Her şey bir telefon
konuşmasıyle oldu. Geçtiğimiz hafta, bir öğleden sonra, SES'in
telefonu çaldı. Heyecanlı bir ses, «Bilmem sizi ilgilendirir mi?»
dedi. «Yılmaz Duru'nun eşi Sabahat Duru'nun çalıştığı Dilson
Oteli yanındaki OsmanlI Bankası’n da çok ilgi çekici bir şey
oldu. Yılmaz Duru'nun eski eşi Nilüfer Aydan bankaya geldi ve yeni
eşi Sabahat Duru'yla münakaşaya başladı. Hala oradalar.»
Okurumuza teşekkür
ettik ve hemen bir otomobile atlayıp bankanın yolunu tuttuk. On beş
dakika sonra oradaydık. Fakat geç kalmıştık. Olan olmuş, biten
bitmişti. Fakat «iş» bizim için bitmemişti. Nilüfer Aydan'ın,
halefiyle konuşmasının, hem de (okurumuzun söylediğine göre)
sinirli bir şekilde konuşmasının sebebi neydi acaba?
BİR EVLİLİĞİN
HİKAYESİ
Nilüfer
Aydan'la Yılmaz Duru 1957’de evlenmiş, 1960'ta boşanmışlardı.
Yani topu topu 3 yıl süren bir evlilik hayatları vardı. O
yıllarda 14 yaşında bir kız olan Nilüfer, sahneye çıkmak
istiyordu. Bu arzu önlenemeyecek bir hal alınca, ailesi,
yakın dostlan Yılmaz Duru’ya baş vurdu, onu dans hocası olarak
tuttular. Kısa zamanda hoca - talebe münasebetleri, yerini
«arkadaşlığa» bıraktı... Ve genç aşıklar tamştıklanndan
tam 2 ay sonra amüen evlenmeye karar verdiler. Yalnız çok çok
önemli bir engelleri vardı: Nilüfer henüz 14 yaşındaydı. Ama
içinde aşk ateşi olan insanlara kar mı dayanır? Genç sevgililer
buna hemen bir formül buldular ve nikah dairesinin yolunu
tuttular... Bu evlenmeden Nilüfer' in ailesinin haberi bile
olmamıştı.
İşin
bundan sonrası daha da enteresan... Nikah dairesinden Yılmaz evine,
Nilüfer de annesinin yanma gitti. Böylece 3 ay geçti. Üçüncü
ayın sonunda gencecik dansöz kız annesini odasma çağırdı ve
ona sadece: «Ben evlendim. 3 aylık da hamileyim ama boşanacağım,»
dedi. Bunu işiten hangi anne bayılmaz ki, Nilüfer'in annesi de
bayılmasın? Ayrılmak istemelerine sebep — söylentilere göre
—Yılmaz'ın çocuk istememesiymiş. Sonra araya yakınlan girdüer.
İkisini barıştırdılar. Artık «kayınvalde» de durumu
öğrendiği için Yılmaz eve geldi. Bir süre böyle yaşadılar.
Sonunda Yılmaz Amerika’ya gitti... Şimdi o günden bugüne
kadar geçen olaylan, kahramanların ağzından dinleyelim:
NİLÜFER AYDAN:
«Yılmaz beni de Amerika'ya aldıracağını söylemişti.. Turhan'ı
doğurdum. Para yok, pul yok. Çocuk bu! Bakım ister. O halimle
tekrar dans etmeye başladım. Doğumdan sonra hiç dinlenememiştim.
Sahneye çıkmadan sancılanıyor, ağlamaya başlıyordum. Dans
ederken sancılarım artıyordu. Neyse, böylece ağlaya ağlaya dans
ettim, hem çocuğuma baktım, hem para biriktirdim. Sonra Amerika'ya
gittim.»
MUKADDES AYDAN:
«Nilüfer Amerika'ya giderken çocuğunu bana bırakmıştı.
Turhan'a ben baktım. Sonra döndüler. Ben bu işin devamlı
olmayacağını biliyordum. Yılmaz çok cimri, aklın almayacağı
kadar egoist bir adamdır. Geldiklerinin daha senesi dolmadan
ayrıldılar. Mahkeme, Turhan’ın velayetini babasma vermişti.»
NİLÜFER
AYDAN: «Yılmaz boşanmaya razı olmuyordu. Son silah olarak
çocuğumu kullanıyordu. 'Boşanmaya tek şartla razı olurum,
çocuğumu bana bırakırsan,' diyordu. Yılmaz'ı çok iyi
tanıyordum, onun için blöfünü gördüm. 'Peki' dedim.
Mahkeme çocuğu babasma verdi. Ben yavrumu, canımdan kopar.
Turhan'ımı sadece 15 günde bir 8 saat görebilecektim. Boşandıktan
sonra Yılmaz bu hakkı hiç kullanmadı. Çocuğuma tam altı sene
ben baktım, onun her şeyiyle ben meşgul oldum.»
MUKADDES AYDAN: «Çocuk
arada sırada Yılmaz'ın annesi Ülker Hanım'a giderdi.
Yanılmıyorsam o ailede Turhan'la ilgilenenlerin başmda gelenlerden
biri de Muhterem Nur'du. Yılmaz'la beraberken Turhan’a çeşitli
hediyeler almış, çocuğu hoş tutmuş! Evet, Turhan 6 yıl bizde
kaldı. Bir ay önce yine onlara gitti. Dönmeyince merak ettik. Ben
hemen Ülker Hanım'm evine gittim, çocuğu sordum. Bana,
'Yılmaz’ların kampa gideceklerini, onu da götüreceklerini
söyledi. Memnun oldum, 'Tabii' dedim, döndüm. Aradan 10 gün
geçti, ne ses ne nefes... Tekrar gittim. Bu sefer, '1 hafta sonra
buradalar, gel al,' cevabım aldım. Bir hafta sonra yine gittim,
kimseyi bulamadım.»
NİLÜFER AYDAN:
«Ertesi gün ben gittim. 1957'den beri tanıdığım,
gerçekten iyi, hanımefendi bir insan olan Ülker Hanım bana
ilk defa kıpıyı açmadı. Pencereden konuştu, 'Aman kızım yarın
gel,' dedi. Oğlum Turhan da penceredeydi. Bana selam vermemesi
dikkatimi çekti. Biraz sonra üst kat pencerelerinden birinde onu
tekrar gördüm. Bana el salladı, selam verdi. Bir şeyler oluyordu,
ama ne? Ertesi gün tekrar gittim. Kapı duvar. Yanımda annem de
vardı. O sırada biri çocuğun Yılmaz'ın evinde olduğunu
söyledi. Oraya gittik. Kapıyı çaldık, açılmadı. Biraz sonra
orada rastladığımız bir hanım bize yeni bir adres verdi.
'Teşvikiye, Kalıpçı Sokak 35 numarada bir kat tuttular, her halde
oradadırlar,' dedi. Ben eve döndüm, annem verilen adrese gitti.»
YILMAZ DURU: «Mukaddes
Hanım eve gelmiş. Önce kayınvaldem kapıyı açmış. Çocuğu
sormuş, 'Yok' cevabım alnınca, bağırmaya, ileri geri konuşmaya
başlamış. Sesleri duyunca Sabahat (Yılmaz’ın eşi) da kapıya
çıkmış. Ona da bağırmış, hakaret etmiş. Güya ben eşimi
kandınyormuşum, onu filim artisti yapacakmışım. Neler de neler?»
MUKADDES AYDAN: «Yok
hakaret etmişim, yok ölümle tehdit etmişim, yüzünüze kezzap
atanm, demişim. Bunların hepsi yalan. Ne ölümle tehdit ettim, ne
de kezzap lafını ağzıma aldım. Belki ileri geri söylenmişimdir.
Ama bu, biraz da onların bana cevap vermemelerinin kızgınlığı
içinde söylenmiş laflardır.»
NİLÜFER AYDAN: «Benim
bunlardan hiç haberim yok. Neyse, akşam annem
netice almadan eve döndü. Ben de er tesi gün Sabahat Hanım'ın
çalıştığı bankaya gitmeye karar verdim.»
SABAHAT DURU: «Öğle
tatiliydi. Bir bey geldi ve, 'Bir hanım sizinle konuşmak istiyor,'
dedi. 'Buyursun,' dedim. Biraz sonra Nilüfer Aydan geldi. Yanında
bir hanım daha vardı. (Nilüfer’in hizmetçisi). Bizim bankanın
dış tarafındaki koltuklara oturduk. Nilüfer Hanım, 'Çocuk için
geldik, Turhan nerede?' dedi.»
NİLÜFER AYDAN:
«Sabahat Hanım'a hemen çocuğumu sordum. Bana 'Turhan, babasının
yanında,' dedikten sonra ilave etti: 'Nilüfer Hanım, benim bu
konuda söyleyecek herhangi bir şeyimiz olamaz, ama Yılmaz kararlı.
Turhan bundan sonra babasının yanmda kalacak. Siz de 15 günde bir
görebileceksiniz. Rica ederim, bu konuda benimle, annemlerle değil,
Yılmaz'Ia konuşun. Mesai saati geldi, burası bir iş yeridir,
mazur görün,' dedi».
SABAHAT DURU: «...
dedim ve müsaade istedim. Garip bir şey. Ben bankm arkasına geçip
çalışmaya başladıktan sonra hemen gitmediler. Bir süre daha
oturdular. Aramızda 10 metre mesafe ya var, ya yoktu. Belki de bana
işittirmek için yüksek sesle konuşuyorlardı. Bir süre sonra,
bana ilk gelen beyle birlikte çıkıp gittiler.»
NİLÜFER AYDAN:
«Sabahat Hanım yanımızdan ayrıldıktan sonra hemen gitmedik.
'Belki Yılmaz gelir,' diye biraz bekledik ve gelmediğini görünce
bankadan çıkıp onu aramaya başladık. Araya araya, akşamı etti.
Gece Teşvikiye’deki eve gittik. Yılmaz yine yoktu. Kapıyı
Sabahat Hanım açtı ve Tılmaz evde yok, dedikten sonra kapadı.»
YILMAZ DURU:
«Sıkıntıları ne, dertleri ne? Anlamıyorum ki... Gidiyorlar
kanma hakaret ediyorlar, benim çocuğum için kayınvaldeme,
kayınpederime sorgu, sual ediyorlar. Çocuk kimin? Benim. O halde
gelsinler, benimle konuşsunlar. Üstelik bir de fedaileri var.
Bankaya falan onunla gitmişler. O adam her kimse gelsin, benimle
konuşsun.»
NİLÜFER AYDAN:
«Şoför... Fedai dediği adam şofördür. Turhan'ı bir türlü
bulamadığımız, bankadan Yılmaz’m annesinin evine, oradan
kayınvaldesinin evine, oradan da yeni tuttukları Teşvikiye'deki
eve mekik dokuduğumuz için taksi tuttuk. O taksinin şoförü
işte.»
YILMAZ DURU: «Bu işte
bri maksatları var, bu muhakkak, ama ne?
Ya karımı benden soğutmak istiyorlar, ya da Nilüfer tekrar
sinemaya dönecek, şimdiden reklamını yaptırmak istiyor.»
NİLÜFER AYDAN: «Ben
Yılmaz'dan kurtulmak için çocuğumu feda ettim. Onun karisiyle
niye uğraşayım. Sinemaya, sahneye dönmeyeceğim. Bir erkeğe
bağlıyım, onu seviyorum. Halimden, durumumdan memnunum. Reklam bir
yana, ben Nilüfer Aydan ismini silmeye çalışıyorum. Anlamadığım
bir şey var. Evet çocuğunu yanında tutmak, bana 15 günde bir
göstermek ona mahkemenin verdiği bir hak, ama 6 yıl kullanmadığı
bu hakkı niye şimdi kullanıyor? Büyümüş bir çocuğa herkes
bakar, marifet onu bebekken bağrına basmaktır. Bana kalırsa iki
ihtimal var: Ya çocuğu filimde oynatacak, ya da Sabahat Duru,
'Bizde kalsın, ben bakarım,' demiş olmalı. Bence ilk ihtimal daha
kuvvetli. Çünkü Sabahat Hanım'la evinde konuşurken bana,
'Vallahi, aslına bakarsanız Turhan benim için sokaktan gelen bir
çocuktur,' demişti. Ben de, 'Anlamadım? Nasıl sokaktan gelmiş?
Annesi belli, babası belli,' cevabını vermiştim. O zaman, 'Yok,
onu demek istemedim,' demişti. Ben de o kanaattayım. O sözü bir
dil sürçmesi olmalı. Geçenlerde duydum. Yılmaz Turhan'ı bir
filimde kısa bir rolde oynatmış. Her halde oynatmaya devam edecek.
Hep elinin altında bulunmasını istiyor.»
OLAYIN TAHLİLİ
İki taraf da birbirini
— tahminlere dayanarak — karşılıklı olarak itham etmektedir.
Yılmaz'ın ithamı eski eşinin kendisini reklam etmek isteyişi
şeklinde ifade edilmektedir, ama Nilüfer Aydan sinemaya ve sahneye
dönmeyeceğini söylediğine göre bu pek gerçeklere uymuyor.
Nilüfer Aydan ise Yılmaz Duru'nun çocuğunu 6 yıldan sonra yanma
almak isteyişini, Turhan'ı filim artisti yapmak istemesine
bağlamaktadır. Bu tahminin doğruluğunun derecesi de yine
önümüzdeki günlerde anlaşılacaktır. Bugün görülen şudur:
Kararlı bir baba, gözü yaşlı bir anne ve 'iki arada' kalan 11
yaşında bir çocuk. İnşallah mesele tatlıya bağlanır, ikisi de
genç, ikisi de evladını seven anneyle - baba uzlaşırlar da
ortada kalan Turhan, kara kara düşünmeyi daha sonraki yıllara
bırakıp tekrar 11 yaşını yaşamaya başlar. Tıpkı anne ve
babasıyle beraber bir arada yaşayan mutlu yaşıtlan gibi...(diğer
haberler için aşağıdaki linke tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder