Ana içeriğe atla

Nesrin Sipahi'nin Rusya Turnesi

1969 - 1970 yıllarında Türk müzisyenlerinin şansı demirperde’den açıldı. Önce Durul Gence parlak bir Bulgaristan turnesi yaptı. Esin Afşar, önce Bulgaristan'da turneye çıktı, sonra yine Bulgaristan’da yapılan Altın Örfe Müzik Festivali’nde üçüncü oldu. Ve nihayet geçtiğimiz haftalarda Nesrin Sipahi ve Orkestrası, demirperde gerisinin merkezi Moskova'ya giderek Napolyon'un yapamadığını yaptı, Sibiryası’yla, Türkistan’ıyla, Moskova’sıyla 22 milyon mertekarelik Rusya’yı fethediverdi!..
Nesrin Sipahi'yi Rusya dönüşü ziyarete gittik. Karşımızda her zamankinden daha canlı, daha hareketli bir Nesrin Sipahi vardı. «Turne size yaramış,» demeye kalmadı, Nesrin Sipahi anlatmaya başladı:
- «Ben daima söylemişimdir. İnsan düşünecek kadar vakti olmadığı zaman mesut olabilir. Turne boyunca hergün çift seans olmak üzere ikibuçuk saat süren iki solo konser verdik. Fakat memleketimizi temsil etmek, kazandığım parlak başarıların benim adıma değil de Türkiye adına sayılması, bende yorgunluk namına bir şey bırakmadı.»
Nesrin Sipahi'nin konuşmalarını burada kocası Aldemir Sipahi kesiverdi. Ve anlatmaya başladı:
- «Turneye doğudan başlayıp, Moskova’da bitirdik. Konserler çift seans yapılmasına rağmen yedi, sekiz bin kişilik bütün açık hava salonları doluydu. Programın birinci kısmında Türk müziği sazları eşliğinde alaturka parçalar okundu, ikinci kısımda ise tamamen batı sazları ile hazırlanmış, batı müziği parçalarından hazırlanmış bir repertuar sunduk.»
Nesrin Sipahi Rusya turnesi boyunca en çok Türkistan’daki konserlerinden memnun kalmış. Türkistanlı müzikseverler sanatçımızı çok iyi tanıyorlarmış. Konserlerinin hemen hepsinde adım atacak yer yokmuş. Hele birinde yedi bin kişilik açık hava stadyumu öylesine dolmuş ki, oturacak tek bir yer bile kalmamış. Nesrin Sipahi kendisini görmek isteyip de kapının önünde kalan hayranları için validen özel izin çıkartmış. Dışarıda kalan 4 bin kişi hemen içeri alınmış ve konseri ayakta izlemiş..
Nesrin Sipahi’nin Rusya turnesi birbirinden hoş anılarla dolu... Mesela soğuk sandığı için kışlık elbiselerle gittiği Rusya'da aniden sıcak bastırınca 3 metre gürcü basması alıp kendine alemünit bir elbise dikmiş. Mikrofon tesisatı bozulunca koca salonda mikrofonsuz söylemiş. Daha buna benzer neler neler...
Nesrin Sipahi’nin bu turnede ne derece başarılı olduğunu ise gelin «SOVYETSKA ACARIA» gazetesinde «Nesrin Sipahi’yle Karşılaşmalar» başlıklı yazıyı okuyarak öğrenelim:

«Nesrin Sipahi'nin sesi defalarca plağa alınıp, bu plaklardan birçoğu Rus radyolarında çalınmıştır. Fakat onun gibi üstatları sadece plaktan dinlemek değil görmek de lazımdır. Şarkı okuyor tabiri esasen Nesrin Sipahi’ye layık değildir. Çünkü Nesrin Sipahi sahnede tam manasıyle yaşıyor ve her eseri okurken ayrı bir imaj yaratıyor. Şantözün asıl şahsiyetini yaratan sesinin tatlılığı, parlak vokal tekniği, nadir cazibesi, inceliği ve kadınlık zarafeti, bilhassa eski Türk eserlerini ifası sırasında canlı bir şekilde görülmektedir.»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Ahu Tuğba'nın Erkeği Kenan Kalav Olacak

Yazın son günlerini yaşadığımız Eylül ayının en büyük sansasyon yaratacak filmini çekmeye hazırlanıyor Ahu Tuğba . Türk - İran ortak yapımı olarak gerçekleşilecek bu filmde Tuğba’nın erkeği Kenan Kalav olacak... Gün artık büyük söz söyleme günü değil... Yoksa ademoğluna öyle yuttururlar ki zamanı ve yeri gelince... Nasıl mı? Alın size en canlı en güzel örneği. Daha bir hafta öncesine kadar Kenan Kalav’la film çevirmeyeceğini, hiç bir şekilde görüşmediğini önüne gelene söyleyen Ahu Tuğba üç gün önce Türk - İran yapımı bir filmde genç aktörle oynamayı kabul etti. Peki söylediği o kadar lafı nasıl yuttu dersiniz? Nasıl olacak 8 milyon Türk Lirası’na. Evet bugün Türk sinemasının zirvedeki yıldızları Türkan Şoray ’ın, Hülya Koçyigit ’in, Müjde Ar ’ın alamadığı ücreti bir film başına alarak yine ol vay kadın oluverdi Ahu Tuğba. Geçtiğimiz haftabaşı yaptığı anlaşmadan sonra nakit 8 milyon lira aldığının çabası, bir de hakaret ettiği, hor gördüğü Kenan Kalav’la kamera karşısına geçmeyi...

Meral Zeren Savaşa Böyle Girecek

14 yıldır sinema dünyasında şöhret kavgası veren Meral Zeren iki yıllık aradan sonra yeniden kamera karşısına döndü. Başrolünü oynadığı “Çiçek” filminde bile yarıçıplak sevişmeyi, öpüşmeyi kabul etmeyen yıldız ilk kez yeni şöhret politikasını ŞEY’e anlattı ve yine 14 yıldır gizlediği seksapelini ŞEY objektifine sergiledi. Ve sonunda 14 yıldır süren bir namus davası daha bitti. Ama bu dava iki kişi arasında değil bir kişinin ruhundaki iki ayrı kişiliğiyle sürdürdüğü anamus davasıydı ve bu kişi de sinemanın güzel yıldızı gazino sahnelerinin aranılan şarkıcısı Meral Zeren’di. Evet, şimdi bir hafta öncesine göre ruhen büyük değişime uğramış bir Meral Zeren var artık. İki yıllık aradan sonra tekrar Yeşilçam'a dönen ve başrolünü oynadığı “Çiçek” adlı filmde bile yarıçıplak yatağa girip sevişme sahnesine “Hayır” diyen Meral Zeren yok artık. Günün şartlarına, günün sinema anlayışına göre sanat kumarını kurallarıyla oynamayı kabul eden bir Meral Zeren var. Ve bu Meral Zeren eski Mera...

Önder Somer'in Şansı Açıldı

İstanbul'un Caddebostan, Suadiye ve Bostancı semtlerinin bu mevsimde sesiz, yalnız bir havası vardır. İnsana huzur, biraz da hüzün veren bir havadır bu... Hele hava yağmurluysa, hele yapraklar rüzgarın tesiriyle oradan oraya uçuşuyorsa... Biz de şubat ortasında, böyle bir akşam üstü, Caddebostan Plajyolu Mehtap Sokağında 33 numaralı evde oturan Önder Somer 'in evini arıyoruz. Etraf tenha. On dakikadır yürüdüğümüz halde yolda ya iki insan gördük, ya da üç... Sert lodos rüzgarı kulaklarımızı sağır edercesine uğulduyor... Kapıda bizi Önder Somer karşıladı. İki yaşındaki oğlu Öner de sırtında. Tıpkı babasına benziyor. Hani derler ya: «Hık demiş, burnundan düşmüş!» diye, öyle işte. - «Buralarda ne işin var?» dedik. «İki saattir yoldayız!» Bir süre yüzümüze bakarak güldü: - «Hele bir oturun bakalım,» dedi. «Bir yorgunluk kahvesi içelim, sonra konuşuruz.» Oturduk, kahvelerimizi içtik... Önder Somer anlatmaya başladı: - «İstanbul tarafını hiç sevmem. İnsan...