Ana içeriğe atla

Kaptan Gönül Yazar

Seyahati kısa sürecekti ama, İstanbul'un ve İstanbul'lu dostların özlemi daha başta içine çökmüştü. Gönül'ün çantasında yüklü bir de sipariş listesi vardı. Mesela Çolpan İlhan'a, kirpik yapıştırma ilacı getirecek. Orhan Boran çakmak gazı istemiş. Sadri Alışık, «Aman hanıma parfüm» demişti.
STELLA Solaris gemisinin merdivenlerinden, çıkarken Gönül'ün dudaklarından gayri ihtiyari «Les Enfants du Piree» şarkısının sözleri dökülüyordu.
Kısa bir süre için de olsa İstanbul'dan ayrılmanın üzüntüsünü yüz hatları gizleyemiyordu. Bir ara gözleri dolu dolu oldu, «Son zamanlarda çok sıkılmıştım,» dedi. «Bu seyahat benim için biraz da dinlenme olacak...»
Bir de, durup durup hakkında yazılan ve söylenenlerden şikayet ediyordu. Birlikte şantöz olarak çalışacağı geminin salonuna girdik, etraf rengarenk çiçeklerle süslenmişti. Kadife koltuklara yayılırcasına oturmuş Amerikalı turistler, pipolarını tüttürüp o gece kendileri için hazırlanan programın başlamasını bekliyorlardı.
Bu seyahat, Amerikadaki General Elektrik şirketinin kendi mamullerini en çok satan şubeleri arasından seçtiği 160 Amerikalı mağaza sahibi için tertip edilmiş bir çeşit hediye veya mükafat seyahatiydi. Şikago'dan uçakla Atina'ya gelen Amerikalı mağaza sahipleri önceden kiralanmış Stella Solaris gemisiyle Ege Denizi'ndeki adaları ziyaret edip İstanbul limanına geleceklerdi.
Gemi Girit, Rodos ve Kuşadası'na uğrayıp İstanbul'a gelmişti. İki gün içersinde İstanbulu gezen turistler, şimdi aynı gemiyle Pire'ye dönüyorlardı. Stella Solaris'in hareketinden evvel sevimli artist ve şantözümüz Gönül Yazar da bu seyahat için angaje edilmişti. Stella Solaris Marmara Denizinin sularında yol alırken geminin salonunu dolduran Amerikalı turistlere Gönül Yazar ilk konserini verdi. Gönül, geminin İtalyan orkestrası refakatinde çok sevdiği «Halime», «Şiş Kebabı» ve «Seni Sevmek» isimli şarkılarını da okudu. Amerikalı turistlere gelince, onlar Gönül'ün sesini ve zarif tipini beğenmişlerdi. Kara kaşlı, kara saçlı bir Türk kızı beklerlerken karşılarına çıkıveren bu sarışın Türk güzelinden bakışlarını ayıramıyacaklar ve Gönül'ün şu sıralarda İstanbul'a dönmesinden sonra bile onun hayalini gözlerinde yaşatacaklardı.
''Stella Solaris'' isimli İtalyan gemisinin özel bir seferinde kısa bir süre şantöz olarak çalışan Gönül Yazar, gemiye biner binmez ilk iş olarak kaptan köşküne fırladı. Orada gördüğü aletlerin hepsine bir defa el sürmeden edemedi. Gönül, bu seyahatinde gecede tam 250 dolar aldı.
PROVA — Stella Solaris'in orkestrası ile bir prova yapan Gönül, hemen müzisyenlere uydu. Onlar da yabancısı oldukları «Halime» ve «Seni Sevmek» isimli şarkıları hemen falsosuz ve ezbere çalar hale geldiler.

KAPTAN OLSAM — «Kaptan olsam, gemimi dilediğim gibi kullanır, istediğim limana girer, aklıma esen rotayı takip ederdim,» diyor Gönül. Öyle ya, onun sağı solu hiç belli olmaz. Eh, durum öyle olunca bizim sevimli Gönül Yazar da kaptan olamaz...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Zavallı Oya Hep Yatakta

Oya Aydoğan 'ın sinemadaki çizgisi bellidir... Çevirdiği her filmde mutlaka dişiliğini şöyle ya da böyle gösterir ya da göstertirler... İşte, Berhan Şimşek’le birlikte oynadığı son filmi olan “Zavallılar”da da, Oya Aydoğan bir türlü yataktan çıkamadı. Çeşil çeşit zavallılık vardır... İnsan, açlıktan zavallıdır, çaresizlikten zavallıdır, işsizlikten, parasızlıktan, kimsesizlikten zavallıdır... Fakat bizim bilmediğimiz bir başka zavallılık türü daha varmış... Aşk zavallısı... Bunu nerede mi teşhis ettik? Hemen söyleyelim, Oya Aydoğan'ın son çevirdiği filmin setinde... Yapımcı Kemal Dilbaz adına, yönetmen Ümit Efekan tarafından çekilen ve “Zavallılar” ismini taşıyan filmde, Oya Aydoğan, köyden şehre gelip, büyük kentin çarkları arasında kaybolan ve kaderin acımasızlığına karşı koyamayıp, hayalleri yok olan ve sonunda da onun bunun elinde oyuncak olan bir genç kızı canlandırıyor. Bu filmde Oya Aydoğan, yukarıda söylediğimiz gibi tam bir aşk zavallısı... Mekanı ise çoğu ...