Ana içeriğe atla

Nurhan Damcıoğlu Eski Kocasını Dövdü


Kapısında eski kocası Ercan Yenseni’nin arabasını gördüğü Ortaköy Ziya Restaurant’a giren Nurhan Damcıoğlu çıldırmış bir şekilde saldırarak iki hanım arkadaşı ile oturan adamı sille tokat dövdü... Damcıoğlu’nun boşandıktan sonraki son hareketi ise gerek kadınlığına, gerekse sanatçılığına gölge düşürdü...
İçkilerini yudumlamak, romantik bir akşam yemeği yemek için geçtiğimiz hafta içindeki akşamların birinde Ortaköy’deki Ziya Restaurant’a gidenler çirkin bir olaya tanık oldular.
Olayın kahramanları Nurhan Damcoğlu ile ayrıldığı kocası Ercan Yenseni idi... Daha doğrusu bu olayda tek kahraman vardı ki, o da Nurhan Damcıoğlu idi...
Herkesin gözleri önünde, sanatçı kariyerine ve hanımlığına hiç ama hiç yakışmayacak bir şekilde birdenbire renk değiştiren Nurhan Damcıoğlu, sosyete lokali olarak bilinen Ziya da eski kocasını yumruklayarak ona meydan dayağı attı...
Olay şöyle cereyan etti. O akşam konfeksiyoncu karı - koca dostlarıyla Bebek’teki China Town’a yemek yemeye giden Nurhan Damcıoğlu, masada bir türlü yemek yiyemedi. Çünkü buraya gelirlerken Ziya Restaurant’ın önünde eski kocası Ercan Yenseni’nin arabasını görmüştü.
Huzursuzluğunu masaya da yansıtan Damcıoğlu “Kalkın Ziya’ya gidelim” diye tutturdu. Hiçbir şeyden haberi olmayan dostları peki deyince hep birlikte kalkıp saat 23:30 sularında Ortaköy’deki Ziya Restaurant’a geldiler.
İçerisi doluydu ve Ercan Yenseni barda biri şair iki hanım arkadaşı ile sohbet ediyordu. Önce konfeksiyoncu dostları içeri girdi, ardından Damcıoğlu. Konfeksiyoncular aynı zamanda Ercan Yenseni’nin de arkadaşları idi. Sabık koca, onlarla tokalaşmak için oturduğu yerden kalktı. Bu sırada Nurhan Damcıoğlu’nun yüzü hafif kapıya dönüktü. Tokalaşma faslı bittikten sonra Ercan Yenseni, yanlarında bulunan ve yüzü hafif kapıya dönük olan hanıma da “Hoşgeldiniz” demek için elini uzattı. Eski karısını tanımamıştı... İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Hışım gibi dönen Nurhan Damcıoğlu, eski kocasına okkalı bir tokat attıktan sonra, bir erkek gibi yumruklamaya başladı. Birden neye uğradığını anlamayan Ercan Yenseni, Damcıoğlu’nun tokatlarına ve yumruklarına karşı hiçbir şey yapamadı, öylece kalakaldı. Şoku atlatan dostları araya girerek bu meydan dayağına son verdiler ve Nurhan Damcıoğlu’nu zorla oradan uzaklaştırdılar. Anlaşılan eski kocasını başka kadınlarla görmeye tahammül edememişti.
Öküz ölmüş, ortaklık ayrılmıştı ama Damcıoğlu’nun sosyete lokalinde rezalet çıkaracak derecede çıldırmış bir şekilde eski kocasına saldırması gerek sanatçılığına gerekse kadınlığına gölge düşürmüştü...(diğer haberler için aşağıdaki linke tklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...