Ana içeriğe atla

Osman Kavran Yeşilçam'a Savaş Açtı

Aksaray'daki Lunapark gazinosunun sahibi Osman Kavran, bundan bir hafta kadar önce bir arkadaşına, «illallah kardeşim şu artistlerden!» diye dert yanmış. «Gazinoculuğu mahvettiler. Kendi sokaklarındaki skandali, kıskançlığı, bizim işyerlerimize de sıçrattılar. Bunun üzerine düşündüm, taşındım şu kararı aldım: «Bundan böyle gazinom, artistlere kapalıdır.»
Tahmin edeceğiniz gibi, bu enteresan konuşma kulağımıza gelince, doğru Luna Park gazinosuna gittik. Fakat Osman Kavran’ı bulamadık. Safra kesesinden ameliyat olması için hastaneye kaldırmışlar.
Yağmurlu bir ekim günü. Osman Kavran’ın yattığı 201 numaralı odadayız. Bu odada daha önce de Zeki Müren kalmıştı. Daha doğrusu, Zeki Müren çıkmış, 45 dakika sonra yerini Osman Kavran almış.
Bundan böyle gazinosunda Yeşilçam'dan Sadri Alışık'la, Öztürk Serengil’den başka kimseyi çalıştırmayacağını söyleyen Osman Kavran’a, ilk sorumuz şu oldu: «Sebep Osman bey, sebep ne?»
Daha cümlemizi tamamlamadan Osman Kavran başladı yaylım ateşine. Kendisine has tatlı Karadeniz şivesiyle Yeşilçam’ın şöhretlerine ateş püskürüyordu: «Ne kadar dedikodu, skandal, kavga, dövüş, haset varsa, hepsini gazinolara getirdiler elhamdülillah. Ne isterler, neden böyle yaparlar, anlayamadım gitti. Her gece kavga, her gece gürültü, patırtı, her gece bir anlaşmazlık. Bıktım artık. Onların yüzünden hastalandım, yataklara düştüm. Sonunda düşündüm, taşındım, gazinomu, sinema artistlerine kapamaya karar verdim.»
Osman Kavran'ı öksürük tutuyor. Ameliyat olan herkesi bu tip devamlı öksürükler tutarmış. Alnındaki terleri mendiliyle sildikten sonra tekrar anlatmaya başlıyor: «Kimse farkında değil, ama göreceksiniz gelecek yıl birçok gazino batacak, kapılarına kilit asacak. Hepsi gırtlağa kadar borç içinde. Neden? Artistlere her gece binlerce lira ödüyorlar da onun için. Hoş, gazino dolsa ziyan etmezler ama dolmuyor. Sebebi mi, basit. Halk, sahneye çıkan sinema artistlerinden bıktı artık. Ne sesleri var, ne müzik bilgileri, ne de iş terbiyeleri... Hadi ilk ikisi yok, bari sonuncusu olsa... Ne gezer?
«İzmir'deki rezaleti gördünüz. Hepsi de milyonlarca zararla kapadılar mevsimi. Yıldız Tezcan’a 15 bin, Murat Soydan’a 10 bin, ötekine 8 bin, berikine 7 bin, bu paralar sokakta mı toplanıyor Allahaşkına. Yıldız Tezcan kim? 15 bin lira alabilir mi? Türk müziğinin en büyük sesleri Mediha Demirkıran, Nesrin Sipahi, Tülin Korman bile almıyorlar o parayı. Hatta Zeki Müren bile. Peki, böyle astronomik rakamlarla sahneye çıktılar da n'oldu? Yıldız Tezcan fiyatını 2 bin liraya indirmek zorunda kaldı. Gelelim Murat Soydan’a... Filimlerde 15 gün çalışıp 15 bin liralık bono alan bu artiste gecede 10 bin lira verilir mi? Asla! Netekim verilemedi de. 10 bin lirayı 3 gün aldı. Sonra, İzmir’i terketmek zorunda kaldı. Bundan sonra sahneye çıksınlar da 15 bin, 10 bin alsınlar bakalım. Yok öyle yağma!»
- «Peki bunları biliyordunuz da siz neden artistlerle çalıştınız?»
- «Karşımdakiler bu yola sapınca, ben de, müşterilerime karşı bir cemile olsun diye aynı hatayı işledim,» diyor. «Şimdi yaptığım hatanın büyüklüğünü anlıyor, gazinomu Yeşilçam’a kapatıyorum. Bu sözlerim Öztürk SerengilTe, Sadri Alışık için değil tabii... Onlara gazinom her zaman açıktır. Çünkü onlar hem Yeşilçam’dan gelenlerin en efendisidirler, hem de şarkıcı değil, şovmendirler.
Zaten göreceksiniz, benim gibi diğer gazino sahipleri de aynı yolu izleyecektir. Mecburlar buna. Kendimi övmek gibi olmasın ama, şu anda benden başka hepsi borçlu, istesem hepsinin gazinolarını tek başıma alabilirim. Allah'a şükür o kadar gücüm var.»
Osman Kavran sözlerinin burasında duruyor. Derin derin nefes alıyor. Fakat inatçı mı inatçı. Tekrar konuşmaya başlıyor: «Bu yıl Türk müziğinin büyük isimlerini çıkaracağım sahneye,» diyor. «Biz gazinocular bütün ümitlerimizi onlara bağladık!»

Bakalım önümüzdeki günlerde sah neye geçen Yeşilçam mensuplarının hal-i pür melali ne olacak? Fakat biz gene de ihtiyatlı olalım. Biliyorsunuz, daha sahneye çıkmamış beş büyük şöhret var Yeşilçam'da: Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Sema Özcan, Mine Mutlu ve Nebahat Çehre. Acaba Osman Kavran onları da boykot etme cesaretini gösterebilecek mi?..(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Ajda Pekkan Konuşuyor

Kimisine göre Eurovision yenilgisinin getirdiği bunalımdan kimisine göre aşk ilişkilerindeki çıkmazdan büyük bir bunalıma itilmişti. Kimseyle görüşmek istemiyor, giderek kilo veriyor, gülmeyen yüzü, kuşkulu bakışlarıyla çok zaman bilinçsiz ve yanlış davranışlarda bulunuyordu. Bu sıkıntılı dönemini atiatamayacağım anlayınca her şeyi bırakıp kaçmak istedi. Günün birinde uçağa atladığı gibi Türkiye'den uçup gitti... Bazıları Londra'da olduğunu söylüyordu Ajda'nın... Ama kesin olarak kimsenin bildiği bir şey yoktu. Bir hafta Paris'te görülüyor, sonra Cenevre'de veya Zürih'de olduğundan söz ediliyordu. Beili ki, sıkıntısı, problemleri ülkesini terketmekle geçmemişti. Yerinde duramıyor, bir şeyler arıyor, aradığını bulamıyordu... İşte o günlerde ansızın bir akşam saatinde SES'e telefon etmişti Ajda... «Unutmak ve unutturmak istiyorum. Bıktım, usandım... En az altı ay gelmeyeceğim Türkiye'ye... Müziği seviyorum. 17 yıllık çocuğum benim. Kuşkusuz müzikten...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....