Ana içeriğe atla

Belgin Doruk ve "Yedi Cüceler"

Bundan yıllarca önce Walt Disney tarafından karton filim olarak yapılan «Pamuk Prenses ve 7 Cüce» yi bir yerli filim olarak çevirme fikri ilk olarak Ayşecik’in babası Hamdi Değirmencioğlu'ndan çıkmıştı. Değirmencioğlu, fikrini birkaç prodüktöre açmış, bunlardan Hisar Film sahibi Özdemir Birsel bu projeye «Olur.» demişti. Olur demişti ya, iş sadece «Olur,» demekle ve parayı koymakla bitmiyordu ki... Çünkü 7 tane cüce lazımdı. Kaldı ki, iş sadece 7 cüceyi bulmakla bitmiyordu, bu 7 cücenin yedisinin de hiç değilse biraz rol kabiliyeti olması, kamera karşısında kendilerinden istenileni yapabilmeleri gerekiyordu. Şimdi sıkılacaksınız ama, o zaman da her şey halledilmiş olmuyordu. Bu 7 cüce filimde «Keloğlan», «Uykucu», «Bilgin», Neşeli». «Öfkeli» gibi belirli 7 tipi canlandıracaklardı ve masal herkes tarafından bilindiği için bulunan cücelerin masaldaki tiplere de uygun olması şarttı.
Hani «iş üç nalla bir ata kaldı...» diye bir söz vardır ya, durum onu pek andırıyordu. Konu belliydi, rejisör belliydi, başartistler belliydi de işin can damarı olan 7 cüce ortalıkta yoktu. Dört bir tarafa adamlar salındı, bütün Türkiye'de «Cüce artist» avına çıkıldı ve sonunda ele geçen 186 cüce arasında bir seçim yapılarak tam yedi cüce «yıldız adayı» olarak kamera karşısına geçtiler. Sonrasını biliyorsunuz...
Tek filimle şöhret dan 7 Cüee’nin en genci 16 yaşındaki FEVZİ BABA — filimdeki ismiyle — (Hapşırık) tır. Ortaokul üçüncü sınıf öğrencisi olan Fevzi, sinema uğruna terk-i tahsil etti. Kendinden büyük üç kardeşi daha var. Fevzi'nin üç kardeşi boy - pos bakımından normal insanlar, buna mukabil Fevzi’nin tırnağının ucundan saçının teline kadar topu topu 81 santimlik bir mesafe var. Bir diğer 81 santimlik «artist» de TAYYAR YILDIZ (Neşeli)... Karamanlı Tayyar, Mersinli Fevzi’yi hep «bir fazlasıyla» izliyor. Orta 3'ten ayrılmış, yaşı da 17. 17 yaşındaki bir diğer cüce de ALİ ABBAS BAYAR (Uykucu) - Sivas’ta doğan Ali, ortaokulu ikinci sınıfında bırakip sinemaya geçmiş. Boyu 91 cm.
Cüceler arasında bir de «Babaoğlu» kardeşler var. BABAOĞLU Tardan AYHAN (Utangaç) 91 santim boyunda, 21 yaşında. O da işsizmiş, ama kardeşi 18 yaşındaki, 95 santim boyundaki AYDIN (Keloğlan) sinemaya geçmeden minicik dükkanında gazete satarmış. Kardeşler Zonguldak Ereğlisi’nde doğmuş.
İki cüce daha var listemizde. Bunlardan 23 yaşındaki MEHMET AŞIK (Öfkeli) cüceler arasında boyu uzun olanlardan (Tam 108 santim). Filim çevirmeden önce Beyoğiu’ndaki bir mağazada tezgahtarlık yapıyormuş. Deveden büyük fil olduğu gibi Mehmet Âşık’tan uzun boylusu da var. 7 cücenin en yaşlısı olan 34'lük NURİ TURGUT (Bilgin) elifi elifine 110 santim boyunda. O da sinemaya geçmeden önce Manisa’nın Akhisar'ında çobanlık yaparmış.
İşte yukarıda saydığımız bu 7 cüceden ikisi ilk fiiimlerini çevirdikten sonra «transfer» oldular. «Pamuk Prenses» m büyük iş yapmasından sonra başlayan masal furyası içinde prodüktör Hamit Gülsoy da allem etti, kadem etti ve 7 Cüce'den ikisini «Keloğlan» Aydın Babaoğlu ile ağabeysi «Utangaç» Ayhan Babaoğlu'nu elde edip onları «Keloğlan» adlı filimde oynatmaya başladı. Yine aynı günlerde cücelerle ilgili bir başka şey daha duyduk. Filimciler Sadri Alışık’ı da 7 Cüce ile bir filimde oynatacaklardı. Hatta o filmin adı da belliydi: «7 Cüce İle Karışık - Sadri Alışık»... Bir başka haber daha: «Gûliver Cüceler Ülkesinde filme alınacak ve filimde tam 250 cüce rol alacak»... Anlaşıldığı gibi Yeşilçam'da bugünlerde «cüce piyasası» son derece açık ve işlek.
Hepsi iyi, hoş ama bildiğimiz kadarıyla prodüktör Özdemir Birsel, 7 cüceyi devamlı olarak filimlerde oynatmak istiyordu. Bu yüzden «Pamuk Prenses» biter bitmez hepsinin eline üç - beş kuruş sıkıştırıp memleketlerine yollamamış, onlara Levent’te bir ev tutmuş, emirlerine bir araba tahsis etmişti. Peki, bu 7 cüceden ikisi gittiğine göre, şimdi durum ne olacaktı? Bu konuda Özdemir Birsel şunları söyledi:
- «Yeşilçam'ı benim kadar siz de bilirsiniz. Biri bir iş yapıp başardı mı, peşinden birkaç kişi aynı şeyi yapar. Bunu bildiğim için filmi yapmadan 7 cüce ile tek tek mukavele yapmıştım. Biliyorsunuz, filim biter bitmez hepsi birer şöhret oldular, inkar etmiyorum, ben de büyük para kazandım. Kazandım ama, bana bu parayı kazandıranları da unutmadım. 7 cüce için bugüne kadar tam 184 bin lira harcadım. Levent’te güzel bir evleri var. Yemeleri, içmeleri en güzel şekilde sağlanmış durumda. Ayrıca komisyonculara talimat verdim,
Beyoğlu’nda güzel bir mağaza açacağım onlara. Aydınla Ayhan’ın gitmelerine üzüldüm tabii, ama onlardan çok ikisini kandıran filimci arkadaşa kırıldım. Benimle mukaveleleri olduğunu bile bile bunu bir meslektaşına karşı nasıl yaptı, hala havsalam almıyor. "Filim Yapımcıları ve İşletmecileri Federasyonu'na şikayet ettim. Federasyon bana hak verdi. O filmi hiç bir işletmeci satın almayacak. Tazminat davası da açacağım.»

Görüldüğü gibi şimdilik Yeşilçam’da hem cüceler rağbette, hem de cücelerin transferleri bile birer olay yaratıyor. Yazımızı bitirmeden «7 Cüceler» topluluğuna alınan iki yeni cüce aktörü de tanıtalım sizlere: Bunlardan biri SALİH ÇARPAR (Keloğlan/ll), diğeri de HARUN ATALAY (Utangaç/ll). Salih Zonguldaklı, 23 yaşında ve 96 cm. boyunda. Harun ise Erzurumlu, 17 yaşında ve 105 cm. boyunda...(diğer haberler için aşağıdaki line tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...