Ana içeriğe atla

Ekrem Bora Dedikodulara Cevap Verdi

Bir zamanların «uçarı çapkını» Ekrem Bora'nın, Suadiye'deki yazlık evindeyiz. Burada, eşi ve iki çocuğu ile her türlü dedikodudan uzak, mutlu bir aile hayatı yaşıyor. Yemek odasında, kahvaltı masası daha kaldırılmamış. Bizi, yüzü sabunlu sabunlu içeriye buyur eden Ekrem Bora traş oluyor.
Geçen hafta onunla ilgili bir haber, Yeşilçam'da bomba gibi patlamıştı:
- «Ekrem Bora, sinemayı bırakıyormuş...»
Aslında bu habere inanmak gerçekten güçtü. 1953 yılında filim piyasasına giren Bora, sinemadaki şahsiyetini, yeni sayılabilecek bir geçmişte bulmuştu. Aşırı çapkınlığı, onun düzenli bir hayat sürmesine mani oluyor, bu da mesleğine tesir ediyordu. Ayrıca, şansının da kendisine yardımcı olduğu pek söylenemezdi.
Meslek hayatının 12 nci yılında çevirdiği bir filimle, şansı birden döndü. «Sürtük» teki oyunuyle 3. Antalya Filim Festivali'nde «Altın Portakal» armağanını kazanması, ona yeni bir «hırs» vermişti. O günlerde:
- «Şimdiye kadar sinemayı pek önemsemiyordum. Bu armağana layık görülmem, beni kamçıladı. Bundan sonra herkes, karşısında yepyeni bir Ekrem Bora bulacak. Artık ben de 'iddialı' bir oyuncuyum. Çapkınlığa paydos, varsa yoksa sinema...» diyordu.
Geçen günler onu haklı çıkardı. Artık sinemamızın en güçlü isimleri arasında adı söyleniyor, her gün daha ileriye gidiyordu. 1950-55 döneminde sinemaya girenlerin duraklama veya gerileme safhasına girdikleri bir sılada o, her şeye rağmen ilerleyen ender kişilerdendi. Tam meslek hayatının en başarılı döneminde «Sinemayı bırakma» kararını vermesi için bir sebep olamazdı.
Biz bunları düşünürken, Ekrem Bora da traşını bitirmiş, yanımıza gelmişti. Bir müddet havadan sudan konuştuktan sonra sorduk:
- «Sizin, sinemayı bırakacağınız söyleniyor. Ne dersiniz bu işe?»
- «Siz ne dersiniz?»
- «Sizin sinemayı bırakmanız neye benzer bilir misiniz?:
- «Bir boksör düşünün. Bir taraftan şanssız bir adam... Diğer taraftan antrenman yapmıyor, gıdasına dikkat ermiyor, hayatı düzensiz, işini ciddiye almıyor. Bütün . bunların neticesi olarak da devamlı dayak yiyor. Sonra, yaşayışını düzene sokuyor, şansı dönüyor, bir iki iyi maç çıkarıyor, yükseliyor, tam şampiyonluk tacına el atacağı bir sırada 'Benim işim tamam' deyip ringi bırakıyor... Eğer siz gerçekten sinemayı bırakıyorsanız, bu boksörden farkınız kalmaz...»
Ekrem Bora gülüyor:
- «Son Antalya Filim Festivalinde, bir akşam arkadaşlarla oturuyorduk. Bir ara sinemanın içinde bulunduğu şartlardan konuşuldu. Ben de, 'Öylesine ağır şartlar altında çalışıyoruz ki, zaman zaman insanın sinemayı bırakası geliyor' dedim. Bu sözüm, döndü dolaştı, Ekrem Bora sinemayı bırakıyor, oldu...»
- «Yani, bırakmıyor musunuz?»
- «Sinema beni bırakmadan, setlerden çekilmem. Sinemayı sevmesem, ona aşk derecesinde bağlı olmasam, «Eyvallah» der, çekip giderdim. Bu yıl şimdiye kadar 6 filim tamamladım. Daha 4 filimlik kontratım var. Önümüzdeki sene de 10 filim yapacağım. Sinemayı bırakacak adam, habire kontrat yapar mı?»
Üstelik, Ekrem'in sinemayı bırakacağı haberi üzerine, ailesinden tutun da, hayranlarına kadar pek çok kişi:
- «Senin sinemaya olmasa bile, sinemanın sana ihtiyacı var Ekrem» diyerek onu «vermediği» karardan caydırmaya çalışmışlar.
- «Bu sözler beni çok memnun etti.» diyor. «Mesleğime daha büyük bir şevkle sarıldım.»
Ekrem için, 2 000 liraya baş rol oynadığı, senede ancak 1-2 filim çevirdiği günler çok gerilerde kalmış. Filim başına 25 000 lira alıyor ve yılda 10 filim yapıyor.

- «Daha kaliteli, daha güçlü filimler yapılsın, daha az ücretle de oynarım.» diyecek kadar da iyi niyetli...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Altan Günbay'ın Dönüm Noktası

«SAMSON - DALİLAH» efsanesinin güçlü kuvvetli kahramanı Samson'la, Altan Günbay arasında ne benzerlik vardır? Bu soruyla karşılaşan her insan önce aynı şeyi yapar. Başlar Altan Günbay’ı düşünmeye. Öyle ya, Altan Günbay'ın hayatını hızlı bir filim şeridi gibi gözünün önüne getirecek ve bu şeridin kareleri arasında Samson’a benzer bir taraf arayacaktır. - «Altan Günbay 1931 yılında Konya'da doğmuş. Gazi Lisesi'ni, Ankara Devlet Konservatuvarı’nı bitirmiş. Opera'ya Cavellaria Rusticana ile başlamış. Othello, Lucia, Carmen, Kiss me Kate gibi ünlü operaların başrolünde oynamış. 1954 yılında kendisi gibi opera sanatçısı olan Müveddet Günbay'la evlenmiş. Elmas ve Tunç adlı iki çocuğu olmuş. «Şehrazat» filmiyle sinemaya başlamış. Opera’da rejisörlük ihtisası için Almanya'ya gönderilmiş. Birçok şarkı bestelemiş, bunların içinden 10 tanesi plak olmuş. Almanya’dan dönünce İstanbul’da kalmış. Şimdi İstanbul' da baş rejisör yardımcısı olarak çalışıyor, beste...

Ünlülerin ''Uçkur Davaları''

Mahkemeler varolduğu günden bugüne ne davalara bakmıştır... Haklıyı haksızı birbirinden ayırmış, suçu, suçluları ortaya çıkarmıştır... Ne dolandırıcılar, ne hırsızlar, ne ırz düşmanları gelip geçmiştir adliye koridorlarından. Bugünlerde mahkemeler bir namus davalarıyla çalkalanıp duruyor... Sanat dünyasının ünlülerinden birkaçının kahraman olduğu bu davalara belki de ''uçkur davaları" demek daha doğru olacak... Çünkü hepsinin özü dönüp dolaşıp oraya geliyor... Adalet... En zengininden en fakirine, dünyadaki tüm insanların sığındıkları, kimi zaman medet umdukları, haklarını aradıkları ve ne acıdır ki bazen de kullanmaya çalıştıkları olgu... Neden kullanılmaya çalışılır adalet? Kimin ne çıkarı olabilir? Olmaz demeyin, olur... Hem de öyle güzel olur ki... Ve oluyor da... İşte kapı gibi üç tane örnek... Haftalardır gazete sütunlarında boy boy resimleri yayınlanan belki de bir ''hiç uğruna" bu sütunları meşgul eden, sanat dünyasının ünlü isimlerinden birkaçın...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Banu Alkan Resti Çekti

Hatırladınız değil mi? ŞEY bundan iki ay önce yazmıştı Orhan Gencebay ile Banu Alkan 'ın birlikte, film çevirme projesini. Ama araya kadııi girince yaşamın birçok kesitlerinde olduğu gibi Orhan Gencebay'ın bu film projesi amacından biraz uzaklaşarak gerçekleşti. Çünkü Gencebay'ın yedi yıllık hayat arkadaşı Şevim Emre, Banu Alkan'la film çevirmesine şiddetle karşı çıkmıştı. Sadece aynı yastığı paylaştığı değil, ilah gibi taptığı Orhan'ına yakıştıramıyordu, Yeşilçam'ın yeni gözdesi göçmen güzeli Banu Alkan'ı. Çünkü genç yıldız sinema oyunculuğundan önce güzelliğini ispatlayarak kendini kabul ettirmiş ve seksapeliyle milyonlarca erkeğin gönlünü fethetmişti kısa zamanda... Banu Alkan'a gösterilen bu tepki genç yıldızın henüz oturmamış meslek olgunluğunu daha bir coşturdu ve karşılıklı atışmalar başladı: - ''Banu Alkan benim preste sıkılmış halim olabilir'' diyen Sevim Emre'ye karşı güzel yıldız şöyle - cevap veriyordu: - '...