Ana içeriğe atla

Gelinlik En Çok Ona Yakıştı

Kaç yıldır modaevi sahibisiniz sayın Gürnar Çapa?
- ''10 yıldır efendim. Bu yıl gurur İçinde 10. yılımızı kutluyoruz zincirleme defilelerle.''
- Mesleğe merakınız nasıl gelişti ve nasıl ünlü bir gelinlikçi oldunuz?
- ''Çok giyinirdim. Şıklığıma aşın dUşkündilm. Sanatına büyük saygı duyduğum Mualla Özbek'e diktirirdim giyıilerimi. Baktım ki, çok para harcıyorum. Ama ben dikiş bilmiyorum, öte yandan yılın gak 10 kadını arasında yer alacak kadar cemiyetin içinde de dikkatle izlenen bir kadın oldum. Yavaş yavaş göz zevkiyle başladı sonra da bir bakmışım gelinlikçi oldum. Bilmediğim bir iş. Zor değilmiş. Aldı yürüdü. Belki bugüne kadar en azından 50.000 tane gelinlik hazırladım.''
- Hiç bilmediğiniz bir sanata atılırken nasıl cesaret gösterdiniz? Sizi destekleyen oldu mu?
- ''Öğrenilmeyecek hiçbir şey yok ki... Ben beş lisan biliyorum anadilim gibi. Bu başarıyı sağladıktan sonra dikiş dikmeyi öğrenmek hiç de zor blrşey sayılmaz değil mi?''
- Öğrenim durumunuz nedir?
- ''Fransız Lisesi'nden mezunum.''
- Röportajımızın anakonusu biliyorsunuz ünlüleri giydirmek, şıklaştırmak. Sizce zor yanları var mı ünlüleri giydirmenin?
- ''Hiç abartıldığı kadar zor ve sıkıntılı bir iş değil. Sayısız ünlüyü giydirdim ve gelinlik diktim. Benim gibi modaevi sahibinin karşılaştığı zorluk ünlülerin kendi başlarına karar verememeleridir. Çevresindeki dalkavukların, beyin bocalarının tesiri altında kaldıkları için çok sıkın ti çekeriz. Çünkü kendisine çok yakışan bir tuvaleti yanındaki akıl bocaları beğenmezse o tuvaleti sanatçı Kam ma beğendirmek çok güçtür. Eğer yanındakiler beğenirse işimiz kolaylaşır. Bir de borç takan bir ünlüyü bir daha görmek zordur. Bir turnike halinde dolaşırlar ve bana tekrar sıra gelinceye kadar iki-üç yıl geçer bu arada borçları da raman aşınımına uğrar, unutulur. Hemen hemen bana borcu olmayan bir ünlü yok gibidir.
- Yani ünIü kadınların hep başkasının etkisiyle giyindiklerini söylüyorsunuz. O halde hemen röportajımızın can alıcı sorusuna gelelim. Gerçek moda zevki olan ve şık giyinen ünlüleri sayabilir misiniz?
- ''Benim söyleyebileceğim tek kişi vardır. Kimseyi taklit etmeden giyimi ile, saçıyla, kuşamıyla cemiyet içinde, sanat dünyasında öncü olan bir tek sanatçı Gönül Yazar'dır. Sabah yatağından kalktığı andan gece aynı yatağa girene kadar tepeden tırnağa şıktır.''
- Çok ilginç geldi bu hayranlık. Çünkü bildiğim kadarıyla Gönül Yazar sizin ilk kocanızın yani Bedii Çapa'nın ikinci karısı. Aynı erkeği kalben paylaşmanın yaşatacağı kadınsal içgüdülere rağmen Gönül Yazar'ı ''1 Numara'' olarak gösterebiliyorsunuz.
- ''Sorunuza cevap verdim. Böyle bir yorum yapacağınız aklınım ucuna gelmemişti. Kocamın ikinci kansı da olsa yine şıktır derim. Çünkü kimseyi taklit etmez Gönül Yazar.''
- Sahne tuvaletleri günlük abiye giysiler dışında hangi ünlülerin mutluluklarına diktiğiniz gelinliklerle imza attınız?
- ''Ahu Tuğba'nın bütün gelinliklerini ben diktim. İlk evliliğinde de, son evliliğinde de onu ellerimle giydirdim. Sonra Gökben'in gelinliğini de ben diktim. Yine birçok film yıldızının rol gereği giydikleri gelinlikleri hazırladım. Ama önemli o an Suudi prenseslere hazırladığım gelinliklerdir... Birçok sanatçıya hazırladım ama inanın hatırlamıyorum.''
- Peki biz hatırlatsak. Bülent Ersoy'a da isteği üzerine bir gelinlik dikmiştiniz. Üstelik o zaman Fuar çalışmasındaydı ve de erkekti...
- ''Ah, tabii, hiç unutamam. İki gece içinde hazırladık gelinliğini. Tek omuzu açıkta harika bir gelinlikti. Tacına kadar hepsini ellerimle hazırladım. Ve şunu itiraf edeyim ki, yaptığım gelinlikler arasında Bülent Ersoy'a yakıştığı kadar hiçbir kadına yakışan gelinlik görmedim, Öylesine güzel taşıyordu ki. 10 yıllık meslek hayatımda en güzel gelin oldu Bülent Ersoy...''
- Ama o zaman kadınlık ameliyatı olmamıştı ve evlenmesi olanaksızdı. Neden diktirdi gelinliği?
- ''Bilemiyorum bize evlenmek üzere geldi. Ünlüler arasında en güzel gelinlik taşıyan odur. Bir kadın bile onun kadar güzel taşıyamaz."
- Yurt içinde ve yurt dışında defileler düzenliyorsunuz. Unutamadığınız bir olay var mı bu düzenlediğiniz defileler sırasında?
- ''Kuveyt, Riyad'da düzenlediğim defileleri unutamam. Çünkü biz moda da Batı'nın hakimiyeti altında kalırken Doğu'da Türk modası etkinliğini hayli sürdürüyor. Suudi Arabistan'dan, Birleşik Arap Emirilkleri'nden getirdiğim moda dergilerinde gösterdiğim gibi Türk modası hayli beğeniliyor. Türk şapkası, Türk işlemeleri ve takılan sayfa sayfa basılıyor. Bugün Türkiye'de modacı yok. Batı'yı taklit eden bir konfeksiyon grubu var. Ama bundan 200-300 yıl öncesinde Türkiye'de modacı daha çokmuş. O zamanlar Arap ülkelerinde varolan Osmanlı egemenliğinden Türk modası dört bir yana yayılıyormuş. Bunu da son yıllarda hobi olarak başladığım eski Türk ceketleri ve kaftanlarını toplamaya başladığım için araştırarak öğrendim. Yalanda bu koleksiyonu sarayda sergileyeceğim.''
-Yani bugün ülkemizde Türk modasını yurt dışına taşıyan bir Zuhal Yorgancıoğlu'nu bir Ayla Eıyüksel'i modacı olarak saymıyor musunuz?
- ''Elbette onlar istisna. Ben hiçbir zaman Zuhal Yorgancıoğlu’nu inkar edemem. Eski Türk işlerini bir Zuhal hanımın yaptığı gibi yapamayız. Ama bunlar Avrupalılar için çok ama çok enteresan.''
- Gelinlik ve tuvaletlerinizle verdiğiniz hizmet sadece yüksek gelirli kitleye mi oluyor?
- ''Kesinlikle hayır. Ben her iki zümreye de hitap ediyorum. Halka da hizmet veriyorum sosyeteye de. Nasıl Ahu Tuğba'ya diktiğim son iki gelinlikten para almadıysam halktan yardım isteyenleri de ücretsiz giydirmişimdir.''
- Peki en ucuz ve en pahalı gelinlik ücretlerini söyler misiniz?
- ''En ucuzu 50.000, en pahalısı 6-7 milyon liraya ulaşıyor.''
- İdealinize ulaştınız mı Gürnar hanım?

- ''Evet. 10. yılımı kutluyorum şu sırada. Butiklerim var. Büyük bir atölyem var. Sanatımla ilgili bir koleksiyon hazırlıyorum. Eski Türk işlerini bir sarayda veya müzede sergilemek için hazırlık içindeyim. Ayrıca mücevherlere merakım beni yeni bir meslek sahibi daha yaptı. Pek yalanda bir mücevherat dükkanımn sahibi olacağım. Bundan başka ne idealim olabilir ki. Evde çocuklarımla kocamla sade bir yaşam sürmesinden son derece mutluluk duyan bir kadınım. Bütün ideallerim gerçekleşti. Çok teşekkür ederim gösterdiğiniz ilgiye.''...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...