Ana içeriğe atla

Ekrem Bora Mukavele İmzaladı

Geçen yazdan bu yana süregelen bir rivayet sonunda gerçekleşti ve Ekrem Bora da 'beyazperdeden sahneye geçen yıldızlar» kervanına katıldı. İşin aslına bakarsanız Ekrem Bora şöyle böyle 3 yıldan beri muhtelif aralarla gazinoculardan sahne teklifleri alıyordu. Önceleri Ekrem, gelen teklifleri düşünmeden reddetti, onun her «Hayır» deyişiyle de tekliflerin rakam hanesi büyüdükçe büyüdü. Bir taraftan rakamların büyümesi (yani ücretin artması), bir yandan beyazperdeden sahneye transfer olanların bolluğu karşısında nihayet Ekrem Bora’nın direnci de kırıldı ve ilk defa geçen yıl Suadiye'deki evindeyken gelen bir teklifi, «Eh! Bir düşüneyim.» diye karşıladı. Hatta Fecri Ebcioğlu ile de birkaç defa buluşup «sahne için» çalıştılar. Sonra Ekrem, sahneye çıkmaktan yine vaz geçti. Suadiye'deki yazlıktan, Nişantaşı'ndaki kışlığa taşınınca teklifler de onu izledi. Ekrem Bora tereddüt içindeydi. Kendisiyle son konuştuğumuzda (iki hafta kadar önce) «Çıkacağım ama...» diyor ve ekliyordu:
- «Rıza Silahlıpoda ile çalışacağız. Sezen Cumhur bana şarkı sözü yazacak, Rıza da aranje edecek. Ben, hayatım boyunca bir İşe başlamadan, adım atmadan önce çok düşündüm. Bir iş ya tam yapılır, ya hiç yapılmaz. Hazırlığım ne zaman biter, sahneye ne zaman çıkarım bilmiyorum,» diyordu.
Aradan geçen günler Ekrem Bora cephesinde meseleye bir kesinlik getirdi. Bora, İstanbul Radyosu saz sanatçılarından tamburi Sadun Aksüt'ten ders alıyordu. Terzi Yalçın Say’a gitmiş, sahne için 3 kıyafet ısmarlamıştı. Ve sahneye çıkacağı tarihi de tespit etmişti. 8 temmuz akşamı Yenikapı'daki Çakıl gazinosunda sahneye çıkacaktı. Bunları öğrenir öğrenmez hemen Ekrem Bora ile temasa geçtik. Ekrem Bora duyduklarımızı bir bir sıralayınca güldü ve başını salladı:
- «Doğru.» dedi, «Hepsi doğru... Biraz sonra gazinoya gidiyorum. Anlaşmayı yapacağız.»
Biz de yanına katıldık ve cümbür cemaat Yenikapı'ya doğru yola çıktık. Ekrem Bora'nın en önemli filimlerini çevirdiği eski Birsel Filmin sahiplerinden, Ekrem'in nikah şahidi ve seyahat arkadaşı olan Özdemir Birsel de arabadaydı. Gazinoda Ekrem'le Nüzhet Birsel içeriye girdiler. Çakıl gazinosunun sahibi Behzat Şenyıldızla bir sûre konuştular. Sonra mukaveleler çıkarıldı, imzalar atıldı, eller sıkıldı, «Hayırlı olsun,» dendi ve eve dönerken bu defa sözü biz aldık, Ekrem'le konuşmaya başladık. Öğreneceğimiz iki şey daha kalmıştı. Önceleri Ekrem Bora sahnede aranjman söyleyecekti, Rıza Silahlıpoda'dan ders alacağı söyleniyordu. Oysa sonradan durum değişmiş ve Sadun Aksüt'te çalışmaya başlayan Ekrem Bora, sahnede Türk müziği türünde şarkılar söyleyeceğini açıklamıştı. Bu değişikliğin sebebi neydi? Ekrem bunu şöyle açıkladı:
- «Ben yıllarca dram filimlerinde oynadım. Türk sinema seyircisi, Türk müziğine daha yakındır. Hem sinemadaki çizgime, hem de seyircilere daha uygun olduğu için bu türü seçtlır..»
Öğreneceğimiz bir şey daha kalmıştı. Sahneye çıkan herkes «ücret» konusunda bol sıfırlı rakamlar söylüyordu. Acaba Ekrem Bora, yeni işinin karşılığında ne alacaktı? Bu sorunun cevabını öğrenemedik işte. Ekrem bu konuda sadece şunları söylemekle yetindi:

- «Ben sinemada da böyleydim. Fiyatımı söylemek övünmek gibi geliyor bana... Yalnız şu kadarını söyleyebilirim, 'iyi para' alıyorum.»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...