Ana içeriğe atla

Hülya Koçyiğit ve Ediz Hun Roma'da

Türk filime erinin, filim çevirmek için yurt dışına çıkmaları yeni bir şey değildir. Bu işin mazisi 1931 yılına kadar uzanır. Aynı zamanda Türk sinemasının ilk ortak yapım deneyi olan «İstanbul Sokaklarında» adlı filmin (ki bu filim aynı zamanda sesli çekilen ilk Türk filmidir) bazı sahneleri Yunanistan’da çekilmişti. 1952 yılında Erman Filim ekibi Irak'a gitmiş ve «Tahir ile Zuhre», «Arzu ile Kamber» filimlerinin tamamını orada çekmişti. 1954 yılında «Nilgûn» filminin bazı sahneleri Pakistan, Hindistan ve Beyrut'ta çevrildi. Sonra «Küçük Hanım» serisi için Birsel Filim yurtdışına çıktı, «Küçük Hanım Avrupa'da» nın bazı sahneleri İtalya ve yol üzerindeki şehirlerde çekildi. Yine Birsel'in «Akdeniz Şarkısı» filminin bazı sahneleri Yunanistan'da filme alınırken, «Sıralardaki Heyecanlar» filmi için yerli filimciler Atina’ya, «Turist Ömer» için Avrupa’ya uzandılar. «Geçen yıl «Şeyh Ahmet’in Gözdesi» filmi için de Ak-Ün Filim ekibi Fransa’ya gitti.
BİR SEYAHATİN HİKAYESİ
Erman Filim başrollerini Hülya Koçyiğit, Ediz Hun İkilisinin oynadığı «Kezban Roma’da» filmine başladığı zaman yapımcıları en çok düşündüren konu yurtdışına çıkma meselesi olmuştu. Filmin adından da anlaşılacağı gibi bir çok sahnenin Roma’da çekilmesi gerekiyordu. Sonunda Ediz Hun'la Şeref Gür Ankara'ya gidip işi hallettiler. Şeref Gür’ün anlattığına göre Başkentte'ki ilgililer büyük anlayış ve yardım göstermişler. Geçen yıl dışarıya 33 bin dolarlık filim satıldığım bilen idare adamları:
- «Siz memlekete bu kadar döviz getiriyor, bizleri tanıtma ve temsil görevini yapıyorsunuz. Mevzuatın müsaade ettiği nisbette size yardım etmeye, kolaylık göstermeye mecburuz,» demişler ve sonunda «izin» çıkmış. Burada müsaade ederseniz bir parantez açıp iki satır ukalalık edelim! Dünyanın hemen her yerinde «back-araund» sistemi kullanılır. Mesela Japonya’da çekilen bir filim geniş platoda ekrana aksettirilir, artistler onun önünde oynarken sahne sanki Japonya'da çekilmiş hissini verir. Bizde bu sistem teknik olarak hala kullanılamamaktadır. Gerçi bir sahneyi yerinde çekmek işin en iyisidir, ama bunun mümkün olamadığı hallerde filimcinin bu sistemin uygulanması elbette çok daha iyidir. Bizden söylemesi.
ROMA’YA YOLCULUK VAR
Türk filimcilerinin gidiş hikayesini geçen hafta vermiştik. İsterseniz yolculuğun bundan sonraki kısmını, dönüşte Yeşilköy havaalanında konuştuğumuz «seyyahlardan» edindiğimiz intibaa göre şöylece özetliyelim: Efendim, filimcileri Leonarda da Vinci havaalanında filmin prodüktörü Hürrem Erman, oradaki prodüksiyon işlerini idare eden Alexander Nunnavi ve kameraman Giovanni Ciarlo karşılamış.
Ekip Roma’da 5 gün kalmış, Pazar gününü fotoğraf çekmeye ayırıp 4 gün devamlı olarak çalışmışlar. Collesium, Piazza Venezia, Victor Emanuel II anıtı, Font ana di Trey (ünlü Aşk Çeşmesi), San Pietro Vaticano, Castell Saint Angelo, Piazza Novano, Piazza Spania, Fontana de Sedza, Villa Borghese, Yanikola, Via Veneto «Kezban Roma'da» filmi için hep «mekan» olmuş.
SICAKLAR, KİLO ALMA VE CEVAT KURTULUŞ ÜZERİNE
Yeşilköy’e inen Roma yolcuları sanki söz birliği etmişçesine hep sıcaktan şikayet ettiler. İçimizden biri tutup, «Siz asıl sıcağı burada görün,. Gölgede 38-39 derece,» diyecek oldu, hepsi birden onun ağzını kapadılar. Roma’daki sıcak gölgede 41 dereceyi buluyormuş. Bizimkilerin gölgede 41 derece olan bir havada güneş altında çalıştıklarını düşünecek olursak, onlara hak vermemek elden gelmiyor. Rejisör Orhan Aksoy, «Vallahi kilo aldık kardeşim,» diyor. «Günde en azından 10 şişe su içe içe ben kendi payıma 4-5 kilo almışımdır.» Orhan rejisör olduğu için 5 kilonun ona ziyanı yok ama, o böyle der demez biz gözucuyla Hülya'yla Ediz'e baktık. Hayır, onlar pek su içmemişler anlaşılan, gittikleri gibi dönmüşleri..
Roma dediniz mi hemen Cevat Kurtuluş’u anlatmaya başlıyorlar. Cevat Kurtuluş gerçekten ideal bir yol arkadaşıymış. Roma’da büyük ilgi toplamış, bu arada özellikle turistler ona ilgi göstermişler. Yeni gerçekçiliğin vatanı olan İtalya’da, İtalyan vatandaşı için sokakta filim çekmenin fazla enteresan bir yanı yoktur, ama turistler için durum epey farklı tabii. Bu arada bir kaç kişi Cevat'ı ünlü Italyan komiği Alberto Sordi’ye benzetmişler. Böyle bir fırsat çıkar da bizimkiler durur mu, hemen espriyi patlatmışlar:
- «Kardeşidir, ama zavallı çadır tiyatrolarında çalıştığı için ağabeyi gibi zengin değildir,» demişler. Bu arada hepsini güldüren bir olay da şu olmuş. Filim icabı kısa pantolonla dolaşan Cevat Kurtuluş'u Vatikan’a sokmamışlar, çaresiz arkadaşları içerde gezerken o kenarda bir taş bulup oturmuş.

Ediz Hun’la Orhan Akscy boş vakitlerinde sinemaya gitmişler. Size topu topu iki filim (M.A.S.H. ve Zabriskie Point) gördüklerini söyleyelim de, siz ne kadar boş vakitlerinin olduğunu anlayın artık.. 5 gün süren ve 800 metre filim çekilen bu seyahatten arta kalanlar bunlar değil tabii. Ama yurda dönmenin heyecanı, sevdiklerine kavuşmanın sevinci ile İtalya gezisi kafile için sadece bir tatlı anıdır şimdi...(diğer haberler için aşağıdki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Ahu Tuğba'nın Erkeği Kenan Kalav Olacak

Yazın son günlerini yaşadığımız Eylül ayının en büyük sansasyon yaratacak filmini çekmeye hazırlanıyor Ahu Tuğba . Türk - İran ortak yapımı olarak gerçekleşilecek bu filmde Tuğba’nın erkeği Kenan Kalav olacak... Gün artık büyük söz söyleme günü değil... Yoksa ademoğluna öyle yuttururlar ki zamanı ve yeri gelince... Nasıl mı? Alın size en canlı en güzel örneği. Daha bir hafta öncesine kadar Kenan Kalav’la film çevirmeyeceğini, hiç bir şekilde görüşmediğini önüne gelene söyleyen Ahu Tuğba üç gün önce Türk - İran yapımı bir filmde genç aktörle oynamayı kabul etti. Peki söylediği o kadar lafı nasıl yuttu dersiniz? Nasıl olacak 8 milyon Türk Lirası’na. Evet bugün Türk sinemasının zirvedeki yıldızları Türkan Şoray ’ın, Hülya Koçyigit ’in, Müjde Ar ’ın alamadığı ücreti bir film başına alarak yine ol vay kadın oluverdi Ahu Tuğba. Geçtiğimiz haftabaşı yaptığı anlaşmadan sonra nakit 8 milyon lira aldığının çabası, bir de hakaret ettiği, hor gördüğü Kenan Kalav’la kamera karşısına geçmeyi...

Meral Zeren Savaşa Böyle Girecek

14 yıldır sinema dünyasında şöhret kavgası veren Meral Zeren iki yıllık aradan sonra yeniden kamera karşısına döndü. Başrolünü oynadığı “Çiçek” filminde bile yarıçıplak sevişmeyi, öpüşmeyi kabul etmeyen yıldız ilk kez yeni şöhret politikasını ŞEY’e anlattı ve yine 14 yıldır gizlediği seksapelini ŞEY objektifine sergiledi. Ve sonunda 14 yıldır süren bir namus davası daha bitti. Ama bu dava iki kişi arasında değil bir kişinin ruhundaki iki ayrı kişiliğiyle sürdürdüğü anamus davasıydı ve bu kişi de sinemanın güzel yıldızı gazino sahnelerinin aranılan şarkıcısı Meral Zeren’di. Evet, şimdi bir hafta öncesine göre ruhen büyük değişime uğramış bir Meral Zeren var artık. İki yıllık aradan sonra tekrar Yeşilçam'a dönen ve başrolünü oynadığı “Çiçek” adlı filmde bile yarıçıplak yatağa girip sevişme sahnesine “Hayır” diyen Meral Zeren yok artık. Günün şartlarına, günün sinema anlayışına göre sanat kumarını kurallarıyla oynamayı kabul eden bir Meral Zeren var. Ve bu Meral Zeren eski Mera...

Önder Somer'in Şansı Açıldı

İstanbul'un Caddebostan, Suadiye ve Bostancı semtlerinin bu mevsimde sesiz, yalnız bir havası vardır. İnsana huzur, biraz da hüzün veren bir havadır bu... Hele hava yağmurluysa, hele yapraklar rüzgarın tesiriyle oradan oraya uçuşuyorsa... Biz de şubat ortasında, böyle bir akşam üstü, Caddebostan Plajyolu Mehtap Sokağında 33 numaralı evde oturan Önder Somer 'in evini arıyoruz. Etraf tenha. On dakikadır yürüdüğümüz halde yolda ya iki insan gördük, ya da üç... Sert lodos rüzgarı kulaklarımızı sağır edercesine uğulduyor... Kapıda bizi Önder Somer karşıladı. İki yaşındaki oğlu Öner de sırtında. Tıpkı babasına benziyor. Hani derler ya: «Hık demiş, burnundan düşmüş!» diye, öyle işte. - «Buralarda ne işin var?» dedik. «İki saattir yoldayız!» Bir süre yüzümüze bakarak güldü: - «Hele bir oturun bakalım,» dedi. «Bir yorgunluk kahvesi içelim, sonra konuşuruz.» Oturduk, kahvelerimizi içtik... Önder Somer anlatmaya başladı: - «İstanbul tarafını hiç sevmem. İnsan...