Ana içeriğe atla

Zeki Müren'in Doğum Günü Partisi

Cahit Sıtkı Tarancı, ünlü «Otuz Beş Yaş» şiirinde otuz beş yaşın ömrün yarısı olduğunu söyler, yıllar yılı dost bildiği aynalara, «Şakaklarına kar yağdığını» görerek buruk bir dille sitem eder.
6 aralık akşamı Zeki Müren, bizim kayıtlarımıza göre, 36 yaşını bitirip 37 yaşma girişini Dördüncü Levent'teki evinde kutlarken aklımıza Cahit Sıtkı Tarancı'nın bu ünlü şiiri geldi. Kendi kendimize «Tamam» dedik. «Zeki Müren de yolun yarısını geçti. Birinci devreyi tamamladı, ikinci devrenin ikinci yılına başladı.»
Zeki Müren, evinde, dostları arasında 37'nci yaşına girişini pek samimi bir hava içinde kutladı. Viskiler içildi, havyardan, çerkez tavuğuna, Arnavut pilakisine kadar çeşitli yemekler yenildi, espriler yapıldı ve göbekler atıldı. Hem de Sulukule dilberlerine taş çıkartacak cinsten göbekler...
Bu doğum günü partisinde Zeki Müren'in çalıştığı gazino, adeta tam kadrosuyla 4. Levent'teki evde toplanmıştı. Neriman Koksal, Ajda Pekkan, Peri Han, Semiramis Pekkan, Zeki Müren'in etrafında fır dönüyorlar, onun neşesine neşe katıyorlardı. Partide bu şöhretlerden başka, gazeteciler, Zeki Müren'in tanıdıkları ve milli güreşçilerimizden Yavuz Selekman da vardı.
Zeki Müren 37 yaşına basmasına rağmen pastasının üzerinde bir mum yanıyordu. Sebebini soran dostlarına her zamanki sempatik tavrı ve tatlı sesiyle: «Yaşımı saklamak için değil hayatım...» dedi. «Bu sembolik bir pasta. Yaşım belli... 33'ümü bitirip 34'üme bastım.»
Sarı peruğu, zarif kıyafetiyle Ajda Pekkan adeta ikinci bir ev sahibi gibiydi. Zeki'ciğine kendi eliyle dolmalar yediriyor, viskiler içiriyordu.
Küçük Pekkan, Semiramis'e gelince... O da ablası gibi sevimliydi. Biraz fazlaca mini - eteğiyle bütün dikkatleri üzerine çekti. Pekkan kardeşler, sanki Zeki Müren'den birer parçaydılar o gece...
Peri Han bu doğum günü partisine kocası Mete Kalkavan ile gelmişti. Bir köşede sessiz sessiz kocasıyla sohbet etti durdu. Ortalıkta fazla dolaşmadı.
Gecenin en hareketli ve etrafa neşe saçan kadını Neriman KoksaI'dı. Neriman eski kurtlardan. Havası başka. Her şeyi başka... Berberi Vecihi ile gelmişti. Peşpeşe üç kadeh rakı yuvarladıktan sonra keyfi yerine geldi ve: «Doğum günü neşeli geçer. Vur patlasın, çal oynasın» diyerek ayağa fırladı, Zeki Müren'le karşı karşıya geçip öyle bir göbekler attı ki, herkesi hayretler içinde bıraktı. Az sonra göbek havasına Ajda ile Semiramis de katılınca kadro tamamlanmış oldu. Maksimin şöhretli kadrosu, gecenin geç saatlerine kadar gerdan kırdılar, bel büktüler, göbekler attılar, şarkılar söylediler ve yediler, içtiler... «Ohhh!... Sefalarım olsun!... Yaşşaaa!... Varollü...» Zeki Müren'in doğum partisinde en çok söylenen sözlerdi...
Evdeki eğlenceler gece yarısına doğru bitti ve bir gece kulübünde sabaha kadar devam etti Ve Zeki Müren, 37. yaşa girişini her zamankinden daha parlak bir şekilde kutladı.

38. yaş gününü daha neşeli kutlar inşallah...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Zavallı Oya Hep Yatakta

Oya Aydoğan 'ın sinemadaki çizgisi bellidir... Çevirdiği her filmde mutlaka dişiliğini şöyle ya da böyle gösterir ya da göstertirler... İşte, Berhan Şimşek’le birlikte oynadığı son filmi olan “Zavallılar”da da, Oya Aydoğan bir türlü yataktan çıkamadı. Çeşil çeşit zavallılık vardır... İnsan, açlıktan zavallıdır, çaresizlikten zavallıdır, işsizlikten, parasızlıktan, kimsesizlikten zavallıdır... Fakat bizim bilmediğimiz bir başka zavallılık türü daha varmış... Aşk zavallısı... Bunu nerede mi teşhis ettik? Hemen söyleyelim, Oya Aydoğan'ın son çevirdiği filmin setinde... Yapımcı Kemal Dilbaz adına, yönetmen Ümit Efekan tarafından çekilen ve “Zavallılar” ismini taşıyan filmde, Oya Aydoğan, köyden şehre gelip, büyük kentin çarkları arasında kaybolan ve kaderin acımasızlığına karşı koyamayıp, hayalleri yok olan ve sonunda da onun bunun elinde oyuncak olan bir genç kızı canlandırıyor. Bu filmde Oya Aydoğan, yukarıda söylediğimiz gibi tam bir aşk zavallısı... Mekanı ise çoğu ...