Yeşilçam bugünlerde dehşetengiz bir krizin içinde. Birincisi negatif yok.
Eskiden bonoyla 280 liraya alınabilen bir kutu negatif şu anda
peşin para 450 lira, o da bulunabilirse... Bonoların ödenmeyişi
de devam edip gidiyor, protesto olan olana. Geçenlerde Adana'nın en
büyük, en kuvvetli işletmecilerinden biri daha iflas etti.
Yeşilçam’da tam 900 bin liralık bonosu var. Bu adanalı
işletmeciyle birlikte en az dört, beş küçük şirket de batmış
sayılır. Bütün bu durumların neticesi de koyu bir işsizlik.
Herkes oturuyor. Herkes negatifin karaborsa olmasından, iflaslardan
şikayetçi.
Erol
Taş da bu durumdan şikayetçi ama için için de «Oh be biraz
dinlenmeye fırsat buldum» diyerek seviniyor.
Geçenlerde Erol Taş'ın
Cankurtaran'daki kahvesine gittik. Hani şu meşhur, yıllar boyu
Erol Taş'ı sırtında taşımış, tren köprüsünün tam
karşısında, bir köşeye sıkışmış, bahçeli kahveye. Hava
iyice kapalı. Yağmur ha yağdı, ha yağacak. Erol Taş omzuna
havlusunu almış, beline de peştemalı sarmış, pişbirik oynayan,
tavla atan müşterilere çay demliyordu. Bizi görünce, «Ooo siz
buralarda ha!.. Hoşgeldiniz,» diyerek boynumuza sarıldı, teker
teker hepimizi öptükten sonra, «Yukarılarda ne var?» diye sordu.
Anlaşılan Erol Taş, 10, 15 gündür Yeşilçam'a uğramıyordu.
«Neden?» diye sebebini sorduğumuz zaman, «Hele bir kahveleri
içelim, bol bol konuşuruz,» diyerek sözümüzü ağzımıza
tıkadı.
Erol
Taş, kahvesini büyütmüş. «Dünya bu,» diyerek sebebini şöyle
izah ediyor. «Yeşilçam'a fazla güven olmaz. İnsan bir gün işsiz
güçsüz kalabilir. Görüyorsunuz, sinemaya yıllarca emek vermiş
arkadaşların çoğu işsiz. Hepsi de parasızlıktan kıvır kıvır
kıvranıyorlar. Ama ben kahveme geldim, işimin başına geçtim.
Allah'a şükür geçinip gidiyorum. Dükkan kapısı, Hak kapısı
demişler. Akmasa damlar. Üstelik bona da yok. Kahveni, çayını
satıyorsun, ama 25 kuruş, ama 50 kuruş peşin peşin paranı
cebine koyuyorsun.»
Sözün
burasında remi oynayan müşterilerden biri, «Erol abi senin okkalı
kahvelerden iki tane yapsana!» diye bağırdı. Erol bize gülerek
göz kırptıktan sonra yerinden fırladı, kahveleri kendi formülüne
göre hazırladı, gene kendi elleriyle müşterilerine sundu.
Yanımıza döndüğünde, «Görüyorsunuz zevkli iş,» diyerek
tekrar konuşmaya başladı. Erol Taş kahveciliği çok seviyordu.
«Nerede kalmıştık... Yeşilçam'da. Evet tadı tuzu kaçtı.
Sebebi de işletmeciler. Aralarında anlaşıp filimleri ucuza
alıyorlar, prodüktörlere, 'Şununla filim yapacaksın, bunu
oynatmazsan filmini almam,' diyerek baskı yapıyorlar, İşlerin bu
hale gelmesine sebep oluyorlar. Çoğu sinemada kazandığı paraları
başka işlere yatırıp hileli iflâs yollarına sapıyorlar. Bu
durumda olan da bizlere oluyor tabii. Ödenmeyen bonolarla ortada
kalıyoruz.»
Erol Taş, daha
birşeyler söyleyecek, ama, sözün burasında koşa koşa bir adam
geldi kahveye. «Yangın var,» diye bağırıyor. «Reci yanıyor.»
Dışarı bakıyoruz, alevler göklere yükseliyor. Sokaklar bir anda
insan selleriye doluyor. Erol Taş'ın kahvesinin bulunduğu
Cankurtaran Meydanı miting yeri gibi. Biz de mecburen Erol Taş’a
veda edip yangın mahalline doğru koşuyoruz. Büyük yangın. Zarar
milyonlarca lira. Rüzgar poyrazdan esse muhakkak Erol Taş'ın
kahvesi de yanacak. Bereket versin hava sakin...(diğer haberler için
aşağıdaki linke tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder