Ana içeriğe atla

Ajda Pekkan Evlenemedi

Günlerdir kendisine uykuyu haram eden çürük dişini çektiren adam hemen derin bir «Oh,» çeker ve «dünya varmış!» der. Sıcak bir havada bir bardak buzlu su içene «Oh, dünya varmış!» dedirtir. Tek dersten İkmale kalan öğrenci için o dersten geçer not alması, «Oh, dünya varmış!» demesi için kafi bir sebeptir. Gazeteciler de bazı hallerde «Oh, dünya varmış!» derler. Mesela geçen hafta Ajda Pekkan, Cömert Baykent'le uçağa atlayıp Paris’e uçtuğunda müzik alanında çalışan meslektaşların hemen hepsi içten bir «Oh,» çektiler, «Dünya varmış!» dediler.
Ajda, İstanbul’un havasına pek benzer. Ne zaman, nerede, ne yapacağı; kime ne söyliyeceği, nasıl davranacağı falan —kendi dahil— tek bir Allahın kulu tarafından bilinmez. Bu yüzden Ajda Pekkan İstanbul’daysa gazetecilere rahat, huzur kalmaz. Öyle ya, ortada «haber atlama» telaş; var. Bu yüzden herkes, her gün, bir taraftan günlük işini yapar, bir taraftan da. «Acaba bizim Ajda bugün ne yaptı?» sorusuna cevap arar, işte, geçtiğimiz hafta perşembe akşamı Ajda Paris'e uçunca biz dahil herkes, bir meseleden kurtulmanın sevinci içinde derin bir «Oh,» çektik ve peşinden canı yürekten şu cümleyi söyledik, «Dünya varmış!..»
EFENDİM, biliyorsunuz Ajda bundan iki ay önce iki günlüğüne İstanbul'a gelmişti. Geliş sebebi de —Ajda’nın hemen her şeyi gibi - son derece enteresandı. Kendisiyle konuşanlara:
- «Paris’te cezve bulamadım. Kekik de yok oralarda... Buradan yarım kilo kekikle 2-3 kahve cezvesi alıp döneceğim. İki günlüğüne geldim zaten,» diyordu. Sonra. Sonrası hiç. İki günlüğüne gelen Ajda tam 2 ay kaldı Türkiye'de...
«YA yıldırım nikahı» diyeceksiniz. Haklısınız tabii. Geçen haftaki SES'te «Ajda Cömert'le yıldırım nikahıyla evleneceğini açıkladı» başlıklı yazıyı gördünüz, okudunuz. Ajda ile Cömert'in evlendirme memurluğundan kolkola çıkarken çekilen «atlatma» fotoğrafını, yazıp imzaladıkları «vesikaları» «Cömert'le yıldırım nikahı ile evleniyorum,» başlığını da görüp okudunuz. Okudunuz ama o başlığın üzerinde ne demiştik sizlere: «İster inanın, ister inanmayın» demiştik. Bu konuda «inanmayanlar» haklı çıktılar. Bundan bir süre önce, «Ajda bu, ne yapacağı belli olmaz» diyen, Ajda'yı sağı solu belli olmayan «erenlere» benzeten bizler de haklı çıktık bu arada. Ajda ile Cömert aldıkları kararı gerçekleştirmediler, evlenmeden. yine nişanlı olarak Paris'e uçtular...
AJDA, «SES» okurları için kaleme aldığı iki satırlık yazıda, «Şayet son anda nikah masasında 'hayır' demezsem galiba evleniyorum,» demişti. Yani, nikah masasına otursalar bile masadan nasıl kalkacakları belli değildi aslında. Ama olmadı, masaya bile oturmadan gittiler. Geldikleri zaman ne mi olacak? Onu ne biz biliriz, ne rüfailer ve dahi ne de erenler. Ajda bile bilmez bunu.
Ajda Pekkan Fransa'da 2 ay kalıp plak dolduracak, sonra temmuz başında çalışmak için tekrar Türkiye’ye gelecekmiş. Gideceği gün havaalanında pek neşeli, pek canlı görünüyordu. Arkasında iki hizmetçisi berberden yeni çıkmış perukları —herhalde bozulmasın diye olacak — ellerinde taşıyorlar, sağ gerisinde siyah gözlükleriyle Cömert Bayken'i yürüyordu. Şoförü de hazır ve nazırdı. Onun elinde de Ajda'nın bavula sığmayan kürkü vardı. Biraz sonra bu mutantan kafileye Ajda’nın annesi de eklendi. Pistte on beşe yakın gazeteci de Ajda'nın etrafını çevirince Ajda pek keyiflendi. Etrafındakilere gülücükler dağıtarak şu «beyanatı» verdi:
- «İnşallah bu kalabalık daha uzun yıllar devam eder. Beni ordu gibi yolcu ediyorsunuz. Vallahi işin aslına bakarsanız şu anda canım hiç gitmek istemiyor.»

O anda herkesin yüzü asıldı. Öyle ya, Ajda bu. Her zaman canı çın istediğini yapar, ister misiniz, Cömert'e dönüp, «Cömert'ciğim. Ben vazgeçtim. Uçakla Paris’e gitmeyelim. 18,30 ekspresiyle Van'a uzanalım,» der mi, der. O zaman da o kadro taa Yeşilköy'lerden Haydarpaşa'ya doğru yola revan olur. Tabii her dakika güzergahın değişmesi ve Karaköy'de Ajda'nın yine karar değiştirip Gemlik üzerinden kestane şekeri yemek için Bursa'ya gitmeye karar vermesi de (müsaadenizle kekik ve cezve almak için Türkiye'ye gelen Ajda, kestane şekeri yemek için de pekala Bursa'ya gidebilir) daima ihtimal dahilindedir. Ama olmadı bunlar, uçağın hostesi gelip Ajda'yı sağ ve salim olarak uçağa aldı. Sonra... Sonra eller sallandı, kapılar kapandı ve Ajda Pekkan şanına layık kocaman bir jetle uçtu gitti Paris'e... Yine «bekar» gitti «nişanlı» gitti tabii... Onun telli duvaklı mürüvvetini görmeyi umanlar için de yapacak tek şey kaldı. Eski bir şarkıyı koro halinde söylemeye başlasınlar: «Vuslat yine kaldı, başka bir bahara.»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Altan Günbay'ın Dönüm Noktası

«SAMSON - DALİLAH» efsanesinin güçlü kuvvetli kahramanı Samson'la, Altan Günbay arasında ne benzerlik vardır? Bu soruyla karşılaşan her insan önce aynı şeyi yapar. Başlar Altan Günbay’ı düşünmeye. Öyle ya, Altan Günbay'ın hayatını hızlı bir filim şeridi gibi gözünün önüne getirecek ve bu şeridin kareleri arasında Samson’a benzer bir taraf arayacaktır. - «Altan Günbay 1931 yılında Konya'da doğmuş. Gazi Lisesi'ni, Ankara Devlet Konservatuvarı’nı bitirmiş. Opera'ya Cavellaria Rusticana ile başlamış. Othello, Lucia, Carmen, Kiss me Kate gibi ünlü operaların başrolünde oynamış. 1954 yılında kendisi gibi opera sanatçısı olan Müveddet Günbay'la evlenmiş. Elmas ve Tunç adlı iki çocuğu olmuş. «Şehrazat» filmiyle sinemaya başlamış. Opera’da rejisörlük ihtisası için Almanya'ya gönderilmiş. Birçok şarkı bestelemiş, bunların içinden 10 tanesi plak olmuş. Almanya’dan dönünce İstanbul’da kalmış. Şimdi İstanbul' da baş rejisör yardımcısı olarak çalışıyor, beste...

Ünlülerin ''Uçkur Davaları''

Mahkemeler varolduğu günden bugüne ne davalara bakmıştır... Haklıyı haksızı birbirinden ayırmış, suçu, suçluları ortaya çıkarmıştır... Ne dolandırıcılar, ne hırsızlar, ne ırz düşmanları gelip geçmiştir adliye koridorlarından. Bugünlerde mahkemeler bir namus davalarıyla çalkalanıp duruyor... Sanat dünyasının ünlülerinden birkaçının kahraman olduğu bu davalara belki de ''uçkur davaları" demek daha doğru olacak... Çünkü hepsinin özü dönüp dolaşıp oraya geliyor... Adalet... En zengininden en fakirine, dünyadaki tüm insanların sığındıkları, kimi zaman medet umdukları, haklarını aradıkları ve ne acıdır ki bazen de kullanmaya çalıştıkları olgu... Neden kullanılmaya çalışılır adalet? Kimin ne çıkarı olabilir? Olmaz demeyin, olur... Hem de öyle güzel olur ki... Ve oluyor da... İşte kapı gibi üç tane örnek... Haftalardır gazete sütunlarında boy boy resimleri yayınlanan belki de bir ''hiç uğruna" bu sütunları meşgul eden, sanat dünyasının ünlü isimlerinden birkaçın...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Ekrem Bora Dedikodulara Cevap Verdi

Bir zamanların «uçarı çapkını» Ekrem Bora'nın, Suadiye'deki yazlık evindeyiz. Burada, eşi ve iki çocuğu ile her türlü dedikodudan uzak, mutlu bir aile hayatı yaşıyor. Yemek odasında, kahvaltı masası daha kaldırılmamış. Bizi, yüzü sabunlu sabunlu içeriye buyur eden Ekrem Bora traş oluyor. Geçen hafta onunla ilgili bir haber, Yeşilçam'da bomba gibi patlamıştı: - «Ekrem Bora, sinemayı bırakıyormuş...» Aslında bu habere inanmak gerçekten güçtü. 1953 yılında filim piyasasına giren Bora, sinemadaki şahsiyetini, yeni sayılabilecek bir geçmişte bulmuştu. Aşırı çapkınlığı, onun düzenli bir hayat sürmesine mani oluyor, bu da mesleğine tesir ediyordu. Ayrıca, şansının da kendisine yardımcı olduğu pek söylenemezdi. Meslek hayatının 12 nci yılında çevirdiği bir filimle, şansı birden döndü. «Sürtük» teki oyunuyle 3. Antalya Filim Festivali'nde «Altın Portakal» armağanını kazanması, ona yeni bir «hırs» vermişti. O günlerde: - «Şimdiye kadar sinemayı pek önemsemiyordum. ...