Ana içeriğe atla

Dean Martin Sırılsıklam Aşık

Geçenlerde kızı Claudia bir çocuk dünyaya getirdiği zaman Dean Martin’in ilk sözü şu oldu: «Üçüncü kere büyükbaba oldum!» Bundan önce büyük oğlu Craig'in de iki çocuğu dünyaya geldiği için ünlü şarkıcı artık büyük babalar arasında yer alması gerekiyordu. Hem de ne büyükbaba: Daima gülen, şarkı söyleyen, çapkınlık ve uçarılıkta çocuklarına taş çıkartan bir dede!
Ne var ki yine aynı günlerde gazete ve mecmualarda yayınlanan bir resim çok ilgi çekiciydi. Bu fotoğrafta Dean Martin, Dünya Güzellik Kraliçesi Yarışması’nın birincilerinden biri olan Gail Renshaw’la pek samimi bir şekilde gözüküyordu. Genç kız henüz yirmi yaşındaydı: Yani. Dean Martin'in kızıyla aynı yaşta!
Aslında Dean Martin'in oldukça kalabalık, kalabalık olduğu kadar da karışık bir ailesi var. Ünlü şarkıcı ilk olarak 1941'de Ann McDonald'la evlenmiş. ondan da Craig (1942), Claudia (1944), Gail (1945) ve Deana (1948) adında dört çocuğu olmuştu. Dean Martin 1949’da Ann McDonald'dan ayrıldıktan sonra 1949'da Jeanne Bieger adlı bir kadınla evlenmiş, ondan da üç çocuğu olmuştu: Dino (1951), Rico James (1953) ve Gina (1956).
Gün geldi çocuklar büyüdü, evlendi hatta ikisi çoluk çocuğa bile karıştı Dean çocuklarına çok bağlıydı. Boşan dığı eşinden olan çocuklarının velayetini kendi üzerine almıştı. Açık fikir li bir insan olarak tanınırdı, Ama kızlarından Claudia'nın, kocası Kiel Müller'le Topango Canyon'daki bir hipi kam pında yaşamaya başlamasını bir türlü hazmedemedi Kızına yaşadığı hayatı bırakması için nekadar söylendiyse, dinletemedi.
Ama Dean'ı asıl üzen büyük oğlu Craig oldu. Craig evliydi, iki de çocuğu vardı. Babası ona bir televizyon prodüksiyonunda iyi bir de iş bulmuştu. Bir gün Dean Martin sahneye çıkmak için locasından çıktığı zaman sahne gerisindeki koridorların karanlık bir köşesinde oğlu Craig’i, programdaki dansöz kızlardan Kami Stevens'le dudak dudağa görünce tepesi attı. Hallerinden ikisinin de birbirlerini sevdikleri belliydi.
Dean Martin adeta beyninden vurulmuşa dönmüştü. Bir kere oğlu Craig evliydi. İkincisi kız da Dean'ın çok yakın dostu George Burns'un sevgilisiydi. Ne var ki George Burns 70 yaşını çoktan geride bırakmıştı. Kızla aralarında 50 yıldan fazla bir yaş farkı vardı. Ama Dean Martin bu yaş farkının üzerinde durmaz, «Erkekler kendilerini formda hissediyorlarsa, hiç önemli değildir,» derdi.
Fakat oğlu Craig, Dean Martin'in sözlerini, tavsiyelerini dinlemedi, eşinden, çocuklarım yüzüstü bırakmak pahasına ayrılarak, dansöz Kimi Stevens’le evlendi. Dean Martin oğlunun düğün törenine gitmediği gibi, bu evliliği tasvip etmediğini de her fırsatta söylemekten geri kalmadı.
Derken, oğullarından Dino'nun kendinden çok çok yaşlı kadınlarla ilişkiler kurmaya başlaması, bütün olanların üzerine tuz - biber ekti. Ama bütün bunlar Dean Martin’in günün birinde kızı yaşında bir güzellik kraliçesine gönlünü kaptırmasına engel olmadı. Evet, beyazperdenin en genç dedelerinden Dean Martin aşık olmuştu. Çılgıncasına, delicesine... Liseli toy öğrencilere taş çıkarırcasına...

Dean Martin eşinden ayrılıp, yeni sevgilisiyle evlenecek mi, kendi dahil, kimse bilmiyor. Çocukları ise, «Babamızın çok gelip geçici hevesleri vardır... Bu seferki aşkı da bunlardan biri olsa gerek,» diyorlar...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...