Ana içeriğe atla

Fatma Girik İzmir Fuarı'nın Kraliçesi

İZMİR Fuarı'nın en şöhretli kadını Fatma Girik, Yeşilçam'ın en iyi kadın oyuncularından birisi olarak kabul edilen Fatma Girik'i bu yıl sinemalarda oynayan «Boş Beşik», «Büyük Yemin» gibi filimlerde köylü kadını kıyafetinde, ayağında şalvarı, başında yazması, ellerinde kınası ile görüp de, «Aaa! Köylü kıyafeti Fatma'ya ne de yarışmış,» diyenler, aynı Fatma Girik'i bu defa Fuar gazinolarında beli açık tuvaleti ile şarkı söylerken görünce şaşırıp kalıyorlar, «Fatma Fuar'ın kraliçesi,» demekten kendilerini alamıyorlar..
Bu yıl Fuarla ikinci defa gelişi Fatma Girik'in.. Ve süksesi geçen yılla ölçülemeyecek kadar fazla. Bunun da başlıca iki sebebi var. Bir kere repertuvarı geçen yıla oranla hayli dolu ve Fatma Girik sahneye iyice ısınmış, alışmış...
Yeşilçam'da filimlerde oynarken evinden sete, setten evine gidip gelen, bunun haricinde önemli bu sebep olmadıkça sokakta, eğlence yerlerinde, kalabalık arasında pek gözükmeyen Fatma Girik'in İzmir'deki günleri nasıl geçiyordu acaba? Bu soruyu perdemizin ve sahnelerimizin ünlü yıldızına sorduğumuz zaman bir an düşündü ve başladı anlatmaya:
- «Her gece iki gaz,noda sahneye çıkıyorum. Gece geç saatlerde işim bitiyor. Otele geldiğim zaman turşuya dönüyorum. Ancak öğleye doğru kalkabiliyorum yataktan. Banyo, yemek falan derken ikindiyi yapıyoruz. Haftaya iki gün de matine var. Anlayavağınız günlerim İstanbul'dakine rahmet okutacak derecede jet hızıyla akıp gidiyor İzmir'de..» Sonra gülmeye başlıyor Fatma Girik «Aşka vakit yok çocuklar!..» diyor. «İzmir'de aşksız yaşıyoruz.»
İçimizden «Acaba?» diye geçirirken, gene bir başka Yeşilçamlının kulağımıza fısıldadığı şu cümleler geliyor aklımıza: «Çocuklar Memduh Ün cumartesi veya çarşamba günleri İzmir'e geliyor, bir iki gün kalıp gidiyor.»
İzmir'in en lüks oteli olan Efes'te kalan Fatma Girik'in günlük masrafı, otel, yemek, berber, yol parası dahil 500 lira. Günlük kazancı ise 6000 lira. Yani her gece 5500 lira net kar. Bir ayda eder 165.000 lira. «Allah bereket versin!» diyor Fatma Girik, «İki yıldır sahnedeyim ve sinemadan çok daha fazla kazandım. Bu gün kıyıda köşede kötü günlerim, yaşlılığım için biriktirdiğim birazcık param varsa, hepsini sahne verdi bana. Sinema ise bizim gibi iki mesleği olan sanatçılar için vitrin. Ama şu da bir gerçek ki, Yeşilçam'ın şöhreti olmasaydım, bu paraları kazanamazdım.»
Fuar bittikten sonra İstanbul'a dönecek Fatma Girik. Ve ayağındaki tozları silmeden ver elini Avrupa.. Önce Bulgaristan'a gidecek, sonra sırasıyla Yugoslavya, İtalya, Almanya ve Fransa.. Buralarda birkaç ay önce çevrilmesi gereken, Fuar yüzünden çekimi ertelenen «Hippi Fatma Avrupa»da filmini çevirecek..

Bu filim için çok iddialı konuşuyor Fatma Girik. «İster inanın ister inanmayın,» diyor, «bunca yıllık meslek hayatımda ilk defa bir filmin senaryosunu başından sonuna kadar okudum ve de su gibi ezberledim!..»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Ajda Pekkan Konuşuyor

Kimisine göre Eurovision yenilgisinin getirdiği bunalımdan kimisine göre aşk ilişkilerindeki çıkmazdan büyük bir bunalıma itilmişti. Kimseyle görüşmek istemiyor, giderek kilo veriyor, gülmeyen yüzü, kuşkulu bakışlarıyla çok zaman bilinçsiz ve yanlış davranışlarda bulunuyordu. Bu sıkıntılı dönemini atiatamayacağım anlayınca her şeyi bırakıp kaçmak istedi. Günün birinde uçağa atladığı gibi Türkiye'den uçup gitti... Bazıları Londra'da olduğunu söylüyordu Ajda'nın... Ama kesin olarak kimsenin bildiği bir şey yoktu. Bir hafta Paris'te görülüyor, sonra Cenevre'de veya Zürih'de olduğundan söz ediliyordu. Beili ki, sıkıntısı, problemleri ülkesini terketmekle geçmemişti. Yerinde duramıyor, bir şeyler arıyor, aradığını bulamıyordu... İşte o günlerde ansızın bir akşam saatinde SES'e telefon etmişti Ajda... «Unutmak ve unutturmak istiyorum. Bıktım, usandım... En az altı ay gelmeyeceğim Türkiye'ye... Müziği seviyorum. 17 yıllık çocuğum benim. Kuşkusuz müzikten...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....