Ana içeriğe atla

63'lük Konsomatris

Adile Naşit'i son olarak üç hafta önce Neşe-i Muhabbet müzikli gösteririsinde izlemiştik. Ayşen Gruda ile konser arasında sahne değişimini küçük bir sohbetle geçiştirirken yarı şaka yarı ciddi bir özeleştiri yaparak Uluslararası Sanat Gösterileri grubupu, sanatçılarını hicvederek izleyicileri hem duygulandırıyor hem de güldürüyordu şu sözlerle:
-''Ayşeciğlm bizim burada görevimiz üvertür sanatçılığı yapmak. Yakında tuvalet temizlettirip, program sattınrlarsa hiç şaşmamak gerek. Sergilediğimiz her oyunun bir yıldızı oluveriyor, önce Erol Evgin idi sonra Sezen Aksu oldu. Şimdi Emel Sayın var yarın yine Erol Evgin ile Necla Nazır olacak. Bizler sanki bir hiçiz. Dışandaki afişleri görüyor musun? Adımızı okumak için Önünde duranlara bir de büyüteç vermeleri lazım. Kaderimiz bu ne yapalım. Allahtan bu canımız varımız yoğumuz seyircilerimizin sıcak alkışlan var. Allah onlardan sağolsun. Onlar bizi yaşatanlar."
Bu sözler üzerine salon bir kez daha alkıştan yıkılıyor ve yüzlerce kişi elleri patlarcasına alkışlıyordu yılların büyük sanatçısı Adile Naşit'i... Bugün İstanbul'da Şan Müzikholü'nde yine ayakta alkışlanıyor Adile Naşit! Hem de öyle sevimli, şefkatli iyiliksever karakteriyle bağdaşacak bir rolle değil değme pavyon kadınlarına taş çıkarırcasına oynadığı konsomatris rolüyle.... 63 yaşının kazandırdığı yorgunluk, hastalık demeden kendinden beklenenin üstünde bir enerji gösteren Adile Naşit kelimenin tam anlamıyla seyirciler tarafından çılgınca alkışlanıyor. Yine dediği gibi caddeleri renklendiren afişlerde, basın ilanlarında büyük sanatçının adı büyüteçle okunabibilecek kadar yazılıyor ama o kendini sanat gücüyle her gece Şan Müzikholü'nde devleştiriyor...
Bugüne kadar kılıktan kılığa giren ve sanat yaşamının büyük bir bölümünü kapsayan film çalışmalarında daha çok anne ve de evin dadısı rolüne giren Adile Naşit ilk başta konsomatris rolünü yadırgayanlara ''Ne yapalım 60 yaşından sonra kaderde konsomatris olmak da varmış. Sanatçı eğer gerçek bir sanatçı ise yaşı, ortamı, ruhu ne olursa olsun verilen rolü başanr. Sanırım duyduğum alkışlar beni haklı çıkartıyor...'' diyerek cevap veriyor. Evet bu gün İstanbullu sanatseverlere sesleniyoruz. Yarın Ankaralı, İzmirli, Bursalı ve sahnesi elverişli olan diğer büyük pavyonundan alnının akı ile çıkan Adile Naşit'i gidin görün mutlaka. Sizler de ayakta alkışlayacaksınız bu büyük sanatçıyı...
Necla Nazır Bunu da Başardı
Adı ilk olarak açılan bir yarışmada ''Sinema Güzeli'' seçilmesiyle duyuldu Necla Nazır'ın... Bu yarışmadan sonra da Yeşilçam sokağına adım attı sanatçı ve gerek oyunculuğu, gerekse güzelliği ile şöhrete, paraya kavuştu, çevresinde bir hayran kitlesi yarattığı gibi film yapımcılarının meyvesini de adını afişlerin üstüne yazdırarak gördü...
Ancak sinema yeterince doyuramadı genç ve güzel yıldızı... Sanat dünyasındaki çalışmaslarını ilerletmek ve halkın karşısına çıkmak istiyordu Nazır... Bu isteğini de aldığı gazino tekliflerini değerlendirerek yerine getirdi ve bu kez sevenlerine sahnelerden şarkıcı olarak seslenmeye başladı... Ve doğrusu şarkıcılıkta da hak ettiği ilgiyi gördü.

Ve şimdi karşımızda bir müzikal yıldızı olarak parlıyor sanatçı... ''Şen Sazın Bülbüleri''nde gerek tiyatro sanatçılarına taş çıkartırcasına segilediği oyunuyla, gerekse sesi ve güzelliğiyle hayran kitlesini çoğaltıyor Necla Nazır... Erol Evgin'le güzel bir ikili oluşturduğu müzikalde seyircilerden tam not aldığı gibi, ''Necla Nazır bunu da başardı'' sözü ile de çıkışta tüm ağızlardan kulaklara bir yankı seli gibi akıyordu...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...