bilemiyorum ki... Üç ay kadar önce tesadüfen 'Zavallı Necdet' film...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Hülya Avşar Telefonda

Aydoğan Kısacık... -Hülya hanım, bir kızımız oldu. Ona bir isim söyler misiniz? -“Benim ismimin tersi olan Aylüh." Dr. Faruk Abit... -İyi günler efendim. Ben estetik cerrahıyım. Acaba siz hiç estetik oldunuz mu? -“Hayır ama olacağım. Film setinde karnımda fünye patlamıştı. Dikiş izleri için gideceğim.” Aysel Şimşek... -En çok sevdiğiniz şarkı nedir? -“Bir Sevgi İstiyorum...” Gülten Korkmaz... -İlerisi için neler düşündüğünüzü öğrenebilirmiyim? -“Yapmak istediğim daha çok toplumsal filmler.” Erdinç Ülüş... -Siz olaylı bir yarışma sonucu büyük bir sükse ile beyaz perdeye geçtiniz. Daha önce yarışmanın kurallarını bilmiyor muydunuz? -“Maalesef biliyordum. Yarışmaya son anda katıldığım için form bile doldurmaya fırsat bulamadım.” -Böyle bir durum olmadan kazansaydınız, şimdiki sükseyi yapabilir miydiniz? -“Hiç zannetmiyorum.” Cüneyt Ertür... -Hülya hanım. İngiliz bir kızla evlilik yapıyorum. Ailem ve ben onu Müslüman yapacağız ama isim bulamıyoru...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...