Ana içeriğe atla

Perihan Altındağ Tam 22 Kilo Zayıfladı

YIL 1939... Ankara Radyosu’nda bir «Ses Yarışması» açılır. O yıllarda halkın çok mutassıp olmasına, bu gibi yarışmaları pek tasvip etmemesine rağmen, 3 binden fazla genç erkek ve kız toplanır Ankara Radyosu’nun önüne.
İşte Ankara Radyosu’nda açılan bu imtihana 15 yaşlarında, genç bir kız da katılır. Ta İstanbul'dan Beşiktaş'dan kalkmış, şair ve musikişinas olan annesinin teşvik ve gayreti ile Ankara’ya gelmiş, imtihanlara girmiştir. Sesi, şarkıları icra tarzı o kadar beğenilmiştir ki, o devrin Basm ve Yayın Genel Müdürü bulunan Selim Sarper, genç kızı elinden tutmuş, «Üstün bir kabiliyet keşfettik. Geleceğin ses yıldızını bulduk» demiştir. Gerçekten de sonraları Dışişleri Bakanlığına kadar yükselen Selim Sarper’in o günkü sözleri, daha doğrusu kehanetleri boşa çıkmamış, 15 yaşındaki o çelimsiz, ürkek kız yıllarca ismini gazino neonlarının en üstüne yazdırmış, gelmiş geçmiş en ünlü kadın ses yıldızlarımızdan birisi olarak adını Türk musiki tarihine geçirmiştir.
Şimdi Kalamış'da iskelenin hemen yanmdaki bir yalıdayız. Karşımızda 1939 yılında Ankara Radyosu'nun imtihanlarına giren o çelimsiz ve ürkek genç kız var: Perihan Altındağ Sözeri... 46 yaşında, saçlarına hafiften kır düşmüş.
- «Yıllar bizi bu hale getirdi. Artık anneanne olduk. Allah bağışlasın 3 yaşında bir erkek torunum var,» diyor. «Oğlum da matematik imtihanına girmek için okula gitti. İnşallah başarılı olur. Artık sahne heyecanını bitirdik, şimdi çocuklarımızla, torunumuzla uğraşıyoruz. Her yaşantının ayn bir heyecanı oluyor galiba.»
- «Sahne heyecanınız daha bitmedi. Her gece sahneye çıkmıyor musunuz?» diye soruyoruz.
Gülüyor: «Sahne kanımıza işlemiş bir defa,» diye cevap veriyor. «Sahne, sanat aşkı bambaşka birşey. Tarifi imkânsız. Geçer yıl Bebek Belediye Gazinosuyla 15 gün için anlaşmıştım, 38 gün çalıştım. Bu yıl da Belvü Gazinosundan geldiler, ısrarla sahneye çıkmamı istediler. Kıramadım onları.»
Bir an duraklıyor. Tekrar gülmeye başlıyor. «Size samimi olarak itiraf edeyim mi, ben yalan konuşmasmı pek sevmem, konuşanlara da kızarım, galiba ben de sahneyi gene özledim. Yoksa sahneye çıkacağım diye iki ayda 22 kilo zayıflamazdım. Demek benim içimde de sahne ateşi hala yanıyormuş ki, bu kadar eziyet ve cefaya katlanıp günlerce rejim yaptım.»
- «Sahnede daha ziyade hangi tip şarkıları okumasını seversiniz?»
- «Eski şarkıları,» diye cevap veriyor Perihan Altmdağ Sözeri. «Dede Efendilerden, Cemil Beylerden... Hayret değil mi halk tutuyor. Demek bugün musikimizin dejenere edilmesine rağmen, halkımızda iyi müziğe, sanata, hakiki sanatçıya karşı bir yakınlık var.»
Söz açılmışken eskilerle, yenilerin mukayesesini yapmasını istiyoruz ünlü sanatçıdan. Düşünüyor. Haksız da değil. Kritik bir soru bu. Zülf-ü yara dokunmak var işin ucunda! «Herhalde eskilerin yeri dolmadı.» diye tane tane konuşuyor. «Yeniler musikiyi bilmiyorlar. Sesleri de yok. Çok iktidarsızlar. Bir Müzeyyen Senar, bir Hamiyet Yüceses henüz yetişmedi. Safiye Ayla ilerlemiş yaşma rağmen yenilerin çoğundan iyi. İkinci bir Münir Nurettin Selçuk ise çıkmadı henüz.»
- «Ya Zeki Müren...»
- «Bence Zeki Müren hiçbir zaman Münir Nurettin Selçuk ile kıyaslanamaz. Zira biri sanatçıdır, diğeri ise esnaf.»
Perihan Altmdağ Sözeri, 1950 yılında Münir Nurettin Selçuk ile «Üçüncü Selim’in Gözdesi» isimli filimde oynamış. Hayatının ilk ve son filmi bu. Bütün tekliflere rağmen bir daha da filimlerde oynamamış, ama 30, 40 kadar filmin şarkılarını okumuş. Sizler de hatırlayacaksınız «Yolculuk var», «Gurbet elde her akşam», «Estergon kalesi», «Göze mi geldim» gibi o devrin en meşhur şarkıları hep Perihan Altmdağ Sözeri'nin sesiyle meşhur olmuş...
Perihan Altındağ Sözeri'ye veda edip ayrılırken son olarak bir soru daha soruyoruz: «Sizin zamanınızda yevmiyeler kaç liraydı acaba?»
Kahkaha atarak gülmeye başlıyor.

- «Komik, çok komik» diye cevap veriyor. «Ben 1947 de 100 lira alırdım. O devrin en büyük ücretiydi bu.. Herkes hayretler içinde kalmıştı.. 100 lira bugün Hilton Oteli’nde garsonlara verilen bahşiş! Artistleri görmüyor musunuz? Maşallah hepsi de iyi para alıyorlar. Gecede 10 bin lira alanlar bile varmış galiba. Ne bileyim gazetelerde okuyorum ve doğrusu çok da şaşırıyorum. Bizim 100 lira nerede, onların aldığı yüz binlerce lira avanslar nerede?»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...