Ana içeriğe atla

Sophia Loren Artık Mutlu

Genç kadının gözleri öfkeden büsbütün irileşti. Burun delikleri hızlı hızlı açılıp kapanmaya başladı. Nefes alıp verişleri de süratlenmişti:
- «Tatil yapmam lüzum var mı ki?» diye sordu. «Boş kalırsam ne yaparım ben? Çalışmak benim için dinlenmek demektir.»
Bir süre önce çocuğunu dünyaya getirmeden kaybeden İtalyan yıldızı Sophia Loren, uğradığı felâketten sonra dinlenmesi için ısrar eden filimcilere içerlemişti... Evet, gerçi uğradığı şanssızlığa üzülmüş, günlerce bunun etkisinden kendini kurtaramamıştı. Ama her şeye rağmen hayatma eskisi gibi devam etmek zorunda olduğunu biliyordu. Geçmiş bir olayın ardından günlerce göz yaşı döküp matem tutmak, hayatının akışını değiştirmek manasız davranış olacaktı...
Sophia Loren'in durumunu kolayca kabul edip eskisi gibi durmadan çalışarak avunmak istemesinde, yıldızın eşi Carlo Ponti'nin payı büyüktü. Sophia'mn şöhrete ulaşmasını sağlayan ünlü prodüktör, genç kadmm düşüncelerini, duygularım, zaaflarını çok iyi bildiği için onu tedavi etmenin yolunu da kolayca bulmuştu. Genç eşinin yıllardan beri anne olamamanın verdiği ıstırapla kıvrandığını herkes gibi o da biliyordu. Netekim Sophia'ya çevirdiği filimlerir. de bir bakıma onun çocukları sayılacağım, her yeni filminde dünyaya yeniden gelmiş gibi olacağını anlattıktan sonra, genç kadmm yüzündeki kederü ifade yerini tatlı bir tebessüme bırakmıştı. Carlo, bunlan söylerken eşinin duygularına tercüman olmuş ve onun maneviyatım da kuvvetlendirmişti. îşte bugün Sophia Loren on iki yıldan beri durmadan filim çevirmesine rağmen hiç yorulmadığını, kamera karşısında çalışmaktan bıkmadığını rahatça söyleyebiliyor...
Sophia Loren hastaneden çıktıktan sonra Carlo Ponti boş durmadı, alelacele bir senaryo hazırlatıp karısını yeni bir filim çevirmesi için Napoli’ye çağırdı... Komedi türünde hazırlanan filim, Sophia'mn çocukluğunu geçirdiği mahallelerde çekilecekti.
Başlangıçta, çocuğu olmadığı için dünyanın başına yıkıldığını sanan ve artık hiç bir zaman mutluluğa kavuşamayacağını düşünen Sophia Loren, kocasının gayreti sayesinde karamsarlıktan kurtuldu. Her şeye rağmen, ona özel hayatıyla ilgili bir soru sorulduğu zaman artık tereddütsüz şöyle diyebiliyor:
«Ben dünyanın en mutlu kadınıyım... Şöhretim, servetim vardı, bir eksiğim mutluluktu. Ona da çok şükür kavuştum.»
Sophia Loren'in kendisinden çok yaşlı ve üstelik çirkin bir erkekle kurduğu yuvanın kısa bir zamanda dağılacağım, Sophia' mn sırf eski minnet borcunu ödemek için Carlo Ponti üe evlendiğini ileri sürenler ise bu durum karşısında susmak zorunda kalıyorlar. Gerçekten de Sophia Loren, çevresinde dolaşan genç ve yakışıklı erkeklerin hiç biriyle ilgilenmiyor. Zaman zaman çıkarılan dedikodular da bir esasa dayanmadığı için çabucak unutulu veriyor. Sevgili Carlo’suyla beraber olduğu zamanlar, her şeyin önemini kaybettiğini rahatça söyleyebilen ünlü yıldız, Napoli'de çevirdiği «The Best House İn Naples» (Napoli’nin En Güzel Evi) isimli filmi tamamladıktan sonra hemen Paris’e gidip yeni bir filmin çalışmalarına başlayacak.

Şöhretli yıldız, «Kocam da, ben de çalışmanın her derde deva olduğunu anladığımızdan beri çok mutluyuz» diyor...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...