Ana içeriğe atla

Sezer Güvenirgil ve Tunç Oral Hiç Ayrılmıyorlar

Devamlı okuyucularımız hatırlayacaklardır. 29 haziranda çıkan SES mecmuasında Sezer Güvenirgil'le Tunç Oral'ın nişan hikayelerini anlatmıştık. 0 gün nişandan önce devamlı olarak birbirlerini sevdiklerini yalanlayan Sezer'le Tunç'u tebrik etmiş ve bir serzenişte bulunmuştuk
.- «Çocuklar sizin aranızda bir şey yok. Bunu defalarca söylediniz, ama bugün bana Sezer Güvenirgil'le Tunç Oral nişanlandılar gibi geliyor. Buna ne dersiniz?»
İkisi de — sanki sözleşmişler gibi — aynı anda, aynı şeyi söylemişlerdi.
- «Sana nasıl geliyorsa öyledir.»
Sezer'le Tunç'un o günkü sorumuza bir piyesin adıyla cevap vermelerinin bir kerameti varmış da bizim haberimiz yokmuş. Meğer genç nişanlılar o günlerde, «Sahneye çıkalım mı, çıkmıyalım mı?» diye düşünür dururlarmış, isterseniz işe taa başından başlayalım.
Efendim, günlerden bir gün Tunç Oral'ın telefonu çalmış. Açmış, bakmış karşısında filim prodüktörü Işık Toraman... Işık, «Yahu seninle her zaman filim işi konuşacak değiliz ya,» diye söze girişmiş ve sonunda baklayı ağzından çıkarmış. «Benim bir arkadaşım var. Erden Ener. Tiyatro sanatçısı, bizim Mümtaz Ener Beyin de kızı. O bir tiyatro kuruyor. Sizin de oynamanızı istiyor. Ne dersiniz?»
Bu teklif öyle telefonda bir - iki dakikada halledilebilecek bir iş değil ki. Tunç düşünmek için biraz mühlet istemiş ve hemen nişanlısına koşmuş... iki genç kafa kafaya vermişler, enine, boyuna düşünmüşler ve sonunda «Evet» i yapıştırmışlar.
Biz bütün bu anlattıklarımızı Şehzadebaşında, geçen sezon Aziz Basmacı ve arkadaşlarının oynadıkları Küçük Tiyatro'nun kulisinde öğrendik. Sonra da Sezer Güvenirgil'le Tunç Oral'a tiyatroda oynamalarının sinemadaki krizle bir ilgisi olup olmadığını sorduk:
- «Evet bugün sinemada bir kriz var, ama bu, bize pek tesir etmedi,» diye cevap verdiler. Allah'a şükür çalışıyoruz. Yalnız bize gelen teklif iki yönden çok cazipti. Bir defa, teklifi kabul etmekle tiyatroya intisap edecek, sahne kültürü alacaktık. Tabi, bu, sinema hayatımız için de önemli olacak. Sonra teklif maddi yönden de cazip. Biz de kabul ettik.
Israr fayda etmedi ve «Maddi yönden de çok cazip» cümlesinin Türkçesini (yani kaç para aldıklarını) onlardan öğrenemedik.
Biz konuşurken Erden Ener elinde bir lokum kutusuyla Sezer'in yanına geldi ve ondan lokum dağıtmasını rica etti. Önce hep birlikte şaşırdık, ama sonunda işin aslını öğrendik. Adetmiş, yeni tiyatrolarda işe tatlı yiyerek başlanırmış. Sezer lokumları tiyatro arkadaşlarına ikram ederken biz de merakımızı giderdik ve Sezer'le Tunç'un tiyatrodan net 2.000'er lira aldıklarını öğrendik.
Lokumların dağıtılması da bittikten sonra, tatlı yiyip tatlr konuşalım,» sözüne uygun olarak, tatlı bir sohbet başladı. Tiyatronun kadrosu hemen hemen belliymiş. Kadroda Tunç'la Sezer'den başka Erden Ener, Doğan Bavli, Demiray Erül, Oğuz Gözen, Handan Demir, Nezihi Sel ve Mümtaz Ener gibi sanatçılar var. Perdelerini Rıfat İlgaz'ın «Bizim Koğuş» adıyla tefrika edilen eseriyle açacaklar. Bu konuda Erden Ener bize şunları söyledi:
- «Perdemizi bir telif eserle açmamızın sebebi var. Biliyorsunuz, bu yıl Türk Tiyatrosunun 100'üncü yılını kutluyacağız. Onun için ilk olarak Rifat Beyin eserini oynayacağız. Okuma provasına başladık, bir de ismini koysak.»
Evet, eser belli, ama ismi henüz konmamış. Rifat İlgaz, ismin ortaklaşa konmasını istiyor. Bu konuda bazı teklifler yapılmış. «Bizim Koğuş» la «Hababam Sınıfı» en çok üstünde durulan isimler, ama ikisinin de mahzuru var. Biri «72'nci Koğuş» a, diğeri «Hababam Sınıfı» na benziyor. Erden Ener tekliflerden en çok babasınınkini (yani Mümtaz Ener'in) beğenmiş. «Her halde 'Pijamalılar' adiyle oynayacağız,» diyor.
Eğer olursa, bu tiyatro memleketimizde bugüne kadar yapılmamış bir şeyi de gerçekleştirecek ve Baku Tiyatrosu'nda çalışmış artistlerle 6 matinelerinde bir Azeri Opereti olan «Arşın Mal Alan» ı Azeri üslubu ve Azeri lehçesiyle temsil edecek.

