Ana içeriğe atla

Göksel Arsoy'un Evindeyiz


ÜÇ KİŞİYE BİR DÜNYA — Göksel Arsoy, eşi Soley ve kızı Aşkım'la oturma odasında. Dört yıllık mutlulukları bütün tazeliğiyle yüzlerinden okunuyor. Göksel, Aşkım'ın saçlarını okşayıp: «Evlilik ve baba olmak, gerçekten çok güzel şey!...» diyor.

MUTFAKTA — Tertemiz, pırıl pırıl bir mutfak... Göksel Arsoy dört yıldır, evliliğin getirdiği bir düzen içinde yaşıyor. Şimdilik, bütün düşüncesi vatani görevini bir an önce bitirip terhis olabilmek.

Bu daire 300.000 liraya sigortalıdır.

GÜNEŞ SEMBOLLÜ SAAT — Oturma odasının bir köşesini süsliyen bu saat, çok değerliymiş. Göksel Arsoy: «Bunun bir eşi de Zeki Müren'de var» diyor. Her şeyde daima tekele sahip olmaya çalışan Göksel Arsoy, demek ki bu defa paylaşmaya razı oluyor... Onun en çok sevdiği enstrümanlardan biri de kitar, fakat çalmasını bilmiyormuş...

KİTAPLARI VE BALIKLARI — Kitaplığın tam ortasına yerleştirilmiş akvaryum, çeşitli renkleriyle, hemen göze çarpıyor. İçinde irili ufaklı, cins balıklar... En kıymetlilerini de taa Hindistan ve Çin'den getirtmiş. «En büyük zevklerimden biri de onların su içindeki dalışlarını seyretmek» diyor Göksel.

OTURMA odasının duvarında, biblolarla süslenmiş bir kitaplık... Ve tam ortasına gelecek şekilde yerleştirilmiş bir akvaryum içinde çakıl taşları ve irili ufaklı balıklar...
Göksel Arsoy akvaryumun önünde:
«Size, önce çok sevdiğim balıklarımı tanıtayım.» dedi. «Hepsinin kendi cinsleri içinde, ayrı
ayrı kıymetleri var. Bakın, şu boyun kırarak dalış yapanı Çin'den getirttim. Şu portakal renginde olanı da Hindistandan...»
Göksel Arsoy'un Gümüşsuyu sırtlarındaki evindeyiz. Açıkdeniz apartmanının 9 numaralı dairesi... İçinde 3 yatak odası ve bir büyük salon. Yatak odalarının birinde Göksel'Ie eşi Soley, İkincisinde kızları Aşkım ve dadısı yatıyor. Üçüncüsü ise gelen misafirlere ayrılıyor.
Oturma odasının balkona açılan pencerelerinden Kabataş görülüyor. Ardında köpük yığınları bırakıp, Üsküdara giden araba vapurları... Sisli sabahlarda grileşen karşı kıyılar... Yaz geceleri ise mehtabın denizdeki aksi... Arsoy ailesinin terasında, gerçekten de günler ve geceler mevsime göre ayrı bir güzellik taşıyor.
Arsoyların parke döşeli dairesi, içindeki eşyalarla birlikte 300.000 liraya sigortalı. Göksel'in yatak odasında, lake kaplı, büyük bir gardrop. Yemek odasında gene lake, kenarları pirinç işlemeli bir servis yemek masası ve 6 sandalyesi var. Halılar düz renkli, ısmarlanıp alınmış. Oturma odasında, beyaz lakeden yuvarlak bir orta masası. Ortasında gömme çiçeklik... Gene gömme dört parça sehpası. Görüldüğü gibi orijinal ve portatif bir biçimi var masanın.
Göksel Arsoy kitaplığın sol tarafında dayalı bir kitarı işaret edip: «En çok sevdiğim enstrüman olduğu için onu daima göz önünde tutuyorum. Yoksa, çalmasını pek beceremem.» diyor.
Oturma odasının duvar saati de sehpalı masa gibi orijinal. Saat, güneş sembolünün ortasında... Ve altında da şamdanlar. Göksel Arsoy evlilikte mutlu olan yıldızlarımızdan. Küçük kızı Aşkım da bu dört yıllık evliliğin en tatlı meyvası... Babasının deyimiyle de «tatlı yaramaz» lardan.
Bu ara Aşkım, üstü başı ruj içinde yanımıza geliyor. Göksel:«İşte, gördünüz mü?... Gene annesinin rujunu almış,» diyor.
Küçük Aşkım elinde ruj, tatlı bir umursamazlık içinde... Babasına bakıp, bakıp gülüyor sadece...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)
https://www.tozlumagazin.net/

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Altan Günbay'ın Dönüm Noktası

«SAMSON - DALİLAH» efsanesinin güçlü kuvvetli kahramanı Samson'la, Altan Günbay arasında ne benzerlik vardır? Bu soruyla karşılaşan her insan önce aynı şeyi yapar. Başlar Altan Günbay’ı düşünmeye. Öyle ya, Altan Günbay'ın hayatını hızlı bir filim şeridi gibi gözünün önüne getirecek ve bu şeridin kareleri arasında Samson’a benzer bir taraf arayacaktır. - «Altan Günbay 1931 yılında Konya'da doğmuş. Gazi Lisesi'ni, Ankara Devlet Konservatuvarı’nı bitirmiş. Opera'ya Cavellaria Rusticana ile başlamış. Othello, Lucia, Carmen, Kiss me Kate gibi ünlü operaların başrolünde oynamış. 1954 yılında kendisi gibi opera sanatçısı olan Müveddet Günbay'la evlenmiş. Elmas ve Tunç adlı iki çocuğu olmuş. «Şehrazat» filmiyle sinemaya başlamış. Opera’da rejisörlük ihtisası için Almanya'ya gönderilmiş. Birçok şarkı bestelemiş, bunların içinden 10 tanesi plak olmuş. Almanya’dan dönünce İstanbul’da kalmış. Şimdi İstanbul' da baş rejisör yardımcısı olarak çalışıyor, beste...

Ünlülerin ''Uçkur Davaları''

Mahkemeler varolduğu günden bugüne ne davalara bakmıştır... Haklıyı haksızı birbirinden ayırmış, suçu, suçluları ortaya çıkarmıştır... Ne dolandırıcılar, ne hırsızlar, ne ırz düşmanları gelip geçmiştir adliye koridorlarından. Bugünlerde mahkemeler bir namus davalarıyla çalkalanıp duruyor... Sanat dünyasının ünlülerinden birkaçının kahraman olduğu bu davalara belki de ''uçkur davaları" demek daha doğru olacak... Çünkü hepsinin özü dönüp dolaşıp oraya geliyor... Adalet... En zengininden en fakirine, dünyadaki tüm insanların sığındıkları, kimi zaman medet umdukları, haklarını aradıkları ve ne acıdır ki bazen de kullanmaya çalıştıkları olgu... Neden kullanılmaya çalışılır adalet? Kimin ne çıkarı olabilir? Olmaz demeyin, olur... Hem de öyle güzel olur ki... Ve oluyor da... İşte kapı gibi üç tane örnek... Haftalardır gazete sütunlarında boy boy resimleri yayınlanan belki de bir ''hiç uğruna" bu sütunları meşgul eden, sanat dünyasının ünlü isimlerinden birkaçın...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Ekrem Bora Dedikodulara Cevap Verdi

Bir zamanların «uçarı çapkını» Ekrem Bora'nın, Suadiye'deki yazlık evindeyiz. Burada, eşi ve iki çocuğu ile her türlü dedikodudan uzak, mutlu bir aile hayatı yaşıyor. Yemek odasında, kahvaltı masası daha kaldırılmamış. Bizi, yüzü sabunlu sabunlu içeriye buyur eden Ekrem Bora traş oluyor. Geçen hafta onunla ilgili bir haber, Yeşilçam'da bomba gibi patlamıştı: - «Ekrem Bora, sinemayı bırakıyormuş...» Aslında bu habere inanmak gerçekten güçtü. 1953 yılında filim piyasasına giren Bora, sinemadaki şahsiyetini, yeni sayılabilecek bir geçmişte bulmuştu. Aşırı çapkınlığı, onun düzenli bir hayat sürmesine mani oluyor, bu da mesleğine tesir ediyordu. Ayrıca, şansının da kendisine yardımcı olduğu pek söylenemezdi. Meslek hayatının 12 nci yılında çevirdiği bir filimle, şansı birden döndü. «Sürtük» teki oyunuyle 3. Antalya Filim Festivali'nde «Altın Portakal» armağanını kazanması, ona yeni bir «hırs» vermişti. O günlerde: - «Şimdiye kadar sinemayı pek önemsemiyordum. ...