40
yıllık Karaosman Vakıf Apartmanı yapıldı, yapılalı böyle
kalabalık görmemişti. Tam 41 foto muhabiri ve gazeteci 1929
tarihini taşıyan asansörle en üst kata çıkıyor, laleler,
güller, karanfiller ve envai çeşit çiçeklerden yapılmış, koca
koca buketler, geniş kapılardan sığmak bilmediği için mecburen
kapıların ikinci kanatları da açılıyordu. Galatasaray futbol
takımının ilk şampiyon olan kadrosunda sağ haf ve sağ açık
oynayan Mustafa Arif Soydan'ın evine biraz önce çiçek gibi bir
gelin namzedi gelmişti: Hülya Koçyiğit, Arnavutköy'deki sette
çevirdiği «Yalan Yıllar» filminde saat 14'e kadar çalışmış,
sonra rejisörden, «Selim Soydan'la nişanlanacağım. İzin verir
misiniz?» diyerek müsaade almış ve hemen saçlarını yaptırmak
için berbere koşmuştu. Saçları «meç» li ve 1929 modeliydi.
Saat 16'da kuaförden çıktı, birkaç dakika sonra az ötedeki 119
numaralı Karaosman Apartmanının beyaz merdivenlerindeydi. Yeni
evini daha şimdiden benimsemişti.
Hülya
Koçyiğit'e kapıyı 20 yıllık kapıcı Fikri Tarım açtı, 10
milyon sinema seyircisinin tanıdığı Hülya Koçyiğit'i kendi
eliyle yukarı çıkardı, kapıyı açan Selim Soydan'a teslim etti.
Tam
bu sırada bir modaevinde 15.000 liraya hazırlanan organza tuvalet
geldi. Arka taraftaki yatak odasında Soydan ailesinin kadınları,
müstakbel gelinleri Hülya'yı giydirdiler. Nişana hazırladılar.
Saat
18'i bulmuş «sadece aile arasında yapılacak olan nişanın
davetlileri birer birer gelmeye başlamıştı. Hülya'nın dayıları
Cevdet Perin ile eşi Vesahat Perin, Mithat Perin ile eşi Perizat
Perin, çocukları Selçuk ve Azade Perin, Hülya'nın amcası Servet
Taylaner ve eşi Megarhan Taylaner, çocukları Nurettin Taylaner.
Hülya'nın akrabaları Ergil Tezerdi, Sabahat Oğuzcan ve kızı
Hülya Oğuzcan... Hülya’nın annesi Melek Koçyiğit, nişanın
yapılacağı dünürünün evine tam 19’da geldi. Soydan ailesinin
yakın akrabaları, Nimet Erel, Didar Akat, Adnan Dinçer ve eşleri
ile Selim'in iki ağabeyi Ali ve Melih Soydan «akraba» grubunu
teşkil ediyordu.
Melek
Koçyiğit, önceleri Hülya - Selim aşkım gizlemiş, «Gelip
geçici bir çocukluk arzusu... Zamanla geçer, unutulur,» demişti.
Fakat ateş bacayı sarınca olayı saklamaktan vaz geçmek zorunda
kalmış, ancak nişana ve nikaha giden yolu kapamak istemişti...
«Altın yumurtlayan tavuğun» elden kaçmaması için elinden gelen
gayreti arkasına bırakmayan Melek Koçyiğit, Selim - Hülya
aşkının «barajları» yıktığım görünce, bu sefer de «Nişan
yapılsın, gerisi kolay...» düşüncesine sarılmıştı.
Saat
tam 19.20’'de salonu bir sessizlik kapladı: «Nişan yüzükleri
takılıyordu!» Daha önce Ankara Gazeteciler Cemiyeti'nin
Balosu'nda cumhurbaşkanı veya başbakanın yüzük takacağı ilan
edilmiş, hatta, «İsmet Paşa yüzükleri takacak!» bile denmişti.
Ankara, Tarabya, Etiler derken nişan, Soydan’ların evinde
tahakkuk etmişti. Soydan ailesinin reisi Mustafa Arif Soydan, bir
gümüş şekerlik içinde önüne getirilen pembe kurdeleli
yüzükleri eline aldı ve, «Pek muhterem davetlilerimiz! Müşterek
bir hayata başlamak üzere olan çocuklarımıza şu anda nişan
yüzüklerini takıyoruz. Bütün bir ömür boyunca birlikte ve
mesut olmalarım temenni eder, en halisane tebriklerimi arz ederim.»
Alkışlar
arasında nişan yüzüğünü önce «gelini» Hülya'nın sağ
elinin yüzük parmağına taktı ve sonra da Selim'e... Hülya, önce
«babası» nı sonra «annesi» ni öperek teşekkür ederken,
kayınvalide Adalet Soydan, tarihi kıymeti pek büyük olan çift
taşlı bir pırlanta yüzüğü Hülya'nın sol eline takıverdi. Bu
anda Hülyanın gözünden sevinç göz yaşlan yuvarlanıyordu.
