Ana içeriğe atla

Türkan Şoray ve Ediz Hun Hipi Oldu

Ediz Hun’un Cihangir'deki evinin telefonu acı acı çalmaya başladı. Telin öbür ucundaki şahıs rejisör Mehmet Dinler'di ve Türk sinemasının romantik jönüne şu talimatı veriyordu:
- «Hazır ol Ediz... Tatlı Meleğim'in hipili sahnesini yarın çekiyoruz. Acele hipi kıyafetleri bulman gerekiyor. Yarın bütün ekip seni saat 13.00'te Pendik'te Palmiye Oteli’nde bekliyoruz. Geç kalma.»
Ediz Hun, «Aman... Zaman... Şey... Bi'dakka,» bile demeye fırsat bulamadan telefon «çat» diye kapandı...
Ediz Hun eli şakağında, kara kara düşünürken aynı ses, bu sefer Türkan Şoray'ın Levent'teki evine telefon ediyor, ünlü yıldıza «hipi» li sahne hakkında bilgi veriyor ve sözlerini aynı şekilde bitirip, karşısındakine söz hakkı vermeden, telefonu kapıyordu: «Sizi yarın saat 13.00'te Pendik'te Palmiye Oteli'nde bekliyoruz... Sakın geç kalmayın!»
Şimdi kara kara düşünmek sırası Türkan Şoray’daydı...
Ediz Hun telefondan biraz sonra evin içinde dört dönmeye başlamıştı. Birkaç Avrupa mecmuası karıştırıp, hipi kılıklarına bakmak aklına geldi, sonra da eski eşyalarını sakladığı «sandık odasına» girdi, kullanılmış bir pantolonunu evirip çevirdikten sonra gözden çıkarıp, makasla bir güzel paçalarını kesiverdi. Üzerine biraz mürekkep, biraz da boya dökünce pantolon bir hipi pantolonundan farksız hale geldi. Eski bir dosttan hediye olarak gelen hayli frapan gömlek de gardıroptan çıkınca, iş sadece aksesuara kalıyordu.
Aynı saatlerde Türkan Şoray'ın evinde de hummalı bir faaliyet vardı. Sandıklar iniyor, bavullar açılıyor, gardırobun en derin köşelerinde unutulmuş kıyafetler ortaya seriliyor, her yer didik didik taranıyor, bu arada yüzük, kolye, bilezik, kemer gibi aksesuarlar arasından hipi desenlerine uygun olanlar seçiliyordu...
PENDİK'E İKİ HİPLİ GELDİ
Günlerden cuma... Saat 13.00... Palmiye Oteli'nde bir telaş bir telaş... Set işçileri oradan oraya koşuyorlar, ışıklar yerleştiriliyor, dekorlar yapılıyor, filmin gerçekçi olması için hipilerin karargâhı Sultanahmet’ten toplanan saçları, sakalları birbirine karışmış gerçek hipiler otelin salonunda şamata yapıyorlar ve odalardan birinde Türkan Şoray, diğerinde de Ediz Hun meslek hayatlarında ilk defa bir «hipi» yi canlandırmanın heyecanı, tatlı telaşı ile hazırlanıyorlar... Ve başta filmin rejisörü olmak üzere sette bulunan, o gün orada hipili bir sahne çevrileceğini duyan herkes tabii biz gazeteciler de sabırsızlık içinde Türk sinemasının, Yeşilçam’ın en yeni hipileri Türkân Şoray’la Ediz Hun'u bekliyoruz...
Ne demişler? Bekleyen derviş muradına ermemiş mi? Biz de az sonra eriyoruz muradımıza. Kapı açılıyor ve Türkan Şoray'la Ediz Hun, cümle alem hipiieri imrendirecek o nefis kıyafetleri ile karşımızda beliriyor...
Aman efendim, aman!... Ediz’i tanıyabilene aşkolsun. İnce, zarif, ağır başlı Ediz'in yerinde yeller esiyor. Birçok genç kızın rüyalarına giren o romantik yüzünü kocaman bir sakal kapatmış, kapatmış ne kelime, örtmüş. Başında hasır bir şapka, gözünde anneanne yadigarı altın çerçeveli bir gözlük var. Boynunda da kocaman bir madalyon sallanıp duruyor.
Türkan Şoray ise kelimenin tam anlamıyle bir «hipi kraliçesi». Evinde ne kadar incik boncuk varsa, dünyanın bütün renklerinin mevcut olduğu bir kumaştan yapılan, etekleri yerleri süpüren elbisesinin üzerine iliştirmiş.

Gerçek hipiler hayran hayran onları süzüyor, rejisör hayatından memnun insanlara has gülümsemeyle koltuğuna daha bir başka yayılıyor, otelin müdavimleri hayranı oldukları bir yıldızı orijinalin orijinali bir kıyafet içinde görmenin tadını çıkartıyor... Ve birden orkestra hızlı bir soul müzikle gerçek ve yerli hipiieri ayaklandırıyor. Rejisör Mehmet Dinler’in «motor» sesiyle kamera kendine has tıkırtısıyle çalışmaya başlıyor. Karanlık odaya Ediz Hun'la Türkan Şoray'ı hipi kılıkları ile hapsediyor...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Meral Zeren Savaşa Böyle Girecek

14 yıldır sinema dünyasında şöhret kavgası veren Meral Zeren iki yıllık aradan sonra yeniden kamera karşısına döndü. Başrolünü oynadığı “Çiçek” filminde bile yarıçıplak sevişmeyi, öpüşmeyi kabul etmeyen yıldız ilk kez yeni şöhret politikasını ŞEY’e anlattı ve yine 14 yıldır gizlediği seksapelini ŞEY objektifine sergiledi. Ve sonunda 14 yıldır süren bir namus davası daha bitti. Ama bu dava iki kişi arasında değil bir kişinin ruhundaki iki ayrı kişiliğiyle sürdürdüğü anamus davasıydı ve bu kişi de sinemanın güzel yıldızı gazino sahnelerinin aranılan şarkıcısı Meral Zeren’di. Evet, şimdi bir hafta öncesine göre ruhen büyük değişime uğramış bir Meral Zeren var artık. İki yıllık aradan sonra tekrar Yeşilçam'a dönen ve başrolünü oynadığı “Çiçek” adlı filmde bile yarıçıplak yatağa girip sevişme sahnesine “Hayır” diyen Meral Zeren yok artık. Günün şartlarına, günün sinema anlayışına göre sanat kumarını kurallarıyla oynamayı kabul eden bir Meral Zeren var. Ve bu Meral Zeren eski Mera...

Filiz Ersürer Sevgisini İçine Attı

Gazino patronu Oğuz İslamoğlu ile yaşadığı büyük aşkın bitimine üzülüp, sevgisini kalbinde kurutmaya çalışan Filiz Ersürer son günlerde büyük bir olgunluk örneği gösteriyor. Turizmci sevgilisinden ayrılıp manken sevgilisi Mine ile sık sık görülmeye başlayan eski gazinocu sevgilisini kıskanmak bir yana, rakibesine koltuk çıkarak yakışmışlar bile diyebiliyor, mutluluk dileyebiliyor... A şk bambaşka bir duygu. Zor başa gelir, kalpten de zor atılır, insan sevdiği ile dünyayı unutur, unutur da kaybettiği zaman tüm dünya onu unutturmayı başaramaz. Böylesine yüce bir duygu, o sevenin kalbinde yücelen insanla güzeldir işte ve o insan yok olunca tüm güzellikler çirkine dönüşür, kahkaha atılan anılar gözyaşlarıyla beslenir. İşte böylesine bir aşk ve bu aşkın bitişiyle, sonrasından bahsedeceğiz şimdi. Genç ama başarılı bir gazinocu olan Oğuz İslamoğlu ile Filiz Ersürer'in beraberlikleri gerçekten de parmak ısırtacak kadar güzeldi. Filiz Ersürer'e manevi desteğinin yanısıra ev tut...

Arzu Okay İş Kadını Oldu

Ak kağıt kara kalem... Biri, beyaz mı beyaz; yeni doğmuş çocuğun yüzü gibi, tertemiz, yalçın tepelerdeki ayak basılmamış karlar kadar beyaz... Öteki kara... Zifir geceler gibi, kötülerin iç dünyaları kadar kara kapkara, o kadar kara... Birbirine bu kadar zıt, iki ayrı dünyayı hatırlatan bu iki insan, elbette bir bedende, bir vücutta yanyana bir arada yaşayamazlardı. Bir tek bedende iki ayrı Arzu Okay ... İki ayrı kutuptan, iki ayrı yaşamdan, iki ayrı Arzu Okay; ikisi bir bedende bir arada, aynı zamanda yaşayamazlardı ve yaşayamadılar da... Uzun süre aradık bir tek röportaj için Arzu Okay'ı... Her şeyden kaçıyordu; eski çevresinden, sinemadan, sahneden, objektiflerden ve 6 yıl peşini bir an olsun bırakmayan seks filmleri oyuncusu eski Arzu Okay'dan... 1970 yılında bir gazetenin açmış olduğu «Sinema Güzeli» yarışmasını kazanarak sinemaya geçmişti. Aynı yıl İtalya'ya gitmiş ve orada yapılan Avrupa Sinema Güzeli yarışmasında da dördüncü olmuştu, ilk filmi «Ölünce...