Avrupa...
Valsler diyarı Avusturya; karla kaplı dağları ve günde dört
defa renk değiştiren gölleriyle İsviçre; Türk işçileri, tüten
fabrika bacaları ve birasıyla Almanya; Eyfel kulesi ve güzel
kadınlarıyle Fransa; Sisler diyarı, ciddi insanlar ülkesi
İngiltere... Kısacası, değişik insanları, bambaşka anlayışla
yapılmış binaları, insanı hayretler içinde bırakan insan
münasebetleriyle başdöndüren eğlenceler kıt'ası Avrupa...
«Avrupa görmüş insanların» hemen tamamı «Avrupa» dediniz mi
hemen övgüye başlarlar.
Biliyorsunuz,
geçenlerde Fatma Girik de Avrupa'ya gitti, biz de dönüşünü
merakla beklemeye başladık. «Niye merakla» mı? diyorsunuz.
Söyliyelim; Evvela, yurt dışına ilk defa çıkan bir sinema
yıldızının seyahat anıları elbette enteresan olur. Hele bu
yıldız Yeşilçam'ın açık sözlü Fato’su olursa konu daha da
enteresan hale gelir. Bu yüzden Fatma Girik döner dönmez hemen bir
randevu aldık ve evine gittik. «Avrupa'yı nasıl buldunuz?
Seyahatten memnun kaldınız mı? Neler aldınız, nereleri
gezdiniz?» diye soruları peşpeşe sıraladık. Ama daha biz Avrupa
der demez Fatma Girik'in yüzü gölgelenmiş, sorularımızı gayet
isteksiz dinlemişti. Sonunda sorumuza şöyle cevap verdi:
-
«Açık açık söyliyeyim mi? Sevemedim oraları... Zorla değil
ya, gittiğim, gezdiğim yerlerin hiçbirini sevemedim. Nerede bizim
Koca Mustafa Paşa, nerede Topağacı, nerede Nişantaş, nersde
Boğaziçi, nerede oraları... Ne tarafa baksan betondan başka
birşey yok. İnsanlarda da yalancı bir nezaket var ki, sorma
gitsin. Yahu kardeşim, baba oğluna «siz» der mi, anne kızına
«Acaba biraz daha fasulye yer misiniz?» diye sorar mı? Oralarda
öyle oluyor işte. Tersim döndü vallahi... Hele sokakların halini
bir görseniz aklınız durur. Tanıyanlar bile birbirlerine şöyle
soğuk soğuk bir selam verip geçiyorlar. Bizdeki gibi yol ortasında
sarılıp öpüşmeler falan yok. Kendimi orada fezadaymışım gibi
hissettim. Kimsenin yüzü gülmüyor, mecbur kalmadıkça kimse
kimseye birşey söylemiyor, kimse başını kaldırıp kimseye
bakmıyor. Sanki mübareklerin hepsi birbirine dargın. Yahu biz de
insanız. Bizim memleketimizde öyle midir? Güleriz, konuşuruz,
kızınca küfrü basar rahatlarız.»
Fatma
Girik konuştukça kızıyor. Avrupa’ya gitmeden önce
duyduklarıyla kendi gördüklerini karşılaştırdıkça kızıyor,
«Ben de kendi kendime 'Fato, git de memleket gör. Bak nasıl
iyiymiş oraları, nasıl güzelmiş' deyip duruyordum. Hani arayan
belasını da bulurmuş, Mevlasını da derler ya, benimki de o hesap
işte.»
Fatma
Girik anlaşılan dışarda uzun uzun «Kendim ettim, kendim buldum,
boyumun ölçüsünü aldım, buralarda şaşa kaldım,» diye türkü
söylemiş. Sonunda bu hiç hoş lanmadığı seyahati yarıda kesip
İstanbul’a dönmüş. Görü nüşe bakılırsa bir daha
Edirne'den dışarıya adım bile at mayacak: «Niye gideyim
kardeşim? Gittim gördüm işte Benim memleketimin onda biri bile
olamaz oraları,» diyor Anlayabildiğimiz kadarıyla Fatma Girik
sevmemek bir ya na nefret etmiş Avrupa'dan. Nefret ettiği için de
onun sözlerini ihtiyatla karşılayın Malum sözdür çünkü:
«Nefret, sevginin baş kngıcıdır». Bakarsınız günün birinde
Fato da sever Avrupa'yı, komşu kapısı yapar...(diğer haberler
için aşağıdaki linke tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder