Geniş
karyolanın içinde sağa döndü olmadı. Yastığı düzeltti,
yorgana biraz daha sarındı. Fakat bir türlü gözüne uyku
girmiyordu. Genç adam sabaha kadar uyuyamayacağmı anlayınca
kalktı, bir battaniye ile yastık alıp aşağıya indi. Geniş
kanepenin üzerine uzandı, battaniyeyi de üzerine çekti. Beş
dakika sonra deliksiz bir uykuya salmıştı. Orta hizmetçisi
sabahleyin evi temizlemeye geldiği zaman evin beyini bu vaziyette
görünce üzgün üzgün başmı iki yana salladı. İçinden:
«Zavallı beyefendicik, sefil oldu. Bari hanım şu dargınlığı
uzatmasa da bir an önce evine dönse. Adamcağız perişan
olacak!...»
Gerçekten
de İngiliz asıllı aktör Richard Harris, kansı Elizabeth'in
kendisini terk etmesine pek üzülmüş, ne yapacağnı, nasıl
yaşayacağım bilememişti. Kısa bir süre öncesine kadar neşeli
çocuk kahkahalarının duyulduğu bu koskoca evde bir erkeğin
yapayalnız yaşamak zorunda kalması çok büyük bir talihsizlikti.
Daha doğrusu Richard Harris böyle düşünüyordu. Karısıyla
barışmak için bin bir çareye baş vurmuş, fakat bir sonuç
alamamıştı. Şimdi de koskoca evde tek başma yaşamak zorundaydı.
Buna uzun zaman dayanamayacağım tahmin ediyordu, ama yalnızlıktan
kurtulmak için de ne gibi bir çareye baş vuracağım pek
bilemiyordu.
İlk günlerde Richard
Harris, evin içinde çılgınlar gibi dolaştı. Bahçedeki,
salonlardaki heykellerle arkadaşlık etmeye kalkıştı... Burnunun
ucunu göremeyecek kadar sarhoş oldu... Evine arkadaşlarını
çağırdı, partiler tertipledi. Fakat yediği yemeklerde bile artık
eski tadı bulamıyordu... Gözüne uyku girmiyor, cam yemek, içmek
istemiyor, dostlarının yanında konuşmak bile onu yoruyordu. Bir
hafta sonra Richard Harris derdine çare aramak için sağa, sola baş
vurmaya başladı. Bir arkadaşı ona bir falcıya gidip yıldızına
baktırmasını söylemişti. Richard Harris böyle şeylere
inanmazdı, ama laf olsun diye bir kere de yıldızına baktırdı...
Falcı ona özel hayatında uğradığı yenilgiden sonra meslek
hayatının birdenbire parlayacağını, hiç bir şeye
üzülmeraesini, işlerin yakında umduğundan daha çabuk
düzeleceğini söyledi. Aktör, falcıdan çıktığı zaman bayağı
rahatlamıştı. Evine dönünce artık koca salonlar ona bomboş,
ıssız görünmedi. Karısı ve çocukları olmayınca ev büyümüş
daha ferahlamıştı sanki... Yemek vakti büyük masanın başına
geçti, etrafına bakındı. «Oh Yarabbi şükür» diye söylendi.
«Yemeğimi kimseye tabi olmadan rahat rahat yiyeceğim. Canım
isterse gazete de okurum, içki de içerim...»
Genç
adam, o gün ilk defa iştahla yemeğini yedi. Kahvesini içerken
günlük gazeteleri okudu. Sonra yerinden kalkıp bahçeye çıktı.
Villanm bahçesini ilk defa görüyormuş gibi her şeyi dikkatle
gözden geçiriyordu.
Gece
canı evinden dışarı çıkmak istemedi. Kendine güzel bir kokteyl
hazırlayıp televizyonun başına geçti. Keyfine diyecek yoktu.
Dilediği programı seyretti. Uykusu gelince de gene yukarıdaki
yatak odasından battaniyeyi alıp salondaki kanepeye uzandı. Daha
başını yastığa koyar koymaz uyumuştu.
Her geçen gün Richard
Harris kendini yeni hayatına biraz daha alıştırıyor ve her geçen
gün de karısıyla barışmak isteği azalıyordu. Bol para
kazanıyordu. Kazancını da dilediği şekilde harcamakta serbestti.
Karısıyla çocuklarına her ay bir miktar para göndermek
zorundaydı. Bunun dışında kalanını ise son meteliğine kadar
harcamasında hiç bir mahzur yoktu. Genç adam, evlüik günleriyle
bekarlık günleri arasında bir karşılaştırma yapınca
bekarlığın her şeye rağmen evlilikten çok daha rahat olduğuna
kanaat getirdi. Bir de çocuklarını özlemese mutluluğu daha da
artacaktı...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder