Ana içeriğe atla

Zeki Müren Baba Acısını Unuttu

Babasının ölümünden sonra Zeki Müren ile Levent'teki evinde uzun uzun konuşmuştuk. O gün çok üzgün görünen ve babasının isminin her geçişinde gözleri yaşaran sanatçı bize aynen şunları söylemişti: «... Ankara ve İzmir konserlerimi iptal ettim. Bir süre sahneye çıkmayacağım. İçimdeki acı hafiflesin, burukluk geçsin, biraz kendime geleyim, babasızlığa alışayım, sahneyi ondan sonra yeniden düşünmeye başlarım.»
Fakat hayat bu. Akıp gidiyor. Ölenle ölünmüyor. Acıların, ıstırapların, ölümün nasıl kendisine göre bazı gerçekleri varsa, hayatın da, yaşamanın da bazı gerçekleri var. İşte şahinlerimizin «bir numara» sı, «sanat güneşi» Zeki Müren de bu gerçeklerden kaçamadı ve babasının «40 mevlidi» okunmadan 10 nisan cuma gecesi Ankara'da Köşk Gazinosu’nda sahneye çıktı.
Şu bir gerçektir ki, Zeki Müren dinine, geleneklerine, örf ve adetlerine son derece bağlı bir insandır. Elinden geldiği kadar fakirlere, hayır kurumlarına yardım eder, orucunu ihmal etmez, Ramazan'da çalışmaz. İşte bunun için Zeki Müren'in babasının «40 mevlidi» okunmadan sahneye çıkması çok kişi tarafından yadırgandı. Zihinlerde, «Zeki Müren 3 hafta içinde niçin fikir değiştirdi?» sorusunun çöreklenmesine sebep oldu.
Bu sorunun cevabını alabilmek için geçtiğimiz hafta, Zeki Müren'le Ankara' da Köşk Gazinosu’nun kulisinde konuştuk. Yorgun ve heyecanlıydı Zeki Müren. Sahneden az önce inmişti. Salonda alkışlar hala devam ediyor, «Zeki Müren, Zeki Müren» feryatları salonu inletiyordu. Ankara galası gerçekten pek muhteşem olmuştu. Aspendost'taki konserinden sonra ilk defa siyah elbiseyle sahneye çıkan, sonra kıyafet değiştiren sanatçı, çiçek bahçesine dönen sahnede, salonu iğne atılsa boş bırakmayacak kadar dolduran, içinde bakanların, senatörlerin, milletvekillerinin, genel müdürlerin bulunduğu bir topluluk önünde tam 24 şarkı okumuştu. Yorgun olduğu her halinden anlaşılıyordu. Bir taraftan elbise değiştirip, terini kurularken bize de sahneye çıkış sebebini anlatıyordu.
- «Babamı kaybettiğim andan itibaren, geceleri uyuyamaz, gündüzleri yemek yiyemez olmuştum. Doktorlar üzüntümün dinmesi için sahneye çıkmamı salık verdiler. Üstelik annem de durmadan, 'Oğlum, islamiyette yas yoktur. Sahneye çık, çalış, rahatlarsın,' diyordu. Bir taraftan doktorlar, bir taraftan annemin sözleri, bir taraftan da çalıştığım gazinonun 150 personelinin imzalayıp gönderdikleri 'Bizim için, çocuklarımız için mutlaka sahneye çıkmalısın' kelimeleri beni 3 hafta önceki sözlerimden caymaya, sahneye çıkmaya zorladı. İşte babamın 40 mevlidini beklemeden sahneye çıkışımın sebebi bu... Zaten sabahleyin SES’e bir telgraf çektim ve sahneye çıkışım hakkında okurlarınıza daha etraflı bilgi verdim...»
ZEKİ MÜREN’DEN GELEN TELGRAF
Zeki Müren'in telgrafı, Ankara’da sahneye çıktığının ertesi günü elimize ulaştı. Ünlü sanatçı aynen şunları yazıyordu:

«Topluma daima gerçekleri ileten değerli mecmuanızda çıkan son röportajımda uzun bir müddet sahneye çıkmayacağımı belirtmişken, geçirdiğim ruhî bunalım üzerine doktorların tavsiyesine uyarak ve benimle ilgili olaylar yüzünden kapalı kalan bir müesseseden ekmek yiyen yüzlerce müstahdemin ricalarını ve durumlarını da göz önüne alarak Ankara'daki konserlerime başlamakla kıymetli SES okurlarına karşı sizieri müşkül durumda bırakmamak gayesi ile vaziyeti bu telgrafımla arz etmeyi borç bildim. Sizlere ve bütün okurlarınıza derin hürmetlerimi sunarım efendim...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...