Selim de heyecanlıydı. Annesinin, babasının önce elini, sonra
yanaklarını öptü. Tebrik faslı devam ederken bu manzarayı
seyreden Melek Koçyiğit: «Hülya'nın babası bugünleri
göremedi!» diyerek bir köşede göz yaşı döküyordu. Göz yaşı
dökme faslına az sonra dört kadın daha katılmıştı. Amca
Servet Taylaner, «Aman beni de ağlatacaksınız!» diyerek salondan
kaçtı. Muare siyah döpiyes giymiş olan Adalet Soydan,
«Hastalıktan yeni kalktım. Görüyorsunuz, dedikoduların aslı
yok. Ankara'ya değil, Tarabya'ya gidecek halde değilim» diyordu.
Akrabaları adına «basına bir demeç» veren Prof. Cevdet Perin,
«Nişan töreni yakın akraba, aile arasında yapılır. Ancak nikah
ve düğüne tanıdık herkes davet edilir. Nişan’ın manası,
mahremiyetindedir,» dedikten sonra Hülya'ya döndü:
«Divan
şairi Fuzuli, 'Aşk pazarında kendini dirhem dirhem sat' demiş.
Sakın haaa...» dedi sonra da şu sözleri ekledi: «Bu kadar
birbirine yakışan çift az bulunur. Biri, sanatı amatör bir
sporcu ruhuyla yapıyor, diğeri sporu bir sanat haline getirmiş!...»
Tekrar
alkışlar, içkiler ve durmadan parlayan flaşlar... Davetlilerin
hemen hemen dört misli olan basının fedakar çocukları, «Aman
Selim şöyle dur», «Hülya böyle bak!» diye bağırarak tam iki
saat boyunca durmadan resim çektiler. Selim Soydan hiç bir maçta,
Hülya Koçyiğit hiç bir filim setinde fotoğrafçılar karşısında
bu kadar yorulmamıştı. Ama yine de «gık!» demediler, «hayır»
demediler.
Nişan
evinin telefonu da durmadan işliyordu... Spor yazarları, Fenerbahçe
kampına hangi oyuncuların girdiğinden tutun da, Federasyon Başkanı
Orhan Şeref'in sözlerine kadar her türlü spor haberini, buradan
yazdırıyorlardı. Bu sırada Ankara Devlet Konservatuvan'ndan
Hülya’nın arkadaşı balerin Meral Tokgöz (Ali Turat ile
geçenlerde Ankara'da evlenirken Koçyiğit ailesini davet
etmişlerdi) Hülya ve Selim'i tebrik etti. Postacı, Ekrem Bora ile
eşi Gül Bora’nın tebrik telgrafını; çiçekçiler de Zeynep
Aksu ile Sema Özcan'ın kocaman çiçek buketlerini getirdi.
Foto
muhabirleri gündelik gazetelere resimleri yetiştirmek için
gidince, özel olarak tutulmuş beyaz ceketli garsonlar bir ziyafet
sofrası hazırladı. Gece 24’e kadar süren nişan artık bir
düğün halini almıştı. Bu akşamki duygularını sorduğumuz
Hülya ile Selim şunları söylediler.
Hülya,
«Bu nişan muhakkak nikaha gidecek. Birbirimizi son derece büyük
bir aşkla seviyoruz. Bütün hayatımca mutlu olacağıma
inanıyorum. Yakından tanıyanlar Selim'in, dünyanın en iyi
insanlarından biri olduğunu bilir. Gerçekten çok mutluyum. SES
okurları, bu nişanın hakiki bir aşkm neticesi olduğunu
öğrenmeli. Hepsine sevgilerimi yollarım,» diyordu.
Selim
Soydan ise: «Temmuz veya ağustosta kesia olarak nikah ve düğün
yapacağız. Tarabva'da 1.000 kişilik bir düğün düşünüyoruz.
Balayına Avrupa'ya gideceğiz. Hülya, pırlanta gibi bir kız. Onu
mutlu görmek beni de mesut ediyor. Hülya uğruna ne yaptımsa
azdır,» dedi.
Soydan
ailesini tatlı sohbeteri, lezzetli yemekleri ve büyük sevinci
içinde bırakıp Teşviki'ye caddesine çıkarken, genç nişanlılara
saadetler diledik.
ŞEYTANLAR
ÇATLASIN:
Koçyiğit
ailesi bir modaevini adeta Selim'in evine taşımışlardı. Aynı
tip elbisenin beyazını Nilüfer, laciverdini Feryal, siyahım ise
melek Koçyiğit giymişti.
YANDI
PARALAR!...
Damadın,
parlak, lacivert, üç düğmeli elbisesine karşılık, Hülya pembe
saten kumaştan yapılmış pabuçlanyle ve beyaz organze üzerine
renk renk çiçeklerle donanmış tuvaletiyle pek şıktı. Laf
aramızda, bu şıklık Koçyiğit ailesine pey pahalıya mal olmuşa
benzer. Sadece Hülya'nın tuvaletine 15.000 liraya yakın para
ödenmiş. Bu paraya Melek Hanımın, Feryal’in ve Nilüfer'in
elbiselerini de eklerseniz 30 bini geçer...
HÜLYA
SİNEMAYI BIRAKMAYACAK. YA SELİM?...
O
hay - huy içinde, sempatik damat adayı Selim’i bir köşeye çekip
«Hülya evlendikten sonra sinemayı bırakacak mı?» diye sorduk.
Lafı uzatmadan hemen Hülya Koçyiğit'in hayranlarına müjdeliydim
ki Selim, Hülya’yı sinemadan ayırmak niyetinde değil.
Evlendikten sonra Hülya senaryoyu okuyacak; iyi olduğuna karar
verirse oynayacak... Unutmadan şunu da ilave edelim: Selim'le
konuşurken, «Sen sinemaya geçecek misin?» diye sorduk ve şu
cevabı, aldık: «Bilmem... Becerebilir miyim dersiniz?» Bu soru
içinde soru olan cevaptan biz «Evet» manasını çıkardık...
KOÇYİĞİTSPOR'UN
AMİGOSU!
Saha,
maçın başlama saati yaklaştıkça doluyordu. Seyirciler,
gazeteciler ve foto muhabirleri, foto muhabirleri... Sanki
İstanbul'un bütün foto muhabirleri bu «çok önemli» maçı
izlemeye gelmişlerdi. Kapının kapatılmasına yakın saatlerde
(«Ahar gelir bezme ekabir» kavlince) Koçyiğitsporun 'amigo' su
Melek Hanım da en sonra sahada yerini aldı!... Nihayet saat tam
19.20'de taraftarlarının coşkun tezahüratı arasında iki takım
sahaya çıktılar. «Mutad seramoni» den sonra orta hakem (Baba
Arif Soydan) «Bir ömür boyu sürmesi dileği ile» maçı
başlattı!
GELİN
- KAYNANA:
Saatlerce
ayakta kalan Hülya bir ara ilk rastladığı koltuğa çöktü ve
parmağına bakmaya başladı. Parmağında kayınvalidesinin nişan
hediyesi olarak taktığı çift taşlı, aile yadigarı pırlanta
bir yüzük vardı. Onun dikkatli dikkatli yüzüğü tetkik ettiğini
gören davetlilerden biri, «Çok güzel,» dedi. Hülya «evet»
dedikten sonra «Annemin hediyesi» diye izah etti. «Annemin»
derken sesinde büyük bir sevgi ifadesi vardı. Tam o anda karşıdaki
koltukta oturan Adalet Soydan Hülya’ya açık pencereyi gösterip,
«Yoruldun mu çocuğum. Gel buraya otur. Pencereden soğuk gelecek,»
deyince davetlilerden biri dayanamadı. «Gelin - kaynana arasında
sevgi gösterisi başladı...» dedi.
OLAN
PTT’YE OLDU!...
Sezonun
en formda hafinin nişanlandığı saatlerde Fenerbahçe takımı da
PTT ile yapacağı maç için Kadıköy’de kampa girmişti. Yalnız
Fenerbahçeliler PTT'lilere karşı pek dürüst davranmadılar.
Rakiplerini maçtan önce yordular. Telgraf getirip götürmekten
yorulan postacılardan biri, dayanamadı ve altıncı kattaki evin
merdivenlerini bilmem kaçıncı defa inerken söylendi. «Gün şimdi
sizin gününüz... Bir de pazara görüşelim bakalım.»
SELİM
FORM TUTTU:
Selim
için «nefesli futbolcu» derler ya!... Nişanda «nefes» in ne
demek olduğunu anladık. Maçın, pardon nişanın başından sonuna
kadar ayakta kalan ve oradan oraya koşan Selim'de yorgunluğun en
küçük bir belirtisi bile yoktu.
KAÇINCI
SULTAN SELİM?...
Çiçeklerin
birinin üzerindeki kartta Soydan Selim yazıyordu. Kapıyı çalan
çiçekçi, karşısında Nilüfer Koçyiğit’i görünce birden
şaşırdı ve Soydan Selim’i «Sultan Selim» olarak okudu.
Davetlilerden şakayı seven biri bunu duyunca, «Ne Sultan Selim'i
kardeşim?» dedi. «Selim nişanlandı... Sultanlığı falan
kalmadı artık. Ama sen Sultan Selim'i değil de Selim'in sultanını
arıyorsan o başka!...»
ALLAH
TÜRK SPORUNU KORUSUN!
Ya
bize öyle geliyor, ya da son günlerde yerli sinema ile futbol pek
iç içe girdi... Baksanıza İzzet Girnay Umumi kaptanlık yapıyor;
Hülya Koçyiğıt bir futbolcuyla evleniyor... İrili, ufaklı
artist - futbolcu flörtleri de ayn... Şenol, Birol. Varol gibi
futbolcu - artistler de uzaktan uzağa Yeşilçam’a göz kırpıyor.
Hatta hatta, artistlerin sahneye kaçmaları başlar başlamaz
Fenerbahçeli Şükrü gibi bazı futbolcular da gece kulüplerinde
şarkı söylemeye başladılar. Bunca samimiyete bakıp bakıp ne
demeli acep? «Allah Türk futbolunu korusun» mu demeli
acaba?...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder