Ana içeriğe atla

Nükhet Duru O Günü Anlattı

ŞARKICILIĞA atıldığı ilk günden beri hummalı bir çalışmaya giren Nükhet, çok kısa süre içinde Nükhet Duru adını tüm Türkiye'ye duyurmayı başardı... «Her Şey Yolunda», «Gerisi Vız Gelir Bana», «Canım Yandı», «Cambaz», «Melankoli», «Çakır» gibi şarkılarla, sesinin güçlülüğünü ve yorumunun ustalığını kanıtladı...
«Nükhet Duru Show», «Kabare Show», «Karnaval Show», «Yaşa Sevgili Dünya», «Ve On Yıl Geçti», «Saz mı, Caz mı?» adlı müzikallerle sahnedeki ustalığını da kanıtlıyordu sanatçı...
Bir dağın zirvesinden kopup yamaçlara doğru gitgide çoğalarak inen bir çığ gibi, her geçen gün şöhreti artıyordu Nükhet'in... O günlerle ilgili bir anısını yine sanatçının defterinden öğreniyoruz:
«...Bu gece 'Saz mı, Caz mı?' adlı müzikalin galası yapıldı... Şan Müzikholü ağzına kadar doluydu.. Herkes öylesine içten alkışlıyordu ki, gözyaşlarımı zor tuttum... Programdan sonra kulis bir çiçek bahçesi gibiydi. Bu arada beni tebrik etmeye gelenlerin arasında birisine gözüm ilişti... Çok şaşırdım... O kişi birkaç yıl önce benim hakkımda sürekli dedikodu yapan ve olumsuz konuşan birisiydi...
«Kuliste çevrem o kadar kalabalıktı ki, o kalabalığı aşıp yanıma bile gelemedi... Uzaktan el sallayarak şöyle seslendi: 'Nükhet'çiğim çok iyiydin... Tebrik ederim...' Kısa bir karşılık verdim: 'Sağol'...
«Yanıma ulaşamadan çekip gitti. Tanrım sen ne kadar büyüksün... O kişi adına ben üzüldüm, ben utandım... Fakat hakkımda söylediği çirkin sözleri aklıma geldiği zaman da, için için güldüm... Öyle zavallı bir hali vardı ki... Yazık, bu tipteki insanlara acıyorum... Bunlar, toplum içindeki solucan şahsiyetlerdir... Hepsinin ezilip, yok olacağı gün tüm gerçek insanlar rahat edecektir...»
Bu satırlar yazıldıktan kısa bir süre sonra, Nükhet bu kez sesini ve yorumunu Türk Sanat Müziği'nde kanıtlamak istedi... Muzaffer Özpınar'dan aylarca ders aldı... Bu arada dedikodu çarkları yine dönmeye başladı. Pek çok kişi, Nükhet'in, Türk Sanat Müziği'nde başarısız olacağını söylüyordu. Fakat bütün bunlar onun hırsını ve azmini bir an bile kıramadı...
Ve Nükhet Duru, 1982 yılında Rumelihisarı'nın altındaki bir gazinoda Türk Sanat Müziği'nde ilk sınavını verdi... İlk gecesinde, onu elleri kızara kızara alkışlayanlar arasında, yine Nükhet'in başarısız olacağını söyleyip duran pek çok kişi bulunuyordu... Nükhet o ilk gecesiyle ilgili bakın neler yazmış...
«Ağzına kadar dolmuş olan gazinoda, ilk gecemde, ancak gece yarısından sonra sahneye çıkabildim... Benden önceki sanatçı arkadaşlarım şarkı sayılarını biraz emri-vaki olarak çoğaltınca benim sahneye çıkış saatim de oldukça geç saatlere sarktı... Ancak o saate kadar herkes sabırla bekledi. Bir tek kişi bile gazinodan çıkmadı... Bu da herkesin asıl kimi dinlemek için geldiğini kanıtlıyordu... Sahnede 50 dakika kaldım... Bu süre içinde de 13 şarkı okudum... Aldığım alkışlar, Türk Sanat Müziği'nde de başarılı olduğumu kanıtlıyordu...»
Nükhet Duru böylece başarılar zincirine yeni bir halka eklemiş oluyordu... (diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mualla Omay Ümidi Kesmiyor

MUALLA Omay... Sinemanın genç yıldızlarından... Türkan Şoray'a benzerliği ile tanınan sanatçı, kısa zamanda gerek fiziğiyle, gerek yeteneğiyle kendini kanıtlamayı başarmıştı. Bugüne kadar tam 15 filmde rol alan sanatçı, bu arada pek çok reklam filmiyle de ekranlarımızda karşımıza gelmişti... Bugünkü başarısının çok çalışmasına bağlı olduğunu söyleyen sanatçı, «Önceleri herkes benim Türkan Şoray 'a benzediğimden dolayı sinemada tutunduğumu söylüyordu. Ancak ben bu görüşe katılmıyorum. Ben bugünkü başarımı çok çalışmama ve azmime borçluyum. Ben öyle küçük rol diye ayırt etmeden her filmde oynuyordum. Ve sanatın gerektirdiği her türlü role çıkıyordum. Böylelikle kısa zamanda kendimi kanıtlamayı başardım. Ve birçok filmde de başrol oynadım. Bence her sanatçının ilk yıllarında böyle dönemleri olmuştur» diyor. Bu arada birçok video filminde de rol aldığını belirtirken, ayrıca önünde pek çok film teklifi olduğunu da söylüyor. Bu konuda şöyle konuşuyor sanatçı: «Ben son za...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Sekse Düşkün Mine Soley Ramazanda Oruç Tuttu

Türk sinemasının en çok soyunan kadını Mine Soley , bu günlerde sahneyle, set arasında mekik dokuyordu. Bir aylık mecburi Ramazan istirahatından sonra tekrar ortaya çıkmış, kendini jet hızıyla sahneye ve film setine atmıştı. Mine Soley'i "Ölüm Emri" adlı filmin setinde bulduk. "Ölüm Emri"ni Yücel Uçanoğlu-Metin Film-Işık Toraman adına yönetiyordu. Filmin başrollerini Murat Soydan ve Esen Püsküllü oynuyordu. Ve Mine Soley'İn yanısıra oynıyan öteki oyuncular da Behçet Nacar, Ali Poyrazoğlu , Erden Alkan'dı. Son ikisi tiyatro oyuncularıydı. Mine Soley kamera karşısına çıkmak için sırasını bekliyor bu arada da makiyajını yapıyordu. Sahneyle film setleri arasında mekik dokuyan genç kadın: - ''Bir bilseniz ses alanında neler dönüyor. Bazı ses sanatçıları, sahneye geçen sinema oyuncularım nedense çekemiyorlar. Hanımefendiler bütün yeni şarkıları amborgoya almışlar,bize okutmak istemiyorlar, Eskimiş unutulmuş şarkılar da bize kalıyor. Ama ne ...

Aydın Birsel Kimin Oğlu

Dünya sahnesinden 13 yıl önce ayrılan, Türk sinemasının sadece bakışıyla bile izleyeni gönüllü bir tutsaklığa tabi kılmayı başarmış efsane ismi Belgin Doruk 'u bugüne kadar hep başkaları anlattı! "Küçük Hanımefendi"nin vefatına kadar bir an bile yanından ayrılmayan oğlu Aydın Birsel ise suskunluğunu ilk kez bozdu! "Hayata gözlerimi açıp etrafımı kavramaya başladığımda gözlerimin içine sevgiyle bakan güzel bir kadın hatırlıyorum Dünya güzeli bir kadın..." Konuşurken sesi titriyor. Heyecanlı Kısa aralıklarla yutkunuyor Sarf edeceği sözü özenle seçiyor. İlk kez bir gazeteciye, hayatının en kıymetli varlığını, annesini anlatıyor olmanın verdiği hüzünle sarmaş dolaş bir heyecan bu Sol yanağında annesinden miras belirgin bir "ben" var. Bu aynı zamanda bir "kader ortaklığının" nişanı! Bugüne kadar çok insan anlatmış annesini. Çok insan hayatı üzerine kalem oynatmış O hep durup izlemiş, dinlemiş, ölümsüzlük diyarına uğurlayana dek yanında...