Ana içeriğe atla

Rossano Brazzi ve Julie Stewens Türkiye'de

«Acaba kendisi mi gelir, yoksa dublörünü mü yollar?» diye düşünüp merakla beklerken geçtiğimiz hafta pazar günü tam öğle vakti İstanbul'un Salıpazarı rıhtımına yanaşan İtalyan bandıralı «Ausonia» gemisinden kır saçlı, uzun favorili, orta boylu bir yolcu iniverdi. Rıhtımdakiler onu görür görmez, «İşte Rossano Brazzi geliyor.» dediler.
Rıhtıma iner inmez yeni rol arkadaşı Fikret Hakan ve prodüktör Ali Çakuş ile hararetle kucaklaştıktan sonra etrafını saran gazetecilere de tatlı tatlı gülümseyerek hatırlarını sordu ve ayaküstü onların sorularını cevaplandırdı.
Yıllar yılı dünya sinemasında romantik İtalyan erkeğini canlandırmış olan Rossano Brazzi büyük şöhretine rağmen hayli alçak gönüllü ve açıksözlü bir aktör ölüşüyle dikkati çekti. Gazetecilerle yaptığı konuşma sırasında, hayata avukat olarak atıldığını, fakat sonradan tesadüflerin kendisini sinemaya sürüklediğini ve bugüne kadar tam 156 filim çevirdiğini açıkladı. Eşinden söz ederken de. «Onu yedi yaşındayken tanımıştım. Hayli şişman olmasına rağmen çok çeviktir. Çocuğumuz yok, fakat karımla gayet iyi anlaşıyorum,» dedi. Bu sırada gözler «Ausonia» gemisinin merdivenlerinden inmekte olan mini etekli, yok mini etekli diyemeyeceğiz, minicik etekli, sarı kilotlu, sarı saçlı bir genç kadına takıldı. Rossano Brazzi de başını yukarı çevirmiş merdivenlerden inmekte olan sarışın dilberi hayran hayran süzüyordu. Genç kadın aşağıya inince, elli dört yaşındaki aktör hemen onu elinden tutup yanına çekti. Fotoğrafçıların tetikte beklediklerini fark edince de sarışın dilbere sarılıp dudaklarından öpüverdi. Gerçi görünürde kamera filan henüz yoktu, filim çalışmaları başlamamıştı, ama Rossano Brazzi'nin vakit kaybetmemek için biran önce çekim provalarına başlamak istediği anlaşılıyordu!..
Daha sonra verilen açıklamadan bu mini mini etekli, sarı saçlı genç kadının Julie Galli adında eski bir manken olduğunu öğrendik. Mankenlikten yıldızlığa geçen sarışın Julie Galli, ilk filmini bir süre önce Johnny Hallyday ile birlikte Mısır'da çevirmişti. Silah kaçakçıligiyle ilgili bir macera filmi olan bu kordeleda genç yıldız adayı seyircilerin karşısına «Julie Stevens» adiyle çıkmıştı. İkinci filminde, yani İstanbul’da çevireceği «İstanbul Macerası»nda ise seyircinin karşısına «Maitena Galli» adıyla çıkacaktı. Bundan sonra da isim değiştirmeye hiç niyeti yoktu. Eğer sinemada şöhrete ulaşacaksa Maitena Galli adiyle ulaşmak istiyordu.
Sarışın yıldız adayının minicik şeffaf kumaştan yapılmış eteği, narin vücudu ve rol arkadaşı Rossano Brazzi ile fazla samimi oluşu Salipazarı'ndaki karşılama töreninin en ilginç yönleriydi.
Daha sonra kafileye Rossano Brazzi'nin prodüktör ve rejisör olan ağabeyi Oscar Brazzi de katılınca saat 14.30'da konuklar Tarabya Oteli’ne gittiler. Odalarına yerleştikten sonra saat dörtte hemen iş toplantısı başladı «İstanbul Macerası» isimli filmin Türk yöneticileriyle Italyan yöneticileri arasında yapılan ön görüşmelerde, Türk yöneticilerin, İtalyan meslektaşlarına işe başlama kaporası olarak 2 500 T.L. ödediler.
Gece yol yorgunluğunu gidermek istediğini bildiren Rossano Brazzi ve tabii Maitena Galli erkenden odalarına çekildiler. Fakat Boğaz havası konukların yorgunluğunu çarçabuk almış olcak ki, gece geç vakit Bebek’teki Süreyya Restoran’da Fikret Hakan ve Ali Çakuş’un davetlisi olarak Türk yemeklerinden tattılar.

Rossano Brazzi’nin eşi ile filimdeki rol arkadaşı Sylva Koscina ayın yirmi sekizinde İstanbul’a gelecek. Beş haftada tamamlanacak olan bu macera filminde Rossano Brazzi aklî muvazenesini kaybetmiş bir doktoru canlandıracak. Sarışın Maitena Galli ise filimde ünlü aktörün eşi olacak...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...