Ana içeriğe atla

Ünlülerin Yeni Yıl Anıları

NÜKHET DURU
YILBAŞI denilince hep içimi bir burukluk kaplar. Aklıma 1979 yılının son günü gelir. Yeğenlerime hediye almak için Beyoğlu’nda hem vitrinlere bakıyor, hem de yılbaşı gecesi giyeceğim kıyafeti düşleyerek keyif içinde yürüyordum. En sonunda bizim afacanlar için oyuncak satan bir mağaza gözüme ilişti. İçeri girdim. Rengarenk oyuncaklar içinde pilli bir otomobil ile bir kovboy takımı alarak tam ayrılıyordum ki, vitrinden içeriye bakan, elleri cebinde üşümüş bir çocuk gördüm. Üstü başı perişandı. Onun da gönlünü almak için bir oyuncak da bu sevimli çocuğa aidim. Paketi uzattım. Çocuğun sevinçten gözleri büyümüştü. Binlerce kez teşekkür ederek yanımdan ayrıldı.
FERDİ TAYFUR
KONYA’DA bir pavyonda sahneye çıkmış, programımı yapıyordum. Baktım birden ışıklar söndü ve şampanyalar patladı. Ben ne olduğunu anlayamadım. Biraz korkuyla gecenin önemi hakkında bilgi istedim. Hiçbir gece böyle bir şenlik olmuyordu da bu gece niye böyleydi? Garsonlar gülerek o günün yılbaşı gecesi olduğunu söylediler. O zamanlar böyle özel günler ve gecelerle ilgim yoktu. Para kazanma derdine düşmüştük. Biz de yılbaşı gecesi deyip bir kadeh içki içtik... Her yılbaşı gecesinde o geceki kutlama aklıma gelir...
TARIK AKAN
ÇOK yıllar önce başımdan gecen bir yılbaşı anısını ömrümce unutamam... Lisede öğrenciydim. Yılbaşı gecesini arkadaşların evinde kutlayacaktık. O gece için yeni elbiseler almış ve yeni yıla yeni giysilerle girecektim. Beyoğlu'ndaki bir hazır giyimciden aldığım takım elbisemin boyunu uzatmok için terziye verdim... Elbiseyi bana cncak yılın son günü akşamı verebileceğini söyledi. Sevdiğim kıza daha güzel görünmek için elbisemin de herkesinkinden güzel olması gerekiyordu. Birden kapı çaldı. Terzinin çırağıydı. Bir gece önce soyulduklarını ve hırsızın tüm elbiseleri alıp gittiğini söyledi. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. O geceyi anlatırken bile yaşıyor gibiyim.
AHU TUĞBA
HENÜZ 10 yaşındaydım... Yılbaşı gecesini evde ailece kutlamak üzere hazırlıklar sabahtan başlamıştı... Yemekler yapılıyor, içkiler hazırlanıyordu. Akşam olup sofrayı hazırladığımızda, babam henüz ortalarda yoktu. Uzun bir süre sofra başında babamı bekledik. Hem karnımız acıkmış hem de merak etmeye başlamıştık. Sağa sola telefonlar etmeye başladık. Hiçbir yerde yoktu babam. Ve kederli bir şekilde sofraya oturup, birkaç lokma bir şeyler atıştırıp yatağımıza yattık. Daha sonraki günlerde öğrendik ki babam şimdi evli olduğu kadınla ve kızıyla yılbaşını birlikte geçirmişler. Unutamadığım tek yılbaşı gecesidir o...
CÜNEYT ARKIN
YENİ yılla ilgili en etkinlendiğim anı sinemayla ilgili olanıdır.
İlk film teklifini bir yılbaşı gecesi aldım. Şimdi tarihini tam olarak saptayamadığım bir yılbaşı gecesinde, arkadaşların evinde oturmuş içiyorduk. Telefon çaldı ve bir yapımcı, benimle film çevirmek istediğini söyledi. O zamana kadar bazı teklifler alıyordum ama, hiçbiri gerçekleşmiyordu. Sevincimden ne yapacağımı şaşırdım. Hem yeni yıla girmenin sevinci, hem de sinemaya başlangıç tarihi olan o geceyi unutamam.
AJDA PEKKAN

YILBAŞI denilince aklıma hep 1975 yılı gelir. Neden mi? Anlatayım. O yıl Ankara'da büyük bir otelde çalışıyordum. Otelde yılbaşı hazırlıkları günler öncesinden başlamıştı. Sanatçı kadrosu ayarlanmış, personelin giyim - kuşamı ona göre düzenlenmişti. Ben ve sanatçı arkadaşlarım da bu güzel gecenin hatasız olması için var gücümüzle çalışıyorduk. Bizler de renk renk, cıvıl cıvıl kostümler diktirmiş, yepyeni parçalarımızı yılbaşı gecesine saklamıştık. Gerçekten de 74 yılının son gecesi olağanüstü güzel başlamıştı. Herkes neşe içinde hem içkisini içiyor, hem dansediyor, hem de kendi aralarında gülüp şakalaşıyordu. Ben saat tam 12.00'de sahne alacaktım. Saatlerin 12.00'yi vurduğu anda her yılbaşında olduğu gibi ışıklar söndü. Ben de o sahnedeki yerimi aldım. Cereyan bir türlü gelmiyordu. Ne yaparsanız yüzlerce konuk beni bekliyor. Bıraktım mikrofonu, başladım şarkılarımı söylemeye. Ve öylesine alkış aldım ki, anlatamam...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Ahu Tuğba'nın Erkeği Kenan Kalav Olacak

Yazın son günlerini yaşadığımız Eylül ayının en büyük sansasyon yaratacak filmini çekmeye hazırlanıyor Ahu Tuğba . Türk - İran ortak yapımı olarak gerçekleşilecek bu filmde Tuğba’nın erkeği Kenan Kalav olacak... Gün artık büyük söz söyleme günü değil... Yoksa ademoğluna öyle yuttururlar ki zamanı ve yeri gelince... Nasıl mı? Alın size en canlı en güzel örneği. Daha bir hafta öncesine kadar Kenan Kalav’la film çevirmeyeceğini, hiç bir şekilde görüşmediğini önüne gelene söyleyen Ahu Tuğba üç gün önce Türk - İran yapımı bir filmde genç aktörle oynamayı kabul etti. Peki söylediği o kadar lafı nasıl yuttu dersiniz? Nasıl olacak 8 milyon Türk Lirası’na. Evet bugün Türk sinemasının zirvedeki yıldızları Türkan Şoray ’ın, Hülya Koçyigit ’in, Müjde Ar ’ın alamadığı ücreti bir film başına alarak yine ol vay kadın oluverdi Ahu Tuğba. Geçtiğimiz haftabaşı yaptığı anlaşmadan sonra nakit 8 milyon lira aldığının çabası, bir de hakaret ettiği, hor gördüğü Kenan Kalav’la kamera karşısına geçmeyi...

Meral Zeren Savaşa Böyle Girecek

14 yıldır sinema dünyasında şöhret kavgası veren Meral Zeren iki yıllık aradan sonra yeniden kamera karşısına döndü. Başrolünü oynadığı “Çiçek” filminde bile yarıçıplak sevişmeyi, öpüşmeyi kabul etmeyen yıldız ilk kez yeni şöhret politikasını ŞEY’e anlattı ve yine 14 yıldır gizlediği seksapelini ŞEY objektifine sergiledi. Ve sonunda 14 yıldır süren bir namus davası daha bitti. Ama bu dava iki kişi arasında değil bir kişinin ruhundaki iki ayrı kişiliğiyle sürdürdüğü anamus davasıydı ve bu kişi de sinemanın güzel yıldızı gazino sahnelerinin aranılan şarkıcısı Meral Zeren’di. Evet, şimdi bir hafta öncesine göre ruhen büyük değişime uğramış bir Meral Zeren var artık. İki yıllık aradan sonra tekrar Yeşilçam'a dönen ve başrolünü oynadığı “Çiçek” adlı filmde bile yarıçıplak yatağa girip sevişme sahnesine “Hayır” diyen Meral Zeren yok artık. Günün şartlarına, günün sinema anlayışına göre sanat kumarını kurallarıyla oynamayı kabul eden bir Meral Zeren var. Ve bu Meral Zeren eski Mera...

Önder Somer'in Şansı Açıldı

İstanbul'un Caddebostan, Suadiye ve Bostancı semtlerinin bu mevsimde sesiz, yalnız bir havası vardır. İnsana huzur, biraz da hüzün veren bir havadır bu... Hele hava yağmurluysa, hele yapraklar rüzgarın tesiriyle oradan oraya uçuşuyorsa... Biz de şubat ortasında, böyle bir akşam üstü, Caddebostan Plajyolu Mehtap Sokağında 33 numaralı evde oturan Önder Somer 'in evini arıyoruz. Etraf tenha. On dakikadır yürüdüğümüz halde yolda ya iki insan gördük, ya da üç... Sert lodos rüzgarı kulaklarımızı sağır edercesine uğulduyor... Kapıda bizi Önder Somer karşıladı. İki yaşındaki oğlu Öner de sırtında. Tıpkı babasına benziyor. Hani derler ya: «Hık demiş, burnundan düşmüş!» diye, öyle işte. - «Buralarda ne işin var?» dedik. «İki saattir yoldayız!» Bir süre yüzümüze bakarak güldü: - «Hele bir oturun bakalım,» dedi. «Bir yorgunluk kahvesi içelim, sonra konuşuruz.» Oturduk, kahvelerimizi içtik... Önder Somer anlatmaya başladı: - «İstanbul tarafını hiç sevmem. İnsan...