Ana içeriğe atla

Hümeyra ve Mustafa Satır Aşkı Gerçek mi?

Hiç değilse ayda birkaç defa müzik veya sinema dünyası bir aşk dedikodusu ile çalkanır. Önce filanın falana aşık olduğuna dair haberler gazete ve dergilerde baş köşeyi alır, sonra aşıkların sarmaş dolaş resimleri beyaz sayfalar üzerinde arz-ı endam eder. Bu aşk maceralarının çoğu reklam uğruna yaratılan balon aşklardır. Bir kısmı, saman alevi gibidir, parlamasıyla sönmesi bir olur. Pek azı da, nişanla, nikahla noktalanır.
Şu son günlerde müzik dünyasını en çok ilgilendiren aşk macerası, Hümeyra ile Mustafa Satır arasında olan veya yaratılmaya çalışılan aşktır. Dış görünüşe, beraber çektirdikleri resimlere bakılırsa ateş bacayı çoktan sarmış, etrafa yanık kokuları yayılmıştır. Ama Hümeyra ile politikacı babanın şarkıcı oğlunu tanıyanlar için, bu gerçek aşktan ziyade, bir reklam aşkıdır. İsterseniz işin ta başından, Paris’ten başlayalım.. Tanıyanların gözüyle Mustafa Satır'ı ve Hümeyra'nın his hayatını inceleyelim.. Sonra... Sonrası size düşüyor!. Okuyunuz, kararınızı verin. Mustafa Satır ile Hümeyra arasındaki aşk, «gerçek aşk» mı, yoksa «reklam aşkı»mı?..
Bundan birkaç ay önce Hümeyra Paris'e plak doldurmaya gider. O sırada meşhur play-boy oğlumuz Mustafa Satır da vardır. Paris'ten İstanbul'a Mustafa ve Hümeyra'nın sarmaş dolaş resimleri gelir. Ve bu resimler çeşitli gazete ve dergilerde birtakım yorumlarla birlikte yayınlanır. Hümeyra İstanbul'a gelince hakkında yazılanları şiddetle kınar ve gazetecilerin arkadaşlıkla, aşkı ayıramadıklarından yakınır...
Aradan birkaç ay geçer, Hümeyra sahneye çıkar. Genç kadının sahnede başarı gösterip gösteremediğine dair çeşitli yorumlar yapılmaktadır ve bu arada Mustafa konusu da unutulup gitmiştir. Derken birgün bir gündelik gazetede Hümeyra'yla Mustafa Satır'ın Paris'tekine rahmet okutacak samimiyetle resimleri yayınlanır. Bu konuda konuşmak için evine telefon ettiğimiz zaman Hümeyra'nın annesi çıkar karşımıza. Kızgın ve de kırgın bir sesle konuşur:
- «Hümeyra burada kalmıyor artık!» der. «Nerede kaldığını da bilmiyorum..»
Hümeyra evini terketmiştir. Günün her saatinde Mustafa Satır’la berabedir.
Mustafa Satır şöhretini Ajda Pekkan. Gülsüm Kamu, gibi şöhretli kadınlarla dolaşarak yapmıştır. Sahneye çıkıp, şarkıcılığa başladığı ve şarkıcılıkta hiç mi, hiç muvaffak olamadığı şu günlerde reklama eskisinden daha fazla ihtiyacı vardır. Müzik çevrelerinde adını duyurabilmesi için ünlü bir kadın şarkıcıyla gezmesi şarttır. Bu işe en müsait isim Ajda Pekkan’dır, ama Ajda kimsenin ümit edemiyeceği kadar kendini toplamıştır, gönlünde başka bir aslan yatmaktadır. Esin Afşar evlidir ve dedikodulardan kaçmaktadır. Kamuran Akkor, Ayferi, Ayla Dikmen’in ise o tarakta bezleri yoktur. Ve ortada tek bir isim kalmıştır Mustafa için: Hümeyra.. Hümeyranın şöhreti büyüktür. Aynı zamanda da pervasız bir kadındır. Mustafa Satır’ın Hümeyra’yla aşkı (!) başlar başlamaz gazetelerde poz poz resimleri çıkmaya başlar. Ünlü play-boy yine kendinden bahsettirmeyi başarmıştır.

Hümeyra ise sahneye çıkmakla sarsılan şöhretini kurtarmak çabasındadır. Yakınları onun, adından bahsettirmek için Mustafa ile bu maceraya sürüklendiğini iddia etmektedirler...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...