Ana içeriğe atla

Gülşah Koçyiğit 1 Yaşında

Hülya Koçyiğit'le Selim Soydan 1968 yılı sonlarında bir gün Eyüpsultan'a ziyarete gitmişler. Dua ederlerken Hülya içinden, «Büyük Allahım,» demiş. «Eyüpsultan hazretlerinin yüzü suyu hürmetine bana mutluluk ve çocuk ihsan et Yarabbim.»
Kendine temiz kalple açılan avuçları boş çevirmeyen büyük Allah da Hülya kulunun isteğini yerine getirmiş, ona hem mutluluk, hem de «Gülşah» adlı nurtopu gibi bir çocuk İhsan etmiş.. Doğumdan hemen birkaç gün sonra Hülya Koçyiğit, eşi Selim Soydan'a, «Çocuğumuz sokağa çıkacak hale gelince onu önce Eyüpsultan Hazretlerine götürelim.» demiş. Götürmüşler.. Sonra da bu ziyaretleri bir kaç defa tekrarlamışlar. Gülşah'ın 1 yaşına basacağı o mutlu gün yaklaştıkça da şöhretli karı-koca planlar yapmaya başlamışlar: O gün sabahleyin Gülşah yine Eyüpsultan'a götürülecek, öğleden sonra da ailenin çocuklu dostları Hülya’nın evinde Gülşah’ın ilk yaşını kutlayacaklar..
Ama neylersiniz ki çoğu zaman evdeki hesap çarşıya uymuyor.. Bu, Gülşah'ın birinci yaşında da böyle oldu. Gülşah birden hasta anıverince planlar —hiç değilse tarih bakımından — suya düştü. Hülya ile Selim onun iyileşmesini beklediler ve sonunda «Sen niyete bak,» deyip 24 nisan 1969'da doğan Gülşah'ın doğum gününü 10 mayıs 1970’te kutlamaya karar verdiler. O günün bir önemi daha var üstelik. Hülya Koçyiğit bu yıl 10 mayısa gelen «Anneler Günü»nü 2. defa bir anne olarak kutlayacak... Hazırlıklar yapılmış, takvim yaprakları bir bir düşmüş ve gelmişiz hep birlikte 1970'in 10 mayısına..
SABAH
Soydanların evinde başdöndürücü bir faaliyet var... Dadı Gülşah’ı özenle hazırlıyor, giydiriyor, saçlarını tarıyor. Selim Soydan dışarda heyecanlı mı heyecanlı.. Kısa, küçük adımlarla odaları dolaşıyor. Hülya Koçyiğit ise çocuğunun ilk doğum gimünü kutlayan her anne gibi heyecanlı. O sırada dadı Gülşah'ı Selim'e getiriyor. Selim de çocuğunu kucağına aldığı gibi doğru Hülya'nın yanına.. Gülsah babasının yardımıyla annesinin elini öpüyor. Hülya'nın gözleri yaş içindecir. Ünü Türkiye'yi saran genç kadın, su anda sadece bir annedir..
Biraz sonra üç kişilik aile arabaya binmiş, Eyüpsultan'a doğru yola çıkmıştır. Şimdi Eyüpsultan ziyaret edilecek. Orada kuşlara yem atılacak, Gülşah'a nazar boncuğu alınacak, sonra bol bol dua edilecek.
ÖĞLE
Darülaceze'deyiz.. Burada her yıl «Anneler Günü»nde «Yılın Annesi» seçilir. Darülaceze'liler 1970 yılının annesi olarak 1932'den beri müessesenin çocuk bölümünde vazife gören hemşire Esma Teker'i seçmişler. Mütevazi bir toplantıyla yılın annesine hizmetleri için teşekkür edilecek... Hülya da bu törenin şeref misafiri.
Darülaceze ilgilileri Hülyayı kapıda karşıladılar. Hep birlikte üst kata çıkıldı. Burada Hülya Koçyiğit, «Biz de Darülaceze'ye üye olabilir miyiz efendim?» diye sordu. «Tabii,» cevabını alınca Selim’le birlikte hemen uzatılan üye kayıt fişlerini doldurdular. Cemiyetler Kanununa göre üye aidatı ayda 10 liradan fazla olamayacağı için ikisi de ayda 10 lira vermeyi taahhüt ettiler.
Üyelik işleminden sonra törenin yapıldığı salona gidildi. Çeşitli hastane ve okullardan gelen hemşireler ve Darülaceze sakinlerinin katıldığı tören Hülya’yla renkleniyor. «Yılın annesi» Esma Teker hanım Hülya'ya «Hoşgeldin kızım, Gülşah nasıl?» diye soruyor. O da, «Ellerinizden öper efendim, siz nasılsınız?» diye hal hatır soruyor, onu tebrik ediyor. Sonra tören başlıyor. Konuşmalar yapılıyor. Darülaceze saz heyeti fasıl yapıyor, şarkılar söyleniyor. Sonunda saate bakan Hülya Koçyiğit ayağa kalkıyor. Hep birlikte eve dönüyoruz.
İKİNDİ
Hülya üzgün.. Ekrem Bora'lar Kadıköy'e geçmişler, Kartal Tibet Afyon'a, Gündüz hanım da Kanat’ı alıp akrabalarına gitmiş. Bu yüzden Kanat Tibet'le, Lale Bora, Gülşah’ın doğum gününde bulunamayacaklar. Buna mukabil birazdan Salih Güney'in kızı Ebru annesi Zeynep Tedü ile gelecek.
Hülya Koçyiğit bize bunları anlatırken kapı kısa aralarla peşpeşe çalmaya başlıyor ve genç anneler sökün ediyor. Hepsinin ya elinde, ya kucağında birer çocuk.
Masa hazır zaten.. Misafirler oraya davet ediliyor ve alkışlar arasında üç katlı, üstünde tek mum yanan pasta geliyor. Annesinin yardımıyla Gülşah pastayı kesiyor, salon alkışla doluyor..

Sonra... «Öteyi ne siz sorun, ne biz söyliyelim»... Çocuklar geniş salonda önlerine konan oyuncak hazinesinin arasında kayboluyorlar. Genç anneler kendi aralarında konuşurlarken Ayşe, İdil, Nesrin, Ebru, Sabri ve Gülşah bol gürültü ediyorlar, zaman zaman da ağlamalı bir oyun tutturuyorlar! Böylece Hülya Koçyiğit’in hayatında çok önemli olan bir pazar günü de gelip geçiyor. Türk sinemanın ünlü yıldızı bir «anne» olarak 2. defa «Anneler Günü»nü kutlamış ve ilk çocuğunun ilk doğum günü partisini yapmıştır...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...