Önce Cüneyt Arkın'la
Fahrettin Cüreklibatır'ı kesin çizgilerle birbirinden ayırmak
lazım Fahrettin Cüreklibatır sıcakkanlı, samimi, duygulu, büyük
acılar çekmiş – ve çekmekte olan – acıların olgunlaştırdığı
bir genç adamdır. Buna mukabil Cüneyt Arkın, kendini Cüneyt
Arkın'lığı ile hapsetmiştir, onunla çevrelemiştir. Arkın'ın
hayat grafiğinde dikey ve düşey çizgilerin giriftliği, aslında
bu «farklılaşmanın» olağan sonucudur.
Burada, eskilerin
«takdim tehir» dedikleri Bir şey yaptım. Sonda söyleneceği,
başta söyledim. Şimdi gene başa dönelim. Cüneyt Arkın'la bir
akşam vakti, bir salonda karşı karşıya gelip oturduk. Ne ben
biliyordum soracağımı, ne o biliyordu «röportajın konusunu»...
Önce laf olsun diye «Kaç filim çevirdiniz» dedim. «105 filim
oldu,» diye cevap verdi, sonra ekledi:
- «Her filim için 20
gün çalışsam tam 2100 gün eder... Bu arada bir gün işe geç
kaldım... Muzaffer Aslan'ın setiydi, bir telefon anlaşmazlığı
olmuş, işi 3 saat kadar aksatmıştım. Bu hesaba göre tam 2099
gün sete tam vaktinde gitmişim.»
Cüneyt Arkın gülüyor
sözün burasında, «Aferin bana!» diyor.
ARKIN'IN PARMAĞINDA
ALYANS VAR
Konuşurken dikkat
ediyorum. Cüneyt Arkın'ın sol elinde alyans var. Sebebini
soruyorum. Bir an gölgeleniyor yüzü. Masanın üzerinde duran
«Kent»ten bir sigara alıp yakıyor, sonra konuşmaya başlıyor:
- «Dün akşam güzel
bir kitap okudum... Hayatın gerçeğini arayan birini anlatıyordu
kitap... Adam sonunda, 'Tek gerçek felsefe ölümdür,' yargısına
varıyor. Bir palyaço resmi çiziyor ilkin, sonra ipi boynuna
geçiriyor ve dünyadaki son cümlesini söylüyor: «Yeryüzünde
her şey iyidir,» diyor. Bu, doğrudur. Yeryüzünde her şey
iyidir, ya da her şeyin iyi yanları vardır. Biz Betül'le tam 7 ay
evli kaldık. Ondan önce bir flört devremiz, bir nişanlılığımız
oldu... Niçin saklayayım, şu anda bile bende bir Betül var
hala... Bu yüzük beni o anılarla bağlıyor. Zaten önemli olan,
yüzüğü takıp takmamak değil, o insanı içinden atıp
atamamaktadır, gerisi laf-ı güzaf.»
- «Konu oraya geldi
de... Gazetelerde bazı haberler çıktı... Betül hanım sinemaya
geçecekmiş, şarkıcı olacakmış... Böyle birşey olursa ne
hissedersiniz?»
- «10 dakika sonra
zelzele olsa... 20 dakika sonra ikimizden biri bir ödül kzzansak ne
hissederiz? His bu, adı üstünde.. Ne hesaba gelir, ne kiteba, ne
de tahmine sığar... Bu bakımdan şimdi ne söylesem boş.»
KONUMUZ SİNEMA VE
OYUNCULUK
Konu sinemaya
kayıyor... Cüneyt Arkın bugün belli bir janrın zirvedeki
adamıdır. Genel Yeşilçam klasmanında onu (2) numaradan aşağıya
indiremezsiniz. Ne diyor «tarihi avantürlerin» zirvedeki adamı
sinema hakkında, sinemanın geleceğini nasıl görüyor?
- «Sinemada çok zor
bir devreye giriyoruz,» diyor Cüneyt Arkın. «Sinema çok değişti
artık... Sinema konusunda bundan böyle hiç bir şey katiyen hafife
alınmayacak. Ben bırakın kendimi, kavgacıların bile özel
hayatını kontrol ediyorum... Bir artist için kamera karşısında
rolünü-yaptıktan sonra, 'Eyvallah,' denecek günler geride kaldı
artık. Daima sinemayı düşünmek mecburiyetindeyiz. Zor bir sezon
var önümüzde, güç günler, dar geçitler var...»
Türk sinemasının
garip bir kaderi vardır. Mesela bir Orhan Aksoy kendi köşesinde
yavaş yavaş ilerlemiş, ama kimse bir süre farkında olmamıştır
bunun. Bir Gani TuranlI adı, iyi kameramana çıktıktan sonra bile
devamlı kendini aşmış, bunun farkına neden sonra varılmıştır.
Kendi janrında Cüneyt Arkın'ın durumu da bir ölçüde buna
benziyor. Cüneyt, «tarihi avantürlerde» gerçekten başarılıdır...
Peki, kendisi kendi oyunculuğu hakkında ne diyor, ne düşünüyor.
Bu konuya girdiğimizde önce bir an duraklıyor, sonra konuşmaya
başlıyor:
- «Benim hakkımda ilk
iyi eleştirmeyi siz yazdınız, o da bu yıl çıktı zaten,»
diyor. «Yaptıklarımla yapmak istediklerim arasında çok fark var.
Ben kendim için «iyi oyuncuyum» falan demiyorum ama oynayabilirim.
Benden isteneni verebilirim. Buna inanıyorum. Ama fırsat düşmemişse
ne yapayım?»
«Ne yapayım» sözü
başka bir soruya yol açıyor. Bir örnek getiriyorum ortaya.
- «Şu anda yapımcıya
şart empoze edebilecek güçte üç yıldız oyuncu var
Yeşilçam'da,» diyorum. «Yılmaz Güney, Türkan Şoray ve siz...
Yılmaz yapıyor bunu... İyi filimler için ağırlığını
koyuyor, imkan bulamazsa 5 kötü filim yapıp, kazandığı parayı
bir iyi filim için yatırıyor. Siz 'iyi filim' için ağırlığınızı
koymayı düşünmüyor musunuz?»
Cüneyt Arkın, «Yılmaz
Güney'i bırakın,» diyor. «Yılmaz başka... Dünyada Yılmaz
kadar sinema zekası olan adam yoktur... Gelelim benim için
sorduğunuza. Bu yılın zorluğundan bahsederken onu da
kastediyordum. Artık ayağı yerde oian adamların hikayeleri filme
alınacak. Daha iyi, daha dürüst filimler yapılacak.»
CÜNEYT ARKIN VE
EVLİLİKLERİ
Cüneyt Arkın iki defa
evlenmiş, iki defa boşanmıştır. Bu durum «özel» ve gene! iki
soru çıkarıyor ortaya. Önce, iki başarısız evliliğin sonunda
Cüneyt Arkın «evlilik müessesesi» hakkında neler düşünüyor?
Bu konudaki sorumuzun ilk kısmı bu işte. Cevabı da şöyle:
- «Bir erkek, içinde
gerçek bir kadının bulunduğu evde bulacağı huzuru, orada
kavuşacağı mutluluğu başka hiçbir yerde bulamaz. »
Anlaşılıyor ki
Cüneyt Arkın «evliliğin» lehinde... İki boşanmadan sonra böyie
düşünmesi önemli tabii... Peşinden sorunun ikinci kısmı
geliyor. Cüneyt Arkın iki eşinden niçin ayrılmıştır?
BOŞANMALARIN
NEDENLERİ
Cüneyt Arkın'la son
olarak boşanma sebepleri üzerine konuşuyoruz. Cüneyt bu konuda
bir genelleme yapmıyor. «İki evliiik başka şartlarda, farklı
yıllarda başiadı, bitti.. İkisini tek sebebe bağlamanın imkanı
yok,» diyor ve önce ilkini, Dr. Güler Mocan'la olan evliliğin
«mutsuz sonu» mı anlatıyor:
- «Birinci evliliğin
yanlışı şuradaydı. Ben karımla doktor olarak evlenmiştim,
karşısına artist olarak çıktım. Çok zor günlerdi o günler.
Düşünebiliyor musunuz, maddi olarak sıfırdan bile değil,
negatiften başlamıştım. Borçluydum... Yılda 24 filim
yapıyordum. Sinir bozukluğu yaratıyordu tabii bu... Bu yüzden
koptuk onunla... Önce 3-4 aylığına Kırklareli'ne gitti Güler,
sonra 6 ay daha ayrı kaldık... Koptuk yani birbirimizden.»
Bu birincisi, ya
İkincisi? Cüneyt Arkın onu da şöyle anlatıyor:
- «Betül'le sinirli
bir devrede evlendik. Kaza geçirmiştim. Elimin ne olacağı belli
değildi. Kameradan haftalarca uzak kalmam da beni tedirgin ediyordu.
Çalışmamaya alışık değildim ki... O güç dönemin peşinden
bu defa cehennemi bir çalışma girdi hayatıma... Aynı piyes için
5 defa bilet alıyor, bir defa gidemiyorduk. Sonunda ayrıldık işte.
O türkü de yarım kaldı, o şarkı da yarıda kesildi.»
KAZA ve SONRASI
Aslında konuşmamız
burada noktalanıyordu, ama Cüneyt Arkın kazadan bahsedince «son»
u uzattık ve kazanın sonunu sorduk, «Şimdi nasıl oldu eliniz?»
dedik.
- «Allaha şükür
iyi... Elim bana yabancı değil artık, emirlerime itaat ediyor.
Kılıç tutabiliyorum, kibrit çakabiliyorum. Huzur, içinde
olduğumu iddia edemem, ama iyiyim. Daha iyi günlerin geleceğine de
inanıyorum.»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder