Ana içeriğe atla

Müjde Ar, İlyas Salman'ın Hayatını Kararttı

Müjde Ar ve İlyas Salman... Türk Sineması'nda birbirlerinden çizgi ve ekol olarak farklı ama başarıları ve istekleri birbirine bu kadar uyumlu iki isme daha rastlanamaz. Genç kuşak yönetmenlerden Sinan Çetin bu iki oyuncu için bir öykü düşünmüş ve hikayeyi yazarken de iyi değerlendirmiş onları. Bugüne değin yaptıkları her filmde izleyicilerin beğenisini kazanan bu oyuncular, Sinan Çetin tarafından verilen hikayeyi okudukları zaman ün ve şöhretin hayranlar üzerinde yarattığı etkinin ne boyutlara ulaştığını görmüşler ve öneriyi sevinerek kabul etmişler.
İlyas Salman ve Müjde Ar filmle ilgili olarak söz birliği etmişçesine şunları söylüyorlar:
«Bizim yaşamımızla özdeş olan bu hikayeyi okuduğumuz zaman çok beğendik. Amacımız sinemamıza sanat gücü yüksek filmler bırakmak olduğuna göre bu öykünün çekilmesini istiyoruz. Başarılı bir sinema ürünü ortaya çıkarmak için bütün gücümüzle çalışacağız.»
Filmin başrolünü paylaşacak oyuncular böyle konuşurken yönetmeni Sinan Çetin ise şunları söylüyor:
«Kendi kurduğum şirket hesabına çekeceğim film için tüm teknik hazırlıklar tamam. Bu filmi yapmak beni çok mutlu edecek. Umarım seyircinin de beğeneceği başarılı bir yapıt ortaya çıkarırız.»
Kameremanlığını Erdoğan Engin’in yapacağı filmin çekim tarihi Müjde Ar ve İlyas Salman’ın önümüzdeki günlerde yapacakları çalışmalarının planı ortaya çıktıktan sonra belli olacak.
İlk kez Müjde Ar'la İlyas Salman’ı bir araya getirecek filmin hikayesi ise kısaca şöyle:
Müjde Ar bir filmin çekimi için doğuda bir ilimizdedir. Burada kendisine karşı hayranlık besleyen İlyas’la karşılaşır... Film çekimi sırasında İlyas’ın Müjde Ar’a olan tutkunluğu giderek artmıştır. Film çekimi gereği İlyas'ın oturduğu evin yıkılması lazımdır. İlyas, araya Müjde Ar girince para karşılığı evinin yıkılmasına izin verir. Film bitmiştir ve Müjde Ar dönmek zorundadır. İlyas, Müjde Ar gittikten sonra bunalıma düşer ve kararını verip peşinden İstanbul'a gider. Arar ve bulur Müjde Ar'ı... Bulduktan sonra olaylar gelişir.

Senaryo çalışmaları sırasında öykünün çek ayrıntılı olarak ele alınacağını ama özünün bu olduğunu belirten yönetmen Sinan Çetin, Müjde Ar ve İlyas Salman’ın yardımıyla seneryoyu ortaya çıkaracaklarını ve çekeceklerini belirtti...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Ajda Pekkan Konuşuyor

Kimisine göre Eurovision yenilgisinin getirdiği bunalımdan kimisine göre aşk ilişkilerindeki çıkmazdan büyük bir bunalıma itilmişti. Kimseyle görüşmek istemiyor, giderek kilo veriyor, gülmeyen yüzü, kuşkulu bakışlarıyla çok zaman bilinçsiz ve yanlış davranışlarda bulunuyordu. Bu sıkıntılı dönemini atiatamayacağım anlayınca her şeyi bırakıp kaçmak istedi. Günün birinde uçağa atladığı gibi Türkiye'den uçup gitti... Bazıları Londra'da olduğunu söylüyordu Ajda'nın... Ama kesin olarak kimsenin bildiği bir şey yoktu. Bir hafta Paris'te görülüyor, sonra Cenevre'de veya Zürih'de olduğundan söz ediliyordu. Beili ki, sıkıntısı, problemleri ülkesini terketmekle geçmemişti. Yerinde duramıyor, bir şeyler arıyor, aradığını bulamıyordu... İşte o günlerde ansızın bir akşam saatinde SES'e telefon etmişti Ajda... «Unutmak ve unutturmak istiyorum. Bıktım, usandım... En az altı ay gelmeyeceğim Türkiye'ye... Müziği seviyorum. 17 yıllık çocuğum benim. Kuşkusuz müzikten...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....