Ana içeriğe atla

Mini Etekli Zeki Müren'in İzmir'e Girişi

Sağda solda duymuşsunuzdur. Bu yıl İzmir Fuarı adeta bir sanatçılar panayırı oldu, aklınıza gelen gelmeyen bütün musikişinas tayfası yolunu yordamını bulup kapağı İzmir'e attı. Onlar da haklılar, ücretler Fuar'da füzelere rahmet okutacak bir hızla devamlı fırladı. Ama bu madalyonun sadece bir yüzü. Öteki yüzünü ne siz sorun ne biz söyliyelim. Ücretler bütün rekorları darmadağın edip fezaya çıkınca herkes Fuar'a doldu ve bir İzmir’linin dediği gibi İzmir şehri nüfus bakımından üç eşit parçaya bölündü: Şehrin yerlileri, Fuar için gelenler ve sanatkarlar!...
HESAP VE ŞÖHRETLER
Fuar bir ay devam ediyor ve İzmirli gazinocular bu bir ay için İzmir'e getirdikleri 45 sanatçıya 13 milyona (mürettip hatası veya gazeteci mübalağası falan değil, 13 milyon) yakın para ödiyecekler. Bir gazinonun vergiler hariç günlük ödemesi 125 bin lirayı buluyor. Şimdi Fuar'daki durumu göz önüne getirebiliyor musunuz? Bir yanda, gazinolarını doldurmak için didinen gazinocular, şöhretlerini devam ettirebilmek, çalıştıkları gazinoların iş yapmasını sağlamak için insan üstü bir gayret sarfeden sanatçılar ve bunların ilaveten Zeki Müren'in mini eteği... Yani bir curcuna ki sormayın gitsin...
Bu arada çok enteresan bir şey olmuş İzmir'de... Gazinocular haftasına varmadan fazla açıldıklarını, bu terazinin bu sikleti kaidıramıyacağını anlamışlar. Çok meşhur bir gazino sahibi İzmir'e gelip — günün moda tabiriyle — bir «brifing» yapmış ve, «Herkes yevmiyesinden 1000 lira indirecek,» demiş. Bu sözü duyanların içi önce «cız» etmiştir, ama sonradan çarnaçar, «Olur,» demişler. Yalnız içlerinden biri, adını bile çoğunun bilmediği biri, pek yürekli çıkmış: «Ben bu teklifi kabul edemem patron,» demiş. Patron şaşırmış ama adam haklı.
- «ASLAN patronum,» demiş, «Benim yevmiyem zaten 500 lira. Dediğini yaparsam üste her gün 500 lira vermem gerekiyor.»
O öyle demiş bırakmış. Buna mukabil Kübana'nın bombası olarak lanse edilen Mustafa Satır'ın patlaması fazla «gümbür gümbür» olmadığı için gazinocular ona hergün 5000 lira vermektense yol verip kurtulmayı tercih ettiler. Fatma Girik, Göksel Arsoy, Sevtap Çetinkale ve Moğollar'ın da İstanbul'a döndüklerine dair gazetelerde haberler çıktı ama şimdilik Moğollar'ın dışında «Curcuna» bandıralı «Fuar» gemisini terkeden sanatçı yok.
E. Büyükburç sahnede hergün 13 şarkı söyleyip 13 elbise değiştiriyor. Anlayacağınız, Fuar dönüşü «giyip çıkarmaktan» bütün elbiseleri eskiyecek Erol'un! Mine Mutlu sahneye çıktığına iyi mi etti, kötü mü etti bunu onu Fuar’da dinleyenlerin takdirine bırakıyoruz, ama her halde sahnede ne yapacağına karar verse çok iyi olacak. Öyle ya sahnede oynamaktan şarkı söylemeye fırsat bulamıyor Mine'cik. Buna mukabil Nebahat Çehre gerçekten iyi. Bu gidişle her halde «Sinemadan sahneye çıkan kadınların en iyisi» unvanını kazanacak. »Baba Öztürk» bol bol fotoğraf çekip milletin haline kıs kıs gülüyor, Behiye Aksoy etliye sütlüye karışmıyor, Selda Alkor da nişan hazırlıkları içinde...
«Curcuna» tabiri var ya, inanın bu yılkı Fuar'dan başka hiçbir yerde bu tabir, bu kadar yerine oturmaz. Ödeme güçlükleri, kulis kavgaları, otel dedikoduları ve o büyük sanatçılar kalabalığı içinde öyle bir tozkoparan fırtına esiyor ki, göz gözü görmüyor Fuar'da.
PRENS ŞEHRE GİRİYOR
Bizim curcuna dediğimize bazı durumlarla, bazı bilimsel kitaplar «anarşi» derler. Evet, Fuar'da anarşi var bu yıl. Bunca yılın «Prens» diye adlandırılan Zeki Müren'i de farkında durumun. Herhalde «İzmir'e şanlı şerefli bir giriş yapayım da herkes sus-pus olsun, anarşik durum bitsin!» demiş olacak ki Fuar'a mini eteğiyle geldi, uçaktan en yeni «cicileriyle» indi. Allah Allah!... Havaalanında güllabici araplar mı istersiniz, eli mızraklı, üstü çıplak eski Roma gladyatörleriyle bizim tulumbacı reislerine benziyen leventler mi? Üstüne üstlük, atlı bir de Roma savaş arabası... «Sizin Zeki'niz» İzmir'e ayak basınca havaalanı şöyle bir karıştı. Zeki omuzlara alındı, omuzlar üstünde arabaya kadar getirildi ve Prens şehre etrafında muhafızları olduğu halde savaş arabasıyla girdi. Ve tahmin ettiğiniz gibi Zeki'nin şehre böyle girişi curcunayı daha şenlikli bir hale getirdi..

Bu yılkı Fuar yüz binlik avansları, on binlik yevmiyeleri ceplerine indiren ünlü sinema yıldızlarına yaradı, ama o da uzun sürmedi. Haftasına varmadan Fuar'dan çözülmeler başladı. Herhalde bu liste bu kadarla kalmıyacak, geçen günlerde uçaklar İzmir'den İstanbul'a daha birçok şöhreti geri getirecek. İşin tasası ise gazino sahiplerine düşüyor. Bu yıl işler, geçen yıllarla ölçülemiyecek derecede «kesat». Eh ne yapalım, meşhur sözdür: «Bir musibet bin nasihattan evladır» denir. Gazino sahiplerine de çok söylendi, çok yazıldı, ama dinletilemedi. Adamlar binlikleri sokakta bulmuş gibi dağıttılar. Herhalde önümüzdeki yıl bu yılın tecrübelerinden ders alınıp her konuda herkes «çok daha ölçülü» davranır. 1970 Fuar'ının şov cephesine getirdiği en olumlu sonuç da bu olacak galiba!..(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...