Ana içeriğe atla

Türkan Şoray Erkek Oldu

Hatırlayacaksınız, bir zamanlar bir «yüz bin kişilik stad» konusu vardı. Yıllarca hemen her gün gazete sütunlarından dost meclislerine kadar her yerde yüz bin kişilik stad konuşulurdu. «Yapılacak», «Hayır vaz geçildi, yapılmıyacak», «Yapımına başlanıyor», «Ertelendi, ilerde yapılacak» diye diye yıllar geçti, gitti. Bir ölçüde «7 Kocalı Hürmüz» ün serencamı da buna benzedi. Şöyle böyle altı aydan beri Yeşilçam’da hep bu konu konuşuluyor. Bir gün. «Çevrilecek, önümüzdeki hafta başlanıyor» şeklinde bir haber duyuyoruz, iki gün sonra «ertelendi» haberi geliyor. Böylece günler haftaları, haftalar ayları kovaladı ve nihayet «7 Kocalı Hürmüz» adlı «şarkılı, çalgılı, danslı» piyes filme alınmaya başlandı. Bu konuda bazı uzun dilliler '7’nin uğuru’ndan bahsediyorlar ve «7 Kocalı Hürmüz'ü yapan şirket önce Pamuk Prenses ve 7 Cüce'yi yaptı.» diyorlar. Onun büyük başarısı üzerine şimdi 7 Kocalı Hürmüz'ü çeviriyorlar. İster misiniz bundan sonra çevirecekleri bütün filimlerin isimleri 7 ile başlasın. 7 Kötü Adam, Yedilerin Laneti, 7 insan, 7 Aşk falan gibi!...» Bu sözlerdeki gerçek payı herhalde çok az, ama eğer yakında «7 Kardeşe 7 Gelin» in, 7'li filimlere meraklı Hisar Film tarafından çevrildiğini duyarsak, hiç şaşmayalım...
TÜRKAN SULTAN'IN 7 KOCASI
Hatırlayacaksınız. Bu filimle ilgili olarak SES'te çıkan bir röportajda «Filimdeki 'Hürmüzün Kocaları' rollerinin tiyatro sanatçıları tarafından canlandırılacağını» yazmıştık. Yazdık ama, iş kuvveden fiile geçince 'evdeki hesabın' çarşıya uymadığı tesbit edildi. Filimde rol dağılımı şöyleydi: Türkan Şoray (Hürmüz), Tanju Gürsu (Sarhoş Bekir), Salih Güney (Doktor), Münir Özkui (Berber), Sadettin Erbil (Tulumbacı), Süleyman Turan (Hızır Reis). Kostarika Ahmet (Bekçi Memo). Necdet Yakın (Hallaç). Görüldüğü gibi kadroda bir tek tiyatrocu (M. Özkul ve S. Güney uzun süreden beri tiyatroyu bırakıp filimlerde oynadığı için onları saymıyoruz) Necdet Yakın. O da Ayfer Feray Topluluğu’nun değil. Şehir Tiyatrosu'nun elemanı. Bu değişikliğin sebebini sorduğumuz zaman rejisör Atıf Yılmaz şunları söyledi:
- «Tiyatro sanatçılarının boş vakitleri çok az. Filmi onlarla yapsaydık «7 Kocalı Hürmüz» aylarca bitmezdi. Bu yüzden sinema artistleriyle anlaşma yoluna gittik. Ama ben profesyonel sinema oyuncusu arkadaşlarımla da çok iyi, çok olumlu bir sonuca ulaşacağımızdan eminim.»
HOCALARIN EN GÜZELİ
Türkan Şoray, Ayfer Feray Tiyatrosu’ nda bin defadan fazla temsil edilerek kendi çapında bir rekor kıran «7 Kocalı Hürmüz» de çapkın, uçarı bir eski zaman dilberini canlandırıyor. Gerdan kırıp bel bükerekten. yazma indirip göz süzerekten erkeklerin akıllarını baştan alıyor, yürekler yakıp, ocaklar söndürüyor. Bunları yaparken de tipten tipe, kılıktan kılığa giriyor. Hatta bir ara bıyık-sakal takıp hoca bile oluyor.
Bizim sete gittiğimiz gün işte o sahne çekiliyordu. «Türk sinemasının en güzel kadını» Türkan Şoray bir köşede makyör Zeki Alpan'la konuşuyordu. Üstünde eski zamanda erkeklerin giydiği cinsten yakasız mintan, siyah pantolon, belinde de bir kuşak... Saçlarını arkada, ensesinde toplamış. Biraz sonra Zezi Alpan makyaj çantasını açtı. İçinden aktar dükkânı gibi bin bir çeşit boya, fırça, kalem v.s. çıkardı, itina ile, dikkatle Türkan Şoray’a önce güzel bir palabıyık, sonra kallavi bir sakal taktı. Zeki Alpan işini gerçekten iyi biliyor. Türkan Şoray bile ayağa kalkıp aynaya bakınca kendini zor tanıdı:
- «Tebrik ederim Zeki Bey,» dedi. «Gerçekten çok güzel olmuş. Makyaj dediğiniz böyle olur işte.»
Sonra... Sonra, Türkan Şoray'a beyaz bir cübbe giydirdiler, eline 99'luk kehribar bir teşbih verdiler. Türkan Sultan «hoca» olmuştu. Bir cübbeyle hoca olunur mu, demeyin. Bir defa sinemada olmılacak şey yoktur. Hele Yeşilçam’da yıpılmıyacak iş yoktur. Ama yukarıdaki cümlenin bunlarla bir ilgisi yok. Eskiden bu tip kıyafetlerde pantolonla gömlek üstüne iki ayrı şey giyilirdi. Mollalar «Lata», Hocalar «Cübbe» giyerlerdi. Türkan Şoray da «Cübbe» giydiğine göre «filim icabı» bir sahne için hoca oldu...
DEĞİŞİK FİLİMLERDE DEĞİŞİK MAKYAJLARLA...»
Filmin senaryosunu piyes yazarı Sadık Şendil hazırlamış. Sadık Şendil piyes yazarı ve senaryocu olduğu içir kendi piyesinde — konuyu daha sinematografik hale getirmek için — küçük birkaç retuş yapmış. Bize söylenmedi, ama bu yapılan retuşlar içinde çoğu «Hürmüz» tipinin çizilişiyle ilgili. Türkan Şoray haklı olarak bazı konulara itiraz etmiş, hatta önceleri bu rolü oynamak istememiş. Ama araya aracıların girmesi ve özellikle gerekli değişikliklerin yapılması üzerine «evet» deyip imzayı atmış. Setten ayrılırken son olarak Türkan Şoray'la konuştuk.

- «Bakın sinema uğruna neler oluyor,» dedi. «Bundan önce bir kaç filimde konu icabı erkek kıyafetine girmiş, bıyık bile takmıştım? Kaderde sakal takıp kamera karşısına geçmek de varmış. Bu yıl çok değişik filimlerci değişik makyajlarla oynuyorum Sanıyorum benim en gerçek, en vefalı dostum olan sinema seyircileri Hürmüz tipini de sevecekler. Zaten bütün çabamız, bütün uğraşımız, bütün çalışmamız onlar için değil mi?»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...