Onlar okuma provasına başlarken, biz de müsaade istedik ve tiyatrodan ayrılmadan önce bu tip durumlarda sinema artistlerine sorulması adet haline gelen soruyu sorduk. İkisi birden; «Hayır, sinemayı katiyyen bırakmış değiliz,» dediler. Biliyorsunuz Türk sinemasında çalışma çoğunlukla akşam 6 - 7 dediniz mi biter. Eğer saat durumları çatışırsa ne mi yaparız? Bir çatışmanın olmamasına çalışırız.»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Nükhet Duru'nun Çıplaklığı Başına Dert Oldu

ARTIK Nükhet Duru gecede 3-4 yerde sahneye çıkan bir uvertürdür. Repertuvarına daha bir dikkat eder; saçına, giyimine, hareketlerine daha bir özen göstermeye gayret eder. Bu arada Yeşilçam'dan da film teklifleri gelmektedir. Ve yıl 1970'tir. Ayhan Işık, Bahar Erdeniz ve Yusuf Sezgin 'in başrolleri paylaşacakları bir filmin hazırlıkları yapılmakta ve bu filme bir kadın oyuncu aranmaktadır. Ve Nükhet Duru adında karar verir yapımcılar. O günleri de şöyle anlatır Duru: «Bir gün çalıştığım gazinonun kulisine bir prodüksiyon amiri geldi. 'Nükhet Hanım hikaye tam size göre, Ayhan Işık'la oynayacaksınız' dedi. «Ben 'Oynayamam, imkanı yok' dedim. Adam 'Neden?' diye sordu. «'Zaten gecede üç dört yerde sahneye çıkıyorum. Gündüzleri de uyuyorum filmi ne zaman çekeceğiz. Film çekmeye zamanım mı var?' dedim. «'Biz çekim saatlerini sizin boş saatlerinize göre ayarlarız' dedi adam. «Sonra çekimler başladı. Ben ne filmin adını b...

Meral Zeren Savaşa Böyle Girecek

14 yıldır sinema dünyasında şöhret kavgası veren Meral Zeren iki yıllık aradan sonra yeniden kamera karşısına döndü. Başrolünü oynadığı “Çiçek” filminde bile yarıçıplak sevişmeyi, öpüşmeyi kabul etmeyen yıldız ilk kez yeni şöhret politikasını ŞEY’e anlattı ve yine 14 yıldır gizlediği seksapelini ŞEY objektifine sergiledi. Ve sonunda 14 yıldır süren bir namus davası daha bitti. Ama bu dava iki kişi arasında değil bir kişinin ruhundaki iki ayrı kişiliğiyle sürdürdüğü anamus davasıydı ve bu kişi de sinemanın güzel yıldızı gazino sahnelerinin aranılan şarkıcısı Meral Zeren’di. Evet, şimdi bir hafta öncesine göre ruhen büyük değişime uğramış bir Meral Zeren var artık. İki yıllık aradan sonra tekrar Yeşilçam'a dönen ve başrolünü oynadığı “Çiçek” adlı filmde bile yarıçıplak yatağa girip sevişme sahnesine “Hayır” diyen Meral Zeren yok artık. Günün şartlarına, günün sinema anlayışına göre sanat kumarını kurallarıyla oynamayı kabul eden bir Meral Zeren var. Ve bu Meral Zeren eski Mera...

Sekse Düşkün Mine Soley Ramazanda Oruç Tuttu

Türk sinemasının en çok soyunan kadını Mine Soley , bu günlerde sahneyle, set arasında mekik dokuyordu. Bir aylık mecburi Ramazan istirahatından sonra tekrar ortaya çıkmış, kendini jet hızıyla sahneye ve film setine atmıştı. Mine Soley'i "Ölüm Emri" adlı filmin setinde bulduk. "Ölüm Emri"ni Yücel Uçanoğlu-Metin Film-Işık Toraman adına yönetiyordu. Filmin başrollerini Murat Soydan ve Esen Püsküllü oynuyordu. Ve Mine Soley'İn yanısıra oynıyan öteki oyuncular da Behçet Nacar, Ali Poyrazoğlu , Erden Alkan'dı. Son ikisi tiyatro oyuncularıydı. Mine Soley kamera karşısına çıkmak için sırasını bekliyor bu arada da makiyajını yapıyordu. Sahneyle film setleri arasında mekik dokuyan genç kadın: - ''Bir bilseniz ses alanında neler dönüyor. Bazı ses sanatçıları, sahneye geçen sinema oyuncularım nedense çekemiyorlar. Hanımefendiler bütün yeni şarkıları amborgoya almışlar,bize okutmak istemiyorlar, Eskimiş unutulmuş şarkılar da bize kalıyor. Ama ne ...