Ana içeriğe atla

Engin Çağlar ve Fatma Karanfil Birarada

Eğer Ses mecmuası, «Yerli sinemanın çiftleri»ni seçmeye okurlarını davet etmeseydi de, Engin Çağlar ile Fatma Karanfil «Birbirine en çok yakışan çift» olarak seçilmeseydi, biz size iki yeni sinema artistinin son serüvenlerini anlatamıyacaktık.
Önce 20 yıllık rejisör-proaüktös Nuri Akıncı (45), İkinci Fato (Birinci Fato, Ün'lü Fatma Girik'tir) Fatma Karanfil'i Engin Çağlar ile oynatmayı düşünemeyecekti. Kendisi, bakın bu konuda SES’e ne dedi:
- «Valla kardeşim, ben Engin Çağlar ile filim yapmayı kararlaştırmıştım; ama yanına hangi kızı koyacağım diye arpacı kumrusu gibi düşünüyordum. Derken efendim, SES mecmuası imdadıma yetişti. Engin ile Fatma'yı «ideal sinema çift»i olarak ilân etmez mi? Madem ki SES’in okurları onları birbirine yakıştırmış; öyleyse sinema seyircisi bu işi bizden iyi anlar, diyerek işe giriştim. Şimdi çektiğim hikaye, Romeo-Jülyet'in, bizim memleketimize ve zamanımıza göre adapte edilmişi, iki düşman ailenin birbirini seven ve bu düşmanlık yüzünden ölen iki çocuğu.. Kızın on beş yaşında görünmesi gerekiyor. Delikanının, Romeo'nun yakışıklılığı üzerine söylenen sözlere uyması lazım, «ideal çift» sözü bana bu hikayeyi hatırlattı ve nemen ikisıyle anlaşma yaptım. Yalnız, ikisinin aynı zamanda bir türlü boş kalmadığını, başka filim şirketlerinde çalıştığını görünce beni bir endişe aldı. Aylarca bekledikten sonra mayıs ayında çekeceğim filmi ancak ağustos sonunda ve eylül başında çekebilme imkanım buldum.»
Nuri Akıncı, «birbirlerini ölesiye seven iki genç insanın aşkı» için Karadeniz kıyısında «cennet gibi» bir köy bulmuş: «Midye». Bir adı da «Kıyıköyü» olan Midye. İstanbul'dan 150 kilometre uzaklıkta.. Denize uzanan yüksek bir yarımadanın üzerinde... İki tarafından, geniş, nehir kadar büyük, dereler akıyor.. Köyün etrafı Bizanslılardan kalma surlarla çevrili... Mağaralar, kiliseler, çam ormanları, kilometrelerce uzanıp giden beyaz köpüklü sahiller balıklar, balıkçılar, şelaleler...
«Midye»ye filim ekibi gelince bayram sevinci de birlikte geldi. 2000'den fazla nüfuslu bu turistik köyde yer yerinden oynadı. Artistleri memnun etmek için yedisinden yetmişine kadar bütün köy, seferber olmuştu. Kimi tavuk, kimi yumurta, kimi tereyağı, kimi de evde pişmiş kara buğday veya mısır ekmeği getiriyor. Binbir rica, yeminle yedirmeye, içirmeye çalışıyor. Keçi sütünün parfüm gibi koktuğunu, kara ekmeğin lezzetini, Türk köylüsünün saf sevgisinin ne olduğunu SES mecmuası yoluyla sinemaya geçen iki genç artist «Midye»de gördü, öğrendi.
Rejisör-prodüktör Nuri Akıncı, başta köy muhtarı Mustafa Altan olmak üzere bütün kövlünün büyük yardımını gördüğü için «Midye»de ikinci bir filim çekmeye karar verdi. Birinci filim bitince aynı ekiple bir başka filim daha yapmaya başladı. İstanbul'dan senaryolar geldi. Biri seçildi. Artistler, teknisyenler iki gün tatil yaptılar, bol bol denize girip balık avladılar. İki gün sonra «haşhaş ekimi ve afyon kaçakçılığı ile ilgili» «aktüel» bir filme başlandı.

«Midye»ye Fransız, İngiliz Alman, Bulgar, Yugoslav turistleri de geliyor. Filim çekimi sırasında onlardan da faydalanıldı; filme onlar da «sahici sahneler» kattılar. Filmin oyuncuları arasında olan Gani Dede, Ayçe Sel, Engin Çağlar bu turistlere kendi dillerinde izahat verdiler. Ekibin ahçılığını, «Kuyu» filminin köy ağası Ahmet Kostariga (Turgutlu) yapıyordu. İki filmin tek komiği olan Abidin Görsev, bir akşam, lüks lambası ışıklarında bir «pandomim» gösterisi yaptı ve seyreden yerli-yabancı herkesi gülmekten bayılttı... «Midye» nin 16’lık filim gösteren 150 kişilik sinemasında her akşam Engin ile Fatma'nın başka başka filimleri gösterildi. Daha önce dört filimde birlikte oynayan »ideal çift» burada tamamladıkları iki filimle birlikte çevirdikleri filim sayısını yarım düzüneye çıkardılar. Filimlerden Pirinde çingene kızı rolünde oynayan «Fato II»ye köyde yaşayan çingene kızları büyük sempati gösterdiler. Köy sinemasında akşamları sık-sık alkışlanan «çift», bol-bol fotoğraf dağıtarak, imza «ererek ve ayrılırken gönüllerinin bir parçasını bırakarak «Midye» Köyü halkına olan borçlarını ödemeye çalıştılar...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...