Ana içeriğe atla

Yeşilçam'da Kovboy Salgını Başladı

Bugünlerde Türk Sinemasında geçerli olan iki salgın var: Biri Killing, öteki de Ringo Kırması "Yerli Kovboy" salgını. Aslında Türk Sinemasında, bütünüyle ilk yerli kovboy filmini yapan ne Yılmaz Atadeniz, ne de Zafer Davutoğlu'dur. Daha Türk seyircisi Amerikan " Western" filmlerinin kötü kopyaları olan Bingoları, can- goları, Dringoları tanımadan önce, Ahmet Sert adlı sakallı bir kunduracı ilk yerli kovboy filmini yapmıştı bile. Ne var ki kunduracı Ahmet Sert'in parası olmadığı için sesini soluğunu duyuramadı. Ve eline para geçtikçe iş koydu, çöplüklerden, arsalardan kaz tüyleri toplayıp Türk figüranlarını kızılderili yaptı. "İntikam Fırtınası" adını taşıyan bu çileli kovboy filmi ancak üç yılda bitirildi. Yeşilçam'da ikinci kovboy filmini yapan rejisör de Yılmaz Atadeniz'dir... Yılmaz Güney'in oynadığı bu filmin adı da "Kovboy Ali"ydi. İşte tam bu dönemde İtalyan Ringoları ülkemize akın etmiş, her biri büyük iş yapmıştı. Ringoların büyük iş yapmaları,iyiden iyiye Yeşilçam'lıları Kovboy filmleri çevirmeye yöneltmişti. İtalyanların Amerikalılardan, yağmaladığı "Hazine''yi bu defa da rejisör Nuri Ergün'le, rejisör Zafer Davutoğlu sıraya girip İtalyan Ringolarından yağmalamaya başlamışlardı. Nuri-Ergün'ün "Çifte Tabancalı Damat"ında Öztürk Serengil, Zafer Davutoğlu'nun "Kanunsuz Kahraman''ında da Cüneyt Arkın kovboy olmuşlardı.
BU BİRİNCİSİ
Bu kovboy salgınını son günlerde, sürdüren de Türker İnanoğlu'yla. Remzi Cöntürk'dü. Cöntürk. Pesen- Artist Film Şirketlerinin ortak yapımı olan ''Cango Ölüm Süvarisi" ni yönetiyordu. "Congo"yu Tunç Oral, Rozita’yı Figen Say oynuyordu. Remzi Cöntürk bu filmde ne kadar dışarlıklı kahraman varsa hepsini bir araya getirmişti. Dalton kardeşler Ringo, Killing, Cango "Ölüm Süvarisi"nde karşı karşıya geliyorlardı.
KOVBOY: KARTAL TİBET DÖRDÜNCÜ YERLİ
Türker İnanoğlu'nun yönettiği filmin adı da şimdilik "Kurşun Yağmuru"ydu. Bu filmin ''Hafiye"si de Kartal Tibot'ti. Tibet çizmeli, beli tabancalı, yelekli, siyah şapkalı bir Teksaslı olmuştu. Filmdeki adı da Bill'di... Ekip Sohban Koloğlu'nun hazırladığı meyhane dekorunda çalışıyorlardı... Kovboy filmi olur da şerif olmazmıydı hiç. İşte "Kurşun Yağmuru"nun "Teneke Yaldız"lı şerifi de Feridun Çölgeçen'di... Bu iş önce Çölgeçen'in hoşuna gitmemiş daha doğrusu, posta arabasından ata atlama sahnesinden korkmuş, rejisör Türker İnanoğlu'na:
''Yahu ben genç değil, ihtiyar bir şerifim ata nasıl atlarım" demişti.
HAFİ YENİN ADI BİLL
Böylece bu sahneyi çekmekten vazgeçmişlerdi. Filmin tek kadın oyuncusu da Semiramis Pekkan "Hafiye Bill''in , sevgilisi Ross'u, Muzaffer Temada kibar Jak'ı oynuyordu. Filmin diğer kovboyları da Yılmaz Koksal, Necip Tekçe, Hakkı Haktan'dı.
Tarihi filmlerden sonra Yeşilçamda şiddetle hissedilen bir ikinci salgında kovboy salgınıydı. Birbirini kopya etmekten aşırı zevk alan Yeşilçam'lı yöneticiler şimdide altın madeni bulmuş arasına bizim gerçeklerimizle tabanı tabanına zıt kovboy filmlerine yönelmişlerdi. Bir süre daha bu sahada at oynattıktan sonra her zamanki gibi yeni yeni kopya çekilecek konular kovalıyacak, yeni yeni salgınların çıkmasını sağlıyacaklardı...
Yerli sinema gerçekte taklitler sinemasıdır... Kısa bir süre içinde taklitler sineması gerçekten şaşılacak bir düzende çalışmış, bir biri peşi sıra Avrupa ve Amerika'lıların yurdumuzda tutulan sinema, türlerini taklide başlamıştır.Son derece koyu aşk filmleri, salon komedileri, korku filmleri, köy kordelalarından sonra Yeşilçam birden bire sulu komedilere yönelmiş, bir süre de eskiden çevrilip te tutulan ünlü romancılarımızın filmleri yeniden çekilmiştir...
Şimdi özellikle son iki aydan bu yana YeşiIçam'da yeni bir salgın bütün açıklığıyla hissedilmektedir... Killing salgınından sonra hissedilen bu salgın kovboy salgınıdır. Yeşilçam'ın ünlü adaptecileri şimdi de isimleriyle cisimleriyle Amerikan filmlerinin çifte tabancalı kovboylarını sinemamıza aktarmak çabası içindedirler...
1967'deki Türk Sineması, bir "Aksesuvar"sineması oldu .Ne kadar yelek, ne kadar çizme, ne kadar tabanca varsa bir çırpıda toplanıp hemen figüranlara, jönlere giydirilmiş ve, platolar Teksas meyhaneleri haline getirilmiştir. Ve bilindiği gibi Türk Sinemasının ilk yerli kovboyu O. Yıldız adlı ünsüz bir oyuncudur. "Ünsüz" O.Yıldız'ın ardından Yılmaz Güney, Cüneyt Arkın, Öztürk Serengil, Kartal Tibet gibi "Ünlü" oyuncularda modaya uyup, Ringo taklidi filmlerde boy göstermekten bir sakınca duymamışlardır. İşte''Kurşun Yağmuru" adlı filmin resimlerinde kovboy kıyafetleriyle Kartal Tibet, Semiramîs Pekkan, Muzaffer Tema, Yılmaz Koksal, Feridun Çölgeçen, M.Ali Akpınar, Necip Tekçe, Hakkı Haktan ve Adnan Mersinli görülmektedir.
BU DA KOVBOYLARIN GALASI
Bu hafta içinde iki kovboy filmi İstanbul'un iki ayrı setinde çevrilirken, bundan bir hayli zaman önce çekilip tamamlanmış bir başka kovboy filminin galası da Pazartesi akşamı Lale Sinemasında düzenlenmişti... Çifte Tabancalı Damat filminde oynayan bütün artistlerin o gece İstiklal Caddesinden atlarla ve kovboy kıyafetinde geçeceği bildirilmiş, gala gecesi ilginç olayların cereyan edeceğinden söz açılmıştı. Ancak o akşama atlarla gelmenin olanağı bulunamadı. Bulunamadı ama yine de orijinal bir düzen ayarlandı... Filmin baş rollerini paylaşan artistleri kovboy kıyafetinde Zeynep Aksu'da İstiklal Caddesinden gelinlikle geçip sinemaya geldi...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Ahu Tuğba'nın Erkeği Kenan Kalav Olacak

Yazın son günlerini yaşadığımız Eylül ayının en büyük sansasyon yaratacak filmini çekmeye hazırlanıyor Ahu Tuğba . Türk - İran ortak yapımı olarak gerçekleşilecek bu filmde Tuğba’nın erkeği Kenan Kalav olacak... Gün artık büyük söz söyleme günü değil... Yoksa ademoğluna öyle yuttururlar ki zamanı ve yeri gelince... Nasıl mı? Alın size en canlı en güzel örneği. Daha bir hafta öncesine kadar Kenan Kalav’la film çevirmeyeceğini, hiç bir şekilde görüşmediğini önüne gelene söyleyen Ahu Tuğba üç gün önce Türk - İran yapımı bir filmde genç aktörle oynamayı kabul etti. Peki söylediği o kadar lafı nasıl yuttu dersiniz? Nasıl olacak 8 milyon Türk Lirası’na. Evet bugün Türk sinemasının zirvedeki yıldızları Türkan Şoray ’ın, Hülya Koçyigit ’in, Müjde Ar ’ın alamadığı ücreti bir film başına alarak yine ol vay kadın oluverdi Ahu Tuğba. Geçtiğimiz haftabaşı yaptığı anlaşmadan sonra nakit 8 milyon lira aldığının çabası, bir de hakaret ettiği, hor gördüğü Kenan Kalav’la kamera karşısına geçmeyi...

Meral Zeren Savaşa Böyle Girecek

14 yıldır sinema dünyasında şöhret kavgası veren Meral Zeren iki yıllık aradan sonra yeniden kamera karşısına döndü. Başrolünü oynadığı “Çiçek” filminde bile yarıçıplak sevişmeyi, öpüşmeyi kabul etmeyen yıldız ilk kez yeni şöhret politikasını ŞEY’e anlattı ve yine 14 yıldır gizlediği seksapelini ŞEY objektifine sergiledi. Ve sonunda 14 yıldır süren bir namus davası daha bitti. Ama bu dava iki kişi arasında değil bir kişinin ruhundaki iki ayrı kişiliğiyle sürdürdüğü anamus davasıydı ve bu kişi de sinemanın güzel yıldızı gazino sahnelerinin aranılan şarkıcısı Meral Zeren’di. Evet, şimdi bir hafta öncesine göre ruhen büyük değişime uğramış bir Meral Zeren var artık. İki yıllık aradan sonra tekrar Yeşilçam'a dönen ve başrolünü oynadığı “Çiçek” adlı filmde bile yarıçıplak yatağa girip sevişme sahnesine “Hayır” diyen Meral Zeren yok artık. Günün şartlarına, günün sinema anlayışına göre sanat kumarını kurallarıyla oynamayı kabul eden bir Meral Zeren var. Ve bu Meral Zeren eski Mera...

Önder Somer'in Şansı Açıldı

İstanbul'un Caddebostan, Suadiye ve Bostancı semtlerinin bu mevsimde sesiz, yalnız bir havası vardır. İnsana huzur, biraz da hüzün veren bir havadır bu... Hele hava yağmurluysa, hele yapraklar rüzgarın tesiriyle oradan oraya uçuşuyorsa... Biz de şubat ortasında, böyle bir akşam üstü, Caddebostan Plajyolu Mehtap Sokağında 33 numaralı evde oturan Önder Somer 'in evini arıyoruz. Etraf tenha. On dakikadır yürüdüğümüz halde yolda ya iki insan gördük, ya da üç... Sert lodos rüzgarı kulaklarımızı sağır edercesine uğulduyor... Kapıda bizi Önder Somer karşıladı. İki yaşındaki oğlu Öner de sırtında. Tıpkı babasına benziyor. Hani derler ya: «Hık demiş, burnundan düşmüş!» diye, öyle işte. - «Buralarda ne işin var?» dedik. «İki saattir yoldayız!» Bir süre yüzümüze bakarak güldü: - «Hele bir oturun bakalım,» dedi. «Bir yorgunluk kahvesi içelim, sonra konuşuruz.» Oturduk, kahvelerimizi içtik... Önder Somer anlatmaya başladı: - «İstanbul tarafını hiç sevmem. İnsan...