Ana içeriğe atla

Aranan Jön Tugay Toksöz

1965 yılında yapılan «SES Sinema Artisti Yarışması» nda kader, iki mahalle arkadaşını yanyana getirmişti. Birbirinden habersiz olarak aynı yarışmaya katılan Modalı bu iki gencin ikisi de ilk elemeyi atlattılar, ikisi de ikinci elemeyi kazanıp, finale kaldılar. Finalde Tunç Okan birinci oldu, Tugay Toksöz de ikinci...
Aradan 2 yıl geçti. Tunç Okan sinemadaki en verimli çağında, ailevi nedenlerin ağır bastığı bir sürü sebebin meydana getirdiği zincirin etkisiyle sinemayı bırakıp İsveç'e gitti; Tugay Toksöz'ün adı da Yeşilçam’da olacağı kadar olamayanların meydana getirdiği kabarık listenin başına yerleşti.
Bir, iki yıl daha geçti, geldik 1969'a.. Hayret, Tugay Toksöz gerçekten büyük bir ilerleme kaydetmiş, adını, aranan yıldızlar seviyesine çıkarmayı başarmıştı. Filimleri her yerde büyük iş yapıyor, adresine gelen mektupların sayısı her gün biraz daha kabarıyordu. Alçak gönüllü hali, kim olursa olsun herkese değer verişi, kısa sürede onu Yeşilçam'ın en popüler kişilerinden biri haline getirmişti. 4 yıl önce adını afişlerin alt sıralarına yazdırmakta bile güçlük çeken Tugay Toksöz'ün adını artık bilmeyen yoktu...
«Dişi Eşkıya» filmi için Antalya'ya gitmeden bir gün önce Tugay Toksöz' le konuştuk. Tugay’ın sinema serüvenini bilmeyenler için hayli enteresandır. SES’in yarışmasında kazanınca, Azu Film tutmuş, yarışmaya katılan diğer 10 şirketle anlaşıp Turgay’ı kendine bağlamış. Böylece Tugay, Arzu Film’in 2 000 lira maaşlı aktörü olmuş (Bu usul sinemada sık sık denenir. Mesela bir zamanlar Öztürk Serengil ve Efgan Efekan da Kemal Film'in maaşlı aktörüydüler.)
Tugay Toksöz bu filim şirketinde 1965 yılında çevrilen «Senede Bir Gün» adlı filimde oynayarak sinemaya başlamış, 1966 yılında «Denizciler Geliyor» da oynadıktan sonra, şirketten ayrılmış. Böylece sinema hayatnın ikinci dönemi başlamış.
Bugüne kadar (otuzu başrol olmak üzere) 44 filimde rol alan Tugay Toksöz’ün en büyük ideali «iyi oyuncu» olmak, kendini «iyi oyuncu» olarak kabul ettirmek.
- «Sinemada rahmetli Turan Seyfioğlu bey, Ekrem Bora ve Fikret Hakan gibi olmak isterim,» diyor. Peşinden de hemen, «Fikret ağabeyle, Ekrem ağabeyin bana büyük yardımları olmuştur,» diye İlave ediyor.
Üç sayı önce de yazdığımız gibi Tugay, bu yılın Anadolu'da filim çevirme rekortmeni. Halen Antalya’da, İstanbul dışındaki yedinci filmini çeviren Tugay’ın şansı, 1969 yılında birdenbire açıldı. Bu satırların yazıldığı anda 17’nci filmini tamamlamakta olan genç aktörümüzün, nisan ayına kadar 6 filimlik anlaşması var. Oynadığı filimlerin çoğunun büyük iş yapması, Tugay'ın bu derece aranılışının başlıca sebebi. Yalnız bu arada aklımıza bir şey geldi. Acaba 1 yıl içinde bu kadar çok filim yapması, onun için zararlı olmayacak mıydı?
Sorduk. Hiç düşünmeden şu cevabı verdi:
- «Zannetmiyorum. Senaryoya bakıyorum, her filmime kendimden bir şeyler katmaya gayret ediyorum.»

1969’daki mukavelelerini 15 000 liradan yapan Tugay Toksöz, 1970 fiyatını 25 000 lira olarak tesbit etmiş. Kanlıca’da ve Moda'da 2 kat, Suadiye'de bir arsa alan Tugay'ın, otomobili yok. Bunun sebebini soranlara, «Biraz sinirliyim. Bu yüzden otomobil almıyorum,» diye cevap veriyor...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...