Ana içeriğe atla

Nilüfer Koçyiğit Hülya Koçyiğit'e "Anne" Diyecek

Rejisör - prodüktör Ülkü Erakalın'ın Beyoğlu 'ndaki Duygu Film yazıhanesinin duvarına Türkan Şoray’ın «ithaflı ve imzalı» bir fotoğrafı asılmıştır. İri gözlerini iyice açan bu fotoğrafın üstüne Türkan Şoray kendi el yazısıyle «Tek rejisörüme...» sözlerini yazarak imzalamıştır. Nasıl imzalamasın ki, şöhretini yapan rejisörlerin bir numaralısı olan Ülkü Erakalın, «Gözleri Ömre Bedel» filmini çevirdikten sonra Türkan'ın süksesi o kadar artmıştı ki, fiyatı 20.000’den 50.000’e, sonra 60.000'e fırlamıştı.
Aradan bir yıl geçti. Ülkü Erakalın, Türkan Şoray'm evinde, ona, Aka Gündüz'ün ünlü romanı «Üvey Ana» yı teklif etti ve:
- «Her halde fiyat bakımından bana, fark yaparsın!» dedi.
Fakat Türkan Şoray, fiyatının 20.000'den üç misline çıkmasını sağlayan «sevgili rejisörüne»:
- «Asla!» dedi. «On para inmem. Benim fiyatım 60.000’dir. Dosta da 60.000, düşmana da 60.000. Sana bile...»
O günden sonra Ülkü Erakalın ile Türkan Şoray darıldı ve yerli sinemadaki en büyük dostluklardan biri yıkıldı. Rejisör - prodüktör Ülkü Erakalın’ın yapacağı şey, Türkan'ın en güçlü rakibesi Hülya Koçyiğit'le konuşmaktı. Öyle yaptı ve «Üvey Ana» filmi için Hülya ile anlaştı. Vaktiyle Türkan Şoray'ın karşısmda oynatacağı Nilüfer Koçyiğit bu «yeni anlaşma» sonunda ablası Hülya ile oynayacaktı.
Nevzat Pesen’in «Posta Güvercini» filminde Koçyiğit kardeşlerin üçü de oynamıştı. Ama, «Üvey Ana» filminde Hülya Koçyiğit, öz kardeşi Nilüfer Koçyiğit'in üvey anası oluyordu. Bazıları:
- «Bu yıl 'Samanyolu'ndan sonra 'Üvey Ana'da da oynaması Hülya Koçyiğit'in yerli sinemadaki yerini daha da sağlamlaştıracaktır» diyorlar.
«Üvey Ana» nın Yeniköy'de Turizm Oteli havuzundaki çekilişinde bulunduk. Hülya Koçyiğit, kardeşi Nilüfer için filimde, iyi kalbli bir üvey ana olmuştu. Zaten konu da böyle... Kızının aşkı uğruna kendini feda eden, melek gibi bir üvey ana... Sette Ekrem Bora ile Tamer Yiğit de vardı. Ekrem:
- «Yavrum Hülya, sen Nilüfer’i bu kadar severken ona, filimde bile fenalık edemezsin. Aka Gündüz, sanki bu sevgini düşünmüş de yazmış Üvey Ana'yı...» diye şaka yapıyordu.

Rejisör Ülkü Erakalın: «Üvey Ana, esaslı bir romana dayanan kuvvetli bir dram oldu,» dedi...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...