Ana içeriğe atla

Necla Nazır'ın Beyaz Aşkı

İSTİNYE sırtlarında boğaza bakan bir daire ve içinde iki candan dost, iki candan arkadaş... Biri Necla Nazır, diğeri Zerrin Özer... Necla Nazır yeni aldığı dairesine yerleşmeden önce hazırlıklar yapıyor. Tabii en büyük yardımcısı da Zerrin Özer. Eve alınacak eşyaları birlikte seçiyorlar, badanayı birlikte yapıyorlar... Bir de sloganları var sanatçıların. Bunu da sık sık Necla Nazır tekrarlıyor:
«Her yer, her şey beyaz olmalı..» Bu beyaz tutkusunun nereden geldiğini Necla Nazır şöyle açıklıyor:
«Küçük yaşlardan beri beyaza karşı büyük bir sevgi var içimde. O zamanlar hep hayaller kurardım. Bir evim olacak ve her şeyi, ama her şeyi beyaz; adı da 'Beyaz Saray'... Düşlerimde yaşattığım bu eve sonunda kavuştum işte. Şimdi bütün iş bu evi dilediğim gibi döşeyebilmeme kalıyor.»
Necla Nazır ve Zerrin Özer ellerinde fırçaları, bir yandan sohbet edip gülüyorlar, bir yandan da duvarları beyaza boyuyorlar. Necla Nazır bir ara, «Hadi Zerrin çıkıp eşya beğenelim. Senin zevkine güvenirim» diyor ve daha sonra iki candan arkadaş yollara düşüyorlar. Harbiye. Nişantaşı, Osmanbey, Şişli ve Mecidiyeköy'ü yürüyerek dolaşıyorlar. Ev eşyası satan tüm mağazaları tek tek inceleyerek, vitrinlerin önünde dakikalarca durarak, zevklerine uygun eşya arıyorlar. Yaz güneşinin altında yürümekten ikisi de kan ter içinde kalıyor.. Zerrin Özer'in düşüncesini sormayın:
«Necla öyle zor beğeniyor ki... Bundan önce de birçok kere birlikte eşya almak için çıktık, dolaştık. Ancak her zamanki gibi elimiz boş döndük. Bu konuda çok titiz..»
Necla Nazır gülüyor... «Onun du benden aşağı kalır yanı yok pek» diyor.
Söz dönüp dolaşıp hu kez müziğe geliyor. «Özel yaşamınızdaki bu dayanışmanız yanında müzikte de bir dayanışma kurmayı düşünüyor musunuz?» sorumuza Zerrin Özer cevap veriyor:
«Bizim dostluğumuz hiçbir menfaate dayanmıyor ki... Birlikte sahneye çıkıp, birlikte müzik yapmaya kalkarsak, o zaman biz düşünmesek de pekçok kişi birbirimizi kullandığımızı sanacak. Kimsenin böyle düşünmesini istemiyoruz.»
Bu cevabın ardından, bu kez de Necla Nazır konuşuyor:

«Şimdi ikimiz de İzmir Fuarı için hazırlık yapıyoruz. İzmir'de, büyük bir olasılıkla aynı gazinoda çalışacağız. Ancak şimdi bunları düşünecek durumdo değilim. Önce 'Beyaz Saray'ımı bir güzel döşemeliyim... Hem de her yeri beyaz olmak şartıyla...»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Zavallı Oya Hep Yatakta

Oya Aydoğan 'ın sinemadaki çizgisi bellidir... Çevirdiği her filmde mutlaka dişiliğini şöyle ya da böyle gösterir ya da göstertirler... İşte, Berhan Şimşek’le birlikte oynadığı son filmi olan “Zavallılar”da da, Oya Aydoğan bir türlü yataktan çıkamadı. Çeşil çeşit zavallılık vardır... İnsan, açlıktan zavallıdır, çaresizlikten zavallıdır, işsizlikten, parasızlıktan, kimsesizlikten zavallıdır... Fakat bizim bilmediğimiz bir başka zavallılık türü daha varmış... Aşk zavallısı... Bunu nerede mi teşhis ettik? Hemen söyleyelim, Oya Aydoğan'ın son çevirdiği filmin setinde... Yapımcı Kemal Dilbaz adına, yönetmen Ümit Efekan tarafından çekilen ve “Zavallılar” ismini taşıyan filmde, Oya Aydoğan, köyden şehre gelip, büyük kentin çarkları arasında kaybolan ve kaderin acımasızlığına karşı koyamayıp, hayalleri yok olan ve sonunda da onun bunun elinde oyuncak olan bir genç kızı canlandırıyor. Bu filmde Oya Aydoğan, yukarıda söylediğimiz gibi tam bir aşk zavallısı... Mekanı ise çoğu ...