Ana içeriğe atla

Kim Novak'ın Aşk Yuvası

Öğle paydosu veriiir verilmez artistlerin hemen hepsi stüdyonun lokantasına koştu. «Lylah Clare'in Efsanesi» isimli filimde baş roiü oynamakta olan Kim Novak ise soyunma odasına çekildi. Yemeğini arkadaşlarıyle beraber yemek istiyordu ama kaybedecek zamanı yoktu. Carmel'deki evine telefon etmesi lazımdı.
Hizmetçisine bol yemek ve içki hazırlamasını söyleyecekti. Genç kadın evinde hiç bir şeyin eksik olmamasını, böylece misafiri Joel Thomas'ın evinde unutulmaz saatler geçirmesini arzuluyordu.
Genç kadın, öğle paydosundan sonra tekrar kameranın başına döndüğü zaman memnuniyeti açıkça yüzünden okunuyordu. Eğer hafta içinde işler voiuna giderse, Joel Thomas ile beraber Carmel'de mutlu bir hafta sonu geçirecekti... Bu yüzden de arkadaşlarının nafta sonu için yaptıkları davetlerin hepsini geri çevirdi...
Kim Novak'ı eskiden beri tanıyanlardan biri: «Sen böyle devamlı inzivaya çekilmekle hata ediyorsun» dedi, «filimciler seni ortalıkta göremeyince teklif etmeyi düşündükleri rolü başkalarına veriyorlar... Hollywood'da çalışan bir artist, Hollywood'da yaşamalıdır. Hiç olmazsa Hollywoodlu dostlarıyle sık sık beraber görülmelidir...»
Arkadaşı haklıydı. Çünkü Kim Novak, üstün kabiliyetine ve çok sevilmesine rağmen bir türlü sinemada layık olduğu yeri bulamamıştı... Son iki filminin umduğu başarıyı kazanamamasına üzülen genç kadın Carmel'deki evine çekilmiş, dünya ile ilişkisini kesmişti... Genç kadın kocası Richard Johnson'dan da ayrıldıktan sonra kendini sinemaseverlere unutturmak için ne mümkünse yapmıştı... Kim'in kabiliyetinin üstüniük derecesini bilenler de bu duruma üzülüyorlardı... Her şeye rağmen Kim, sinemada yerini bulamamış, şanssız bir yıldızdı... Ama şansını biraz da kendisinin yarattığını kabul etmek şarttı. Kim, meslek hayatının en parlak devresinde çeşitli kaprisleriyle filimcileri yıldırmış, sonra da evine kapanıp ortadan kaybolmuştu...
Geçenlerde yıldızın joel Thomas adındaki lokanta sahibiyle sıkı fıkı dost olduğu haberi yayılınca, bütün gözler gene Kim Novak'ın Carmel'deki evine dikildi... Burada Pasifik Okyanusu na karşı meraklı gözlerden uzakta esrarengiz bir hayat süren genç kadının Joei Thomas'la dostluğunun ne kadar süreceği merak ediliyordu...
Daha Önceki sevgililerinden kısa zamanda Dikiverdiği için Kim'in bu defaki macerası da dikkatle takip ediliyor. Bu arada genç kadının şöhretli bir aktör dururken Carmeİ'de oturanlardan başka kimsenin tanımadığı bir 'okantacıyle sıkı fıkı dost olmasını vadırgayanlar çok. Ayrıca Kim'in yeni sevgilisiyle Hollywood'da görünmesinin de doğru olmayacağı iddia ediliyor... Fakat yıldız şimdilik bu söylentilerin hiç birine aldırmıyor... Onun için önemli olan şey, karşısındaki insanın onun duygularını anlayabilmesi, onun kıymetini takdir edebilmesi.

İkinci defa evlenmeye şimdilik hiç niyetli görünmeyen Kim Novak, son filminin ona yeniden eski şöhretini kazandırmasını istiyor. Özel hayatını bir düzene sokmayı ise bundan sonra düşünecek... Şimdilik sadece Joel Thomas'ın arkadaşlığı ile yetiniyor. Eski kocasından başka hiç bir erkeğin ayak basmadığı okyanusun daigalı sularına göğsünü açan şirin aşk yuvasında yeni flörtü ile tatlı günier yaşıyor!...